insankaynaklari.com - Platin Araştırması
Çalışanlar için Ocak ve Şubat ayları çok farklı bir bekleyiş ve heyecan içinde geçer. Yeni yılla birlikte alınacak zam oranı gündemin bir numaralı maddesidir. Bir yıllık performansın ödüllendirilmesi olarak görülen ücret artışları bazılarının yüzünü güldürür, bazılarını ise isyan noktasına getirir.
2001 yılında bırakın zam almayı, mevcut maaşlarında bile kesinti yaşayan çalışanların 2002’de de yüzü gülmedi. Yine de işten çıkarmalar, küçülmeler derken ideal çalışan sayısını yakalayan işletmeler, geride kalanların kalbini kazanmak için zaman içinde orataya çıkan dengesizlikleri ortadan kaldırmak üzere “düzenlemeye” gittiler. 2003’te ise dengeler yeniden yerine oturdu ve şirketlerin çoğu biri performans, diğeri enflasyon olmak üzere iki kez ücret zammı da yaptılar.
2004 yılı içinse durum biraz daha farklı. Zira geçmişle bugün arasında çok ciddi bir konjonktürel değişim söz konusu. Normal şartlarda yılda iki kez yapılan zamlarda iki hedef vardı. Bu hedeflerden biri çalışanların performanslarına bağlı olarak ücret artışı almaları, diğeri ise ülkedeki yüksek enflasyonun maaşlar üzerindeki olumsuz etkisini telafi etmek. Enflasyonun düşüş sürecine girmesiyle birlikte, zam oranlarıyla ilgili olarak da yepyeni bir dönem başladı. Artık yüzde 20’ler hatta yüzde 10’larla ifade edilen ücret artışları neredeyse hayal. Hal böyle olunca, çalışanları salt ücretle memnun etmek artık çok daha zor. Peki 2004’ün başında şirketler hangi oranda zam yaptılar? Ya da yaptılar mı? Aldıkları zamdan ücretliler ne kadar memnun kaldılar?
İşte tüm bu sorulara yanıt almak için bu ay da Platin dergisi ile artık gelenekselleşen anket çalışmamızı yürüttük. Anket sonuçlarını ise Ernst & Young İnsan Kaynakları Danışmanlığı Yönetici Seçme ve Değerlendirme Bölümü Müdürü Elif Baydar ile değerlendirdik.
Zamlar 2003’te Yüzde 20’yi Gördü...
Türkiye’e işletmeler genellikle yılda iki kez ücret artışına gidiyor. Ankete katılanların yüzde 71’i bu saptamayı doğruluyor. Buna göre katılımcıların yüzde 24’ü yılda bir kez zam aldıklarını belirtiyor.
Elif Baydar, firmaların genellikle iki kez zam yapmayı tercih ettiklerine, ocak ve temmuz aylarında yapılan zamların 2003 yılında kriz öncesi dönemdeki oranlara göre oldukça düşük kaldığına dikkat çekiyor. Baydar, “Yılbaşındaki ücret artışının ardından yıl ortasında ciddi bir artış olmadı, sadece enflasyon düzenlemesi yapıldı. Birçok firma ise bu ayarlamayı dahi yapmadı ve yılı tek zamla sona erdirdi” diyor. 2004 yılında alınan zamlara gelmeden önce 2003’ü hatırlamakta fayda var.
Katılımcıların yüzde 35’i “2003 yılı başında aldığınız ücret artışını belirtiniz” sorusuna yüzde 10 ile yüzde 20 arasında ücret artışı aldıkları yönünde yanıt veririken, yüzde 30’luk kesim bu soruyu “Yüzde 10 ve daha az” şeklinde yanıtladı. Hiç zam almadıklarını söyleyenlerin oranı ise yüzde 12. Elif Baydar, yanıtların üst üste yaşanan ekonomik krizlerin ardından geçmişte başta bankacılık olmak üzere değişik sektörlerde aşırıya kaçan ücret ve yan hakların törpülenmediğini göstermesi açısından ilginç olduğunu söylüyor. Baydar bu süreçteki diğer uygulamaları ise şöyle açıklıyor: “İşverenler ücret indirimlerinin yanı sıra, yabancı para cinsinden ücretleri TL’ye çevirip, yan hakları da kısıtladılar. Buna paralel olarak ücret artışları geçmiş yıllara göre daha düşük oldu.”
2004’te Yarı Yarıya Azaldı...
Ücret artışı yapacak işletmelerin büyük çoğunluğu zam oranlarını belirledi. Katılımcılara 2004 yılı başında aldıkları zam oranı sorulduğunda, bu soruya yanıt verenlerin yüzde 45’lik bölümü 2004 yılı başından itibaren yüzde 0-10 arasında bir ücret artışı aldığını belirtirken, yüzde 24’lük kesim ise hiç artış almadığını ifade ediyor. Burada oranlarla ilgili geçmişle bugün arasındaki fark çok daha bariz bir şekilde ortaya çıkıyor.
Elif Baydar, krizlerin ardından toparlanmaya başlayan piyasalara rağmen düşük seyreden enflasyon oranı nedeniyle 2004 ücret artışlarının geçen yıllara göre daha düşük olduğunu söylüyor. Bu soruya verilen yanıtlar aslında bir sonraki soruya verilecek yanıtların da habercisi. Zira, sıradaki soru “Ücret artışlarından memnun musunuz?” ve bu soruya yanıt verenler hallerinde hiç de memnun görünmüyorlar. Katılımcıların yüzde 87 gibi çok önemli bir çoğunluğu aldığı zamdan memnun olmadığını belirtiyor.
Baydar, bu “memnuniyetsizlik hali” ni şöyle açıklıyor: “Çalışanların çoğu kriz öncesinde verilen yüksek zamları hayal ettiğinden, yapılan zamlar kendilerini tatmin etmiyor. Kriz öncesindeki döneme dönüşün gerçekleşeceğini düşünerek, yeni zam oranlarıyla eskisini kıyaslamaya başlıyorlar. Bizim gözlemimiz, şirketlerin hiçbir şekilde kriz öncesindeki ücret politikalarına geri dönmeyecekleri yönünde. Çünkü geçmişte yaşanan aşırı değerlendirmelerden çok fazla ders çıkardılar. Şirket yönetimlerinin eskiye dönmek gibi bir niyetleri yok...”
Karın Tokluğuna Çalışıyoruz...
Peki zam oranı ne olursa olsun çalışanlar aldıkları ücretten memnun mu? Maaşları beklentilerini ne kadar karşılıyor? Ankete katılanların yüzde 43’ü şu anki maaşını beklentilerinin altında bulurken, yüzde 42’lik kesim ise maaşlarının sadece temel ihtiyaçlarını karşıladığını belirtiyor.
Elif Baydar’in bu sonuçla ilgili yorumu şöyle: “Burada çalışanlar tarafında, çok gerçekçi olmayan bir beklenti olduğunu görüyoruz. Geçen dönemlerde alınan yüksek enflasyona dayalı yüksek ücret artışları, enflasyonun düşmesine paralel olarak düşüşe geçti. Ücret artış oranlarının düşmesindeki diğer bir etken de enflasyona dayalı ücretlendirmenin, yerini giderek performansa dayalı ücretlendirme sistemine bırakması oldu. Önceden şirketlerin performans ölçüm sistemleri yeterli değildi. Kriz sonrasında ise bireysel performansın ön plana çıkması ve Yeni İş Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle performans değerlendirme sistemlerine eskiye oranla daha fazla önem verilmeye başlandı. Düşen ücret artışları çalışanları memnun etmekten uzaklaştı.” Peki şirketlerde ücret artışlarını belirleyen unsurlar neler?
Ankete katılanların yüzde 24’lük bölümü ücret artışlarının enflasyona bağlı olduğunu ifade ederken “Firma verimliliğine ve öğrenim durumuna bağlıdır” diyenlerin oranı ise yüzde 14. Elif Baydar, ücret artışlarında kişinin performansı, enflasyon oranı ve yapılan işin piyasadaki ortalama ücretinin etkili unsurların başında geldiğini söylüyor. Baydar, “Kriz öncesinde çok büyük karlar elde edildiğinden bireysel performansa fazla bakılmıyordu. Kriz sonrası gelişmeler şirketleri performansa dayalı sistemler oluşturmaya zorladı. Şirkete katma değer yaratan kişilere, katmayanlara oranla daha yüksek artışlar verilmeye başlandı. Ödül yönetimi kavramı ortaya çıktı. Geçmişte daha çok satış kadrolarında ön planda olan toplam kazanç kavramı diğer fonksiyonlar için de geçerli olmaya başladı” diyor
İlaç Sektörü Her Derde Deva...
Ankete yanıt verenlerin yüzde 9’u bankacılık sektöründe, yüzde 8’i bilişim, yüzde 7’si ise otomotiv sektöründe çalışıyor. Katılımcıların ücretler açısından en cazip buldukları sektörler ise sırasıyla ilaç, uluslararası ticaret ve otomotiv olarak sır<alanıyor.
Baydar, sektörlere göre ücret seviyeleriyle ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor: “Geçtiğimiz dönemde satış odaklı firmaların işe alımlarında hareketlilik yaşandı. Bunlardan en dikkat çekenleri ise ilaç firmaları oldu. Kriz sonrası bu sektörde ücret erimesi daha az gerçekleşti. Krizlerden fazlasıyla etkilenen otomotiv ve finans sektörleri de toparlanıyor. İhracatın yükselişi de dış ticaretin cazibesini artırdı."
Peki çoğunluk aldığı ücretten şikayet ediyorsa, iş değiştirmede en etkili olan unsur da ücret olmalı, öyle değil mi? İşte anketin en şaşırtıcı sonuçlarından biri “Şu anda çalışmakta olduğunuz işi değiştirmenizde etkili olacak unsurlar nelerdir?” sorusuna verilen yanıtlarda ortaya çıkıyor.
Ankete katılanların yüzde 30’u kişisel ilişkiler, yüzde 22’si terfi olanakları, yüzde 15’i ise yaşam tarzı nedeniyle çalıştığı işi değiştirebileceğini belirtirken, ücret nedeniyle işini değiştireceğini söyleyenlerin oranı sadece yüzde 9.
Baydar’ın yorumu ise şöyle: “İş değiştirmede sanıldığı üzere ücretin belirleyici unsur olmadığını söyleyebiliriz. Kişisel ilişkilerin de önemli rol oynadığını görüyoruz. Kariyer imkanları da iş değiştirme söz konusu olduğunda önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor.”
www.insankaynakları.com