Yalnız Mesajı Göster
  #2 (permalink)  
Eski 08-11-2006, 06:54 AM
Mehtap Altınkesen Mehtap Altınkesen  çevrimdışı
Moderator
 
Giriş: Apr 2006
Mesaj: 133
Varsayılan

Anlam ve uygulama açısından yönetim ve yönetişim kavramları…
Yönetim ve yönetişim kavramlarındaki farklılıklar aslında Türkçenin yetersizliğinden kaynaklanıyor. “Governance” kavramının tam Türkçesini bulabilmiş değiliz. “Yönetişim” diye tabir ediyoruz. Derneğimizin ismi “Kurumsal Yönetim Derneği” ama yönetişim kelimesi governance kavramını daha iyi vurguluyor çünkü yönetişim, yönetimden farklı bir anlam içeriyor. “Yönetim” dendiğinde daha idareye yönelik bir sistem anlaşılıyor; örneğin iyi bir yönetimin şeffaflık, hesap verebilirlik gibi ilkelere sahip olması gerekmiyor. Hâlbuki “yönetişim”, idarenin yanı sıra geleceğe yönelik tasarımları da gerçekleştiren ve birtakım prensipleri de kapsayan bir kavram olarak karşımıza çıkıyor.
Kurumsal yönetişim, temelde dört ana prensip üzerine kuruludur:
Açıklık
Şeffaflık
Adillik
Hesap verebilirlik
Bir de bütün bu prensiplerin çerçevesinde sorumluluk duygusu yükselmektedir. Tüm bunlar yönetişimin gerek siyasi, gerek kurumsal, gerekse ticari boyuttaki uygulamalarında geçerli olan prensiplerdir.
Şirketlerinizi yönetirken daha açık bir şekilde yönetmeniz lazım; çevreye duyarlı, paydaşlar arasındaki dengeyi sağlayan ve onları yeteri kadar bilgilendiren bir yapının oluşturulması gerekiyor. Aynı şekilde şeffaflık da çok önemli bir unsur haline geldi. “Ben yaptım oldu, şirket benim” gibi bir anlayışı sürdürmeniz mümkün olamıyor, artık dünya da bu yöne doğru gidiyor. Ayrıca kurumsal vatandaşlık diye nitelendirdiğimiz kavram çerçevesinde, nasıl bireylerin vatandaşlık hakları ve ödevleri varsa, kurumların da kurumsal bir vatandaş olarak hak ve ödevlerinin olması gündeme geliyor. Adillik kavramı ise çok temel hatlarıyla, paydaşlar arasındaki dağılımın dengeli yapılmasını göz önünde bulunduran bir konu. Tüm bunların çerçevesinde sorumluluk dediğimizde de, şirketlerin yaptığı işlerden sorumluluk hisseden ve bu sorumluluğun bilinciyle hareket eden bir yapıyla yönetilmesi anlaşılıyor. Dolayısıyla “Kurumsal yönetişim nedir?” dediğimiz zaman; şirketlerin yapıları içerisine adil, şeffaf, açık ve hesap verebilir bir yönetim anlayışının yerleştirilmesi şeklinde açıklayabiliriz.
Kurumsal yönetişim; ülke içinde yer alan kurumların, ülkenin ticari hayatını daha sağlıklı ve kalıcı bir şekilde geleceğe taşıması açısından büyük bir önem taşıyor. Özellikle aile şirketlerinden kurumsal yapıya geçen şirketlerde olan çöküntüleri de minimal düzeye indirmeyi sağlıyor. Çünkü böyle bir yapıyı daha birinci günden kurmaya başlarsanız şirketin geleceği için çok ciddi bir alt yapıyı da hazırlamış oluyorsunuz. Türkiye’de mevcut şirketlerin %98’inin aile şirketi şeklinde kurulduğun düşünürsek bu özellikle ülkemiz için çok önemli bir konu.

Kurumsal yönetişimin dünyada ve Türkiye’de gündeme gelişi…
1990’lı yıllar, dünyada çok önemli değişimlerin yaşandığı bir dönem oldu. Birincisi; son yüzyıl içerisinde doğu-batı bloğu içinde yani 1917’li yıllarda Bolşevik ihtilali ile başlayıp devam eden Sovyetler sistemi önemli bir güç haline geldi ve bunun karşısında batı dünyası ve Sovyet sistemi bir soğuk savaş dönemine girdiler. Bu dünya savaşlarının, özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasındaki soğuk savaşların yaşandığı döneme baktığımızda genelde açıklık ve şeffaflık ilkelerinden ziyade kapalılığın hakim olduğu ve işlerin birbirine pek de fark ettirmeden, gizliden gizliye yapıldığı bir siyasi düzenin olduğunu görüyoruz. Mevcut siyasi düzendeki bu kapalılık iş dünyasına da aynı şekilde yansıdı.
1990 yılında Sovyetler Birliği’nin çökmeye başlamasıyla kartların açıldığı, örneğin KGB’nin yaptığı istihbaratları açıkladığı, Amerika Birleşik Devletleri’nin haber alma hak ve özgürlükleri çerçevesinde birtakım bilgileri dünyaya sunduğu bir dönem başladı. Bu gelişmelerle birlikte birdenbire dünyada şöyle bir değişiklik oldu; insanlar “Demek biz bilmeden neler oluyordu, bundan sonra böyle şeyler olmasın” demeye başladılar.
Siyasi hayatın yanı sıra tüm bu gelişmeler bir yandan ticari hayata da yansımaya başladı ve Enron skandalı, dünyayı sarsan bir kriz olarak gündeme oturdu. Enron, kendi halinde ufak boyutlu bir demir-çelik şirketi iken birdenbire tüm piyasalarda enerji alıp satan bir enerji devi haline gelmişti. Amerika’da Harvard Üniversitesi’nde örnek vaka çalışması olarak işlendi. Sonrasında çöktüğünde ise ortada ne enerji ne başka bir şey olmadığı görüldü; birtakım hayaller yaratarak, bu hayalleri bankacıları, denetçileri inandıran, Harvard’da örnek olay haline gelen şirket, birdenbire kâğıttan bir kule gibi yıkıldı. Bu olay ayrıca denetim sektöründe de büyük bir yara oldu.
Böylece görüldü ki; birtakım şirketler aslında görüldükleri kadar güçlü değil. Kurumsal yönetişimin şeffaflık, hesap verebilirlik, adillik ve sorumluluk felsefelerini tam uygulamadıkları için bu kurumlar, hem içinde bulundukları toplumda hem de o ülkenin sermaye piyasalarında büyük hasarlara yol açıyorlar.
Burada önemli olan tek bir şirket içinde yaşanan problem değil; yatırımcının güvenini kötüye kullanan bir yapı olması nedeniyle, bütün sermaye piyasalarında çöküşe yol açabilecek boyutlarda çok ciddi krizlerin yaşanması söz konusu.
Yaşanan tüm gelişmelerle birlikte bu konu önce uluslararası piyasalarda gündeme geldi. Yatırımcı çevreler; usulsüzlük yapan, yaptığı bu usulsüzlükle vergi kaybına ve işsizliğe yol açan, ülke ekonomisini tahrip eden yapılara karşı birtakım önlemler alma çabası içine girdiler. Bu çabaların en başında kurumsal yönetişim ilkelerinin uygulanması geldi ve ülkelerin hemen hepsinde Kurumsal Yönetişim Kod Kitapçığı yayımlandı. Konuya ilişkin çeşitli sivil toplum örgütleri kurularak denetim mekanizmaları oluşturulmaya başlandı. Türkiye’de de TÜSİAD’ın öncülüğünde başlamış olan çalışmaların sonucunda bizim derneğimiz kuruldu. Ardından Sabancı Üniversitesi’nde daha eğitsel boyutuyla ilgili bir forum oluşturuldu. Denetim şirketleri içerisinde de kurumsal yönetim puanı vermek üzere birtakım yapılanmalar gerçekleştirildi. Sermaye Piyasası Kurulu da tavsiye niteliğinde olan bir bildiriyle “Türkiye’de kurumsal yönetim nasıl olmalıdır?” konulu bir çalışma içerisinde.
2005 yılıyla beraber büyük bir olasılıkla İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda alım satım yapılan hisse senetleri içerisinde kurumsal yönetim puanı olan şirketlerin hisse senetleri ayrı bir kotasyona tabi tutulacaklar. Dolayısıyla yatırımcı, çalışanlar, kamu ya da tüketiciler olarak hepimiz dışarıdan baktığımız zaman bir şirketin kurumsal yönetim ilkelerine uygun yönetilip yönetilmediği konusunda bir fikir sahibi olacağız. Bu da o şirketten alışveriş yaparken önem taşıyor. Eğer şirket, kurumsal yönetim ilkeleriyle yönetiliyorsa daha kalıcı bir işbirliği yapılabilecektir. Veya bir yatırım düşünüyorsanız, kurumsal yönetim ilkeleriyle yönetim yapan bir şirketi tercih edeceksiniz. Bu anlamda önemli bir noktaya geldik, bundan sonra da başarıyla devam edeceğini düşünüyorum

__________________
Mehtap Altınkesen
İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi
İnsan Kaynakları Yönetimi Programı
Yüksek Lisans Öğrencisi
Alıntı Yaparak Cevapla