Geri Git   İnsan Kaynakları Akademisi > iNSAN KAYNAKLARI > ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ

Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Bu Konuda Ara Görünüm Modları
  #1 (permalink)  
Eski 04-02-2006, 07:23 PM
Müslüm D Müslüm D  çevrimdışı
Moderator
 
Giriş: Apr 2006
Mesaj: 133
Varsayılan Teknoloji ve Endüstriyel İlişkiler



Giriş
“20. yüzyıl bilinen insanlık tarihinin en ilginç yüzyılıdır” değerlendirmesini yapmak hiç de yanlış olmaz.
20. yüzyılın başlangıcı ile birlikte teknolojik gelişmeler hızla ivme kazanmış ve yüzyılın ikinci yarısında bu gelişmeler keskin yükselişler halinde kuşaktan kuşağa kendini göstermiştir. Örneğin, 1950’li yıllarda doğanlar evlerde kullanılmaya başlayan elektriğe gözlerini açarken, 1960’lı yıllarda doğanlar radyoya, 1970’li yıllarda televizyona, 1980’li yıllarda renkli televizyona, günümüze en yakın 1990’lı yıllarda doğanlar ise bilgisayarlara gözlerini açtılar.
Bu tür gelişmeler, bilinen insanlık tarihi boyunca gerçekleşen tüm teknolojik gelişmeye oranla, 20. yüzyılda ortaya çıkan ani yükseliş ivmesinin belirtilerinden bazıları olarak gösterilebilir. Bilinen tüm insanlık tarihi boyunca gerçekleşmiş toplam teknolojik iyileşme ve gelişmenin en önemli bölümü 20. yüzyıl içerisinde yaşanmıştır.

Endüstriyel İlişkiler Gelişip Değişiyor Teknolojideki bu ani ve hızlı gelişim endüstriyel ilişkileri de ister istemez etkilemiştir.
Endüstriyel ilişkiler açısından da son derece dramatik gelişmeler, geride bıraktığımız yüzyılda gerçekleşmiştir. Fordist üretim sistemi ile sembolik olarak kendini ifade etmeye başlayan kapitalist yükselişle birlikte 19. yüzyılın ortalarına kadar ekonomik varlıklarını sürdürebilen loncalar, ahilik gibi kardeşlik kuruluşları, 20. yüzyılda
devirlerini tamamlamışlardır. Yüzyıllar boyunca süren bu geleneksel üretim sistemini ortadan kaldıran Fordist üretim sistemi de kısa sayılabilecek bir sürede önemli değişiklikler göstermek zorunda kalmıştır.
İnsan kaynakları yönetimi açısından da gelişme kaçınılmaz olmuştur. Taylorizm etkisindeki Fordist üretim sistemi yabancılaşma ve verimsizlik ile başa çıkamamıştır . Anlaşılmıştır ki, Fordist üretimdeki gibi üretim bandının başında yapılan planlama alıcıları tam olarak tatmin edememiş, müşterinin isteklerinin karşılanabilmesi ancak
üretim bandının sonundan planlama yapılması ile hayata geçirilebilmiştir.
Örneğin; Fordist sistemin tipik özelliği olan ve montaj zincirinin her koşulda çalışmasını sürdürmesi şeklindeki “dogma”, Toyota fabrikalarında ortadan kaldırılmıştır. Her işçi üretimde herhangi bir hata gördüğünde ya da işini doğru biçimde gerçekleştiremediğinde, iş alanının hemen yanında konumlandırılan bir kolu çekerek ya da daha basit bir şekilde, yalnızca bir düğmeye basarak bandı durdurmaktadır . Basit gibi görünmekle birlikte önemli bir ihtiyacı karşılayan bu yenilik üretimin kalitesinde ve müşteri mutluluğunda artış sağlamıştır. İnsana verilen önem, Fordist üretim sisteminin aşamadığı engelin aşılmasında büyük rol oynamıştır. Bu “esneme” Post-Fordist, Post Taylorist üretim sistemleri ile kendini gösterdi.
Gerek Just-in-time (tüketicinin mal talebinin anında karşılanması), gerek otonomasyon (jidoka) (Otonomasyon sözcüğü “otomasyon” ve “otonomi” sözcüklerinin kombinasyonu sonucunda türetilmiş bir terimdir ve ürünlerin doğrudan kalite kontrolünde işçilerin oto-aktivasyonu kavramını ifade etmektedir) toplu üretimde oluşan
bir dizi tipik yapısal engel ve sınırlamayı aşmaya yönelik ilkelerdir.
Her ikisi de iş sürecinde insan faktörünü ön plana çeken uygulamalardır.
Just-in-time büyük miktarlarda seri üretimin tipik sorunu olan yüksek stoklama maliyetini düşürmeyi hedef almakta ve ürüne katma değer ekleyerek fabrikanın faaliyetlerine değer kazandırmaktadır .
19. yüzyıl ortalarına kadar direnen, içine kapanık geleneksel üretimdeki dramatik çöküş ve teknoloji desteğinde ilerleyen kapitalizm, kaçınılmaz olarak bizleri 20. yüzyılın sonlarına doğru hemen her ekonomik kavramın önüne bir “global” sözcüğü eklemek zorunda bırakır hale getirmiştir. Gerçekten de teknoloji şu ya da bu yolla tüm dünya ekonomisinin bir gün tek bir ekonomi (küresel ekonomi) haline gelmesinde önemli bir rol oynamaktadır.

Teknolojik Gelişmeye İyi Bir Örnek “Bilgisayar”
Bilgisayar teknolojisindeki gelişme 20. yüzyılda tüm alanlarda gerçekleşen sıçrayışa paralel ve belki de bu sıçrayışın içersindeki en iyi örnek olması nedeniyle önemlidir.

Eniac 1946
1946 yılında önemli bir deneyim ve bilgi birikiminin ürünü olarak 3 yıllık bir çalışma sonucunda gerçekleştirilen “Eniac” bilgisayarı 94 metrekarelik bir salona kurulabilmişti. Saniyede 5000 işlem gerçekleştirebilen (karşılaştırma yapabilmeniz için; muhtemelen evinizde kullandığınız bilgisayar milyonlarla ifade edilebilecek işlem/saniye kapasitesine sahiptir) bu teknoloji harikası bilgisayar zamanında büyük sükse yapmış, bilgi giriş ve çıkışı oldukça zahmetli olmasına karşın hesaplamalardaki hızı sayesinde önemli projelerin gerçekleştirilmesini kolaylaştırarak teknolojik yükselişe katkıda bulunmuştur. Günden güne gelişen bilgisayar teknolojisi 1976 yılına gelindiğinde “Cray I”i üretebilecek seviyeye gelmişti. Saniyede 166 milyon kayan nokta işlemi gerçekleştirebilen zamanın süper bilgisayarı, bilim adamlarının teknoloji geliştirme ve dünyayı keşfetme serüvenlerine önemli katkılarda bulundu.
Günümüzde ise 1976 yılının bu “süper bilgisayarı”nın gücünden çok daha fazlasına sahip oyun konsolları evlere girmeye başladı bile. Bir de günümüzün süper bilgisayarlarının işlem güçlerinin ne kadar arttığını siz düşünün.

Cray I 1976
Mizahi bir yaklaşımla bilgisayar ve otomobil için yapılan teknoloji karşılaştırmasına göre; bilgisayarların gösterdiği teknolojik gelişme otomobil üretimi teknolojisinde yaşansaydı, şu anda saatte birmilyon kilometre hızla giden ya da uçabilen arabalarımız olabilirdi.
Bilgisayar teknolojisindeki gelişim hızı 20. yüzyılın yüksek ivmeli gelişimini göstermesi açısından iyi bir örnektir. Ancak şüphesiz tek örnek değildir. 20 yüzyıl içersinde makinelerin teknolojisi neredeyse tekerleğin icadından sonraki en belirgin gelişmeyi göstermiştir. Sanayi devriminin bu gelişmede önemli payı bulunmaktadır. Bütün bu gelişmelerle birlikte bilgisayar ağlarının dünya çapında birleştirilmesi ile ortaya çıkan Internet ile bilgi ve haberleşmenin sınırları neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır. İlk defa 1984’de William Gibson’un “Neuromancer” isimli romanında bahsettiği “cyberspace” (sanal alem) böylece gerçekleşmiştir.

Endüstri İlişkileri, Teknolojinin Esiri mi, İvmelendiricisi mi?
Endüstriyel ilişkiler bu teknolojik fırtınadan bazen olumlu, zaman zaman da olumsuz etkilenmiştir. Esneme ve esnekleşme gereği işsiz kalanlar olduğu gibi pek çok yeni iş ve daha önce var olmayan iş alanı ortaya çıkmıştır. Günümüzde artan rekabet ve globalleşmenin etkisiyle bir çeşit geriye dönüş yaşanmış, kuralların yani iş hukukunun esnekleştirilmesine çalışılmıştır. Burada en önemli sorun yok olan işlerin yerine ortaya çıkan yeni ve nitelikli işgücü gerektiren işlerde istihdam edilemeyen işgücünün yeniden iş hayatına kazandırılmasındaki güçlük ve bunun yarattığı zincirleme sosyo-ekonomik etkilerdir. Bazı görüşlere göre bu durum, dünya ekonomisinde son zamanlarda yaşanan neo-liberalizm akımının iş hukukundaki uzantısı olarak kabul edilmekle birlikte, esnekleştirme bazen açıkça kuralsızlaştırmanın (deregülasyon) telaffuzu halinde, bazen de “engelleri ortadan kaldırma” gibi sloganlar halinde ortaya çıkabilmektedir. Fakat esneklik sadece kuralsızlaştırma ile değil, aksine emredici bir hukuk kuralına istisnalar getirilerek de sağlanabilir . Burada dikkat edilmesi gereken husus esnekleşmenin bir amaç değil, küresel rekabet nedeniyle üretim
tekniklerine getirilmeye çalışılan rahatlama, rekabet gücü sağlama çabası olmasıdır. Dolayısıyla esnekliği işgücü için bir tehdit olarak değil, bir zorunluluk ve işletmeyi, aynı zamanda orada çalışanları koruma amaçlı bir uygulama olarak değerlendirmek yanlış olmaz. “Evde çalışma” kavramı bile bir zamanlar ütopik gibi görünürken bu kavram, şimdi ev, işyeri gibi mekana bağlı olmadan “heryerde çalışma” haline gelmiştir. Hareketliliği artan işgücü, uygun durumlarda mekana bağlı olmadan da çalışılıp üretilebileceğini kanıtlamıştır.
Bilişim sektörünün gözdesi olan Hindistanlı bilgisayar programcıları evlerinin kapısından dışarı çıkmadan dünyanın öbür ucunda, kendilerini belki de içini hiç görmedikleri bir ofisin elemanı gibi çalışır bulmuşlardır.
Görüleceği üzere nitelikli işgücü açısından küresel anlamda iş-işgücü aranabilir hale gelmiştir. Endüstride de teknolojik gelişim sonucu klasik Fordist etkinin getirdiği
niteliksiz işçiye olan talep, nitelik gerektiren ve çok fonksiyonlu işlerin altından kalkabilecek çalışan talebine dönüşmüştür. Bu durum, geleneksel fordist ölçek ekonomilerini, uzmanlık ekonomileri haline getirmiştir. Bunun mevcut teknoloji stratejisi modelleri ile teknoloji yönetim teknikleri ve yöntemleri üzerinde güçlü bir etkisi olmuştur. Teknoloji, çalışanlar için esaret değil kolaylık sağlar hale gelmiştir.
Üretimin eskisine göre çok daha kısa sürede ve yüksek kalitede gerçekleşmesi, hem işgücüne hem müşterilere yaramıştır. Böylece 19. yüzyılın sonlarında kendini gösteren, insanların birgün teknolojinin esiri olacakları düşüncesi gerilerde kalmıştır. Teknoloji ise tüm imkanlarıyla bir yandan eski işleri yok ederken bir yandan da yeni işler ortaya çıkartmaktadır. Ancak yeni teknolojilere ve üretim tekniklerine mevcut işgücünün uyumu, bunun için de gereken işgücünün yeniden eğitiminin zorluğu
halen güncelliğini korumaktadır.

Devletin ve Sendikaların Yeni Rolü
Devletin iş piyasalarındaki ve ekonomideki rolü globalleşme ve neo-liberal iktisat politikalarının etkisiyle azalmaktadır.
Endüstriyel ilişkilerde de devlet genel çerçeveyi çizmekte ve tarafları olabildiğince serbest bırakmaktadır. Devlet, artık insanlara hizmet ve hakları koruma görevini daha iyi bir şekilde yerine getirmeye çalışmaktadır. Devletin önünde yeni iş alanları açılması için her türlü imkanı sağlamak gibi önemli bir misyon güncelliğini korumaktadır.
Aksi halde daha fazla hapishane ve rehabilitasyon merkezine ihtiyaç olacaktır. Avrupa’da günümüzde büyük şirketler, büyük bankalar, büyük sendikalar ve büyük hükümetlerin hükümran olduğu ekonomileri işletme yöntemi, hızla globalleşen piyasaların taleplerine yanıt veremez hale gelmektedir . Artık gerektiği yerde küçülme ya da gerektiğinden fazla büyümeme şirket politikaları içinde yer almaya başlamıştır.
Post-Fordist üretim tekniklerinin getirdiği uzmanlaşmış personel – kalifiye personel ihtiyacı etkisiyle nitelikleri artan işgücünü temsil etmekte geç kalan işçi sendikalarının yeni gelişmeler karşısında, toplu pazarlık güçlerinde önemli azalmalar ile karşılaşmaları sözkonusu olmuştur. İşçi sendikalarının 21. yüzyılda varlıklarını
sürdürebilmeleri için bu yeni yapıya uyum sağlayarak nitelikli işgücünün ihtiyaçları doğrultusunda nitelikli işgücü için pazarlık yapmaları ve üyelerine alışıldık sendikacılık hizmetleri dışında geniş yelpazeli ek bazı hizmetler de sunmaları gerekmektedir.
Yeni teknolojik gelişmeler nedeniyle uzmanlaşmaya yönelik talep ve nitelikli işgücüne ihtiyacın artması ilk planda kişisel pazarlık gücünü artırıp işçi sendikalarının toplu pazarlık gücünü azaltmaktadır.
Eğitim verme imkanı olan ve bunu doğru şekilde kullanarak üyelerine yeni beceriler kazandıran işçi sendikalarının ise bu gelişmelere rağmen hayatiyetlerini devam ettirmeleri mümkün görünmektedir. Özellikle yeni işlere adaptasyon ve bu işlerin gerektirdiği bilgilerin işgücüne kazandırılmasında işçi sendikaları rol oynayabilecektir.
Özetle, işçi sendikalarının nitelikli işgücünü temsil eder hale gelmeleri, 21. yüzyılda varlıklarını sürdürebilmelerini sağlayacaktır.

Sonuç

Teknolojiye sahip olmanın yanında onu üretmek küresel ekonomide yerimizi sağlamlaştırmak için tek çıkar yoldur. Teknoloji meydana getirdiği devinimle eski yaşam tarzlarını ister istemez değiştirmektedir.
Bu akışın önünde durmak da mümkün görünmemektedir. 20. yüzyılda gerçekleşen hızlı teknolojik gelişme, hayata, ekonomiye, işgücüne, sermayeye bakışımızı değiştirmiştir.
Globalleşme artık hiçbirimiz için bir slogan değildir, çünkü mesafelerin iletişime getirdiği sınırlar giderek daralmaktadır. Erişimin kolay olması, bilgiye, hizmetlere, işgücüne, mallara daha kolay erişmemiz demek olduğu gibi, bizim ürettiğimiz, bilgi, hizmet ve mallara da kolay erişilmesi, dolayısıyla daha kaynaşmış bir küresel ekonominin kaçınılmazlığı anlamına gelmektedir.
Teknoloji endüstri ilişkilerine damgasını vurmuştur. Ortaya çıkan yeni işler, bir çalışanın hayatı boyunca birden fazla ve değişik nitelikte işin gereklerine cevap verebilecek eğitimlere ihtiyaç duyması, endüstri ilişkilerinde de devamlı olarak yeniliğe ve gelişmeye ihtiyaç duyulmasını sağlamıştır.
Sendikaların kabuk değiştirme gereği karşısında teknolojiye ayak uydurmaları da bir zorunluluk olarak görülmektedir. İşsizlik, mücadele edilmesi gereken en büyük düşmandır. Üretmeyen ve kazanmayan kitlelerin tüketemeyecekleri gerçeği hala tüm çıplaklığıyla, globalleşen ekonominin önünde çözülmesi gereken bir sorun olarak durmaktadır.
Tüketim ve üretimin birbirlerine bağlı olarak hayatta kalabilecekleri düşünülürse birinin eksikliğinin diğerini etkilemesi kaçınılmazdır. Toplumların tüm imkanlarını kullanarak ortadan kalkan işlerden doğan işsiz kitleleri re-oriente ederek yeni işlerde istihdamlarının sağlanması kaçınılmazdır. Eğitimin ve re-orientasyonun yeni hapishaneler ve
rehabilitasyon merkezleri yapmaktan daha kolay ve ucuz bir çözüm olduğu hiç gözardı edilmemelidir.

__________________
Müslüm D
İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi
İnsan Kaynakları Yönetimi Programı
Yüksek Lisans Öğrencisi
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Saat 05:15 PM.


Powered by vBulletin Version 3.0.7
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by 3.0.0