23 Mart 2006 günü ODTÜ Kültür Kongre Merkezi’nde düzenlenen 3. İnsan Kaynakları Kongresi'ndeki konu başlıklarının biri de "Yaşamda Kalite"ydi.
Moderatör: Balçiçek Pamir (Gazeteci-Yazar)
Konuşmacılar: Erol Evgin (Sanatçı), Prof. Dr. Cengiz Güleç (Madalyon Psikiyatri Merkezi-Psikiyatr), A. Şerif İzgören (İzgören&Akın, Yönetim Danışmanı)
"Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol"
Erol Evgin sanatın toplum kalitesindeki etkisine ve bireysel toplumsal kurumsal ahlakın yasamdaki kaliteyi belirlediğine değindi. Ruh sağlığının koruyucu hekimliği sanattır dedi. Kültür Bakanlığının devlet bütçesinden aldığı payın yükseltilmesi gerektiğini savunan Evgin sanatın zaten doğal bir kalite arayışı olduğunu söyledi. Kendi kalitesini neye borçlu olduğu sorulduğundaysa söyle devam etti: “Hedefim isimi uygar ülkeler düzeyinde iyi yapmaktı ama yöntemim yoktu. Benim imaj-maker im Mevlana dır: “ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” lafını hayatım boyunca benimsedim” diyerek yaşamdaki kalitesini neye borçlu olduğunu özetledi.
Uygarlık, bilim ve kültür kavramlarına değinerek konuşmasını açan Cengiz Güleç, kültürün insanın içine işlemesi, ruhunu zenginleştirmesi olarak kullanıldığına değindi. Uygarlık düşünüldüğünde yaşam kalitesine dikkat çeken konuşmacıya göre yaşam kalitesi görecelidir, uygarlık ve yaşam kalitesi birlikte gitmeyebilir.
Daha sonra sağlık kavramını da ele alan konuşmacı, sağlığı veri olarak ele aldığımıza ama yaşam kalitesi ve ruh hali arasında bire bir ilişki olduğuna değindi. Bu durumda yaşam kalitesi yerine pozitif ruh sağlığından bahsetmenin daha doğru olduğunu vurguladı. Bunun yanı sıra insan kaynaklarından bahsederek insanı metalaştırmanın rahatsız edici olduğunu belirtti.
Konuşmacıya göre bu tanımlama insanların yönlendirilmesi gerektiğini vurguladığı için rahatsız edicidir. Konuşmasında tekrar medeniyete ve modern insana değinen Güleç, insan tarihi ve evrimine bakıldığında modern insanın talihsiz olduğunu, toplumsal zenginliğin her zaman ruh zenginliğine işaret etmediğini ve bunun da modern toplumlardaki intihar, alkolizm, toplumsal şiddet gibi olayların daha fazla olması ile kendini gösterdiğine değindi.
Şerif İzgören ise yaşamda kaliteyi yakalayabilmek için önce bireysel olarak yaşama amaçlarımızı belirlemememiz gerektiğini, ancak ekmek kuyruğunda 100 kuruş için erkenden sıraya giren insanlar varken yaşama amacımızın emekli olup kahvede oturmak olmaması gerektiğini söyledi. Amaç belirlemenin yaşam kalitesini arttıracağını savunan İzgören toplumda bizlere biçilen rollerin bizi kendimizden ve yaşam kalitemizden uzaklaştırdığına ve yüzümüzdeki maskelerden hangisinin aslında gerçek biz olduğumuzu unutturduğuna değindi.
Oturumun bu bölümünde tekrar söz alan Güleç, ruh sağlığı için mizah anlayışının önemine deyindi. Konuşmacıya göre, hastalığa sahip olmamamız, ruh sağlığımızın olduğunu her zaman göstermemektedir. Ruh sağlığını çalışabilme, sevebilme ve gülebilme olarak tanımlayan Güleç, bunların hepsinin aynı zamanda kalite göstergesi olduğunu belirtti.
Yaşam kalitesinin nasıl yükseltilebileceğine, sanatın buradaki rolüne ve uygarlıktan ne anladığımıza göre yaşam kalitesi ve uygarlık arasındaki ilişkinin değiştiğinin konu alındığı bu oturum da dinleyici sorularıyla noktalandı.
Bu yazı www.insankaynaklari.com adresinden alınmıştır.