BÖLÜM- III
SOSYAL GÜVENLİK REFORM ÖNERİSİ TASLAK METNİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
A- Reform Kavramı Açısından
Reform kavramı farklı şekillerde tanımlanmıştır. En ayrıntılı tanımı ise “yeniden biçimlendirme, bir sistem, kurum veya yapının zor ve tehdit edici yöntemlere başvurmadan, uzlaşıcı usuller ile değiştirilip daha iyi, daha arzulanır bir şekle büründürülmesi eylemi; baskı ile değil ikna yoluyla, tümden değil parça parça, değişimin kurallarını zorlamadan evrimsel bir şekilde iyileştirmeyi amaçlayan harekettir.”
Görülüyor ki reform kavramı, mevcut yapının uzlaşı içinde islah edilerek düzeltilmesini ifade etmektedir. Taslak metin ise reform olarak nitelendirilmesine karşın mevcut hakları geriye götüren kökten değişiklikleri içermektedir. Geleceği görünmeyen tüm sosyal güvenlik hizmetlerini verme iddiası olan hantal bir yapıyı önermektedir.
B- Sosyal Koruma Kavramı
Önerilen metinde sosyal koruma kurumu adı altında yeni bir kurum oluşturulması, SSK’nın il ve ilçelerde kuracağı hizmet ofisleri aracılığı ile de tüm hizmetlerin (emeklilik, sağlık, sosyal yardım) verilecek olması nedeniyle yeni sisteme sosyal güvenlik yerine “Sosyal Koruma Sistemi” adı verilmiştir. Sosyal güvenlik ile eş anlamlı olarak kullanılmıştır.
Ancak literatürde sosyal koruma daha çok primsiz sistemi tanımlamaktadır. Sosyal güvenliğin bir bölümünü ifade etmektedir. Bu nedenle kavram giderek yanlış algılamalara neden olabilecektir. Sosyal güvenlik kavramı tüm sistemi içeren kavram olarak korunmalıdır.
C- İçerik Açısından
Taslak metinde sosyal güvenlik sisteminde reform yapılmasının gerekçeleri;
• Bugün genç olan nüfusun önümüzdeki 20 yıl içinde yaşlanma sorunu ile karşılaşması,
• Yaşlı nüfusun sosyal güvenlik sistemine yönelik sorunları ile karşılaşılması,
• Geniş kaynak tahsisine rağmen sistemin kaynaklarının etkin ve doğru kullanımını sağlayamadığı için yoksulluğu önlemede yetersiz kalması,
• Sosyal güvenlik transferlerinin giderek büyümesi
• Tüm nüfusu kapsamına almaması,
• Sosyal güvenlik kurumları arasında koordinasyon sağlanmaması,
• Sosyal güvenlik kurumlarının örgütlenme ve alt yapı ile ilgili sorunları
Olarak sayılmıştır.
İleri sürülen sorunlar tüm kesimlerce kabul edilmektedir. Ancak metinde sistemi bu noktaya getiren nedenler üstünde durulmamış, açık olarak ortaya konmamıştır. Sadece sonuçlar değerlendirilmiştir. Oysaki sistemi bu noktaya getiren nedenler aynı zamanda sorunların çözümlerinin de dayanak noktasını oluşturmaktadır.
Metinde dikkati çeken hususlardan biri mevcut sistemin toplumsal barışı tehdit eder hale geldiği yolundaki ürkütücü iddiadır.
Oysa ki “uygulanmaya başladığı günden bugüne sosyal güvenlik sistemimiz bir bütün olarak incelendiği zaman sistemin devlete en az yük yükleyerek en büyük faydayı sağladığı görülmektedir.” Sosyal sigorta sistemimizin dengeleri kaybettirilinceye kadar devlet bütçesinden doğrudan yardım almadan işlevini sürdürmüştür. Toplumsal barışı tehdit etmenin aksine, son 2001 yılında yaşanan ekonomik krizde olduğu gibi en sıkıntılı dönemlerde toplumsal barışı sağlayan, koruyan temel güvence olmuştur.
Kaldı ki 58 yıldan beri uygulanan ve topluma yerleşmiş bir sistemden yepyeni bir sisteme geçiş için onun halen uygulanmakta olduğu ülkelerde de iflas etmiş, terk edilmiş olması gerekir. Halbuki sistemin esin kaynağı olan Bismarck modeli, onu uygulamakta olan ülkelerce ihtiyaçlar doğrultusunda reforma tabi tutularak uygulanmasına devam edilmektedir.
Ülkemizdeki sorunlarda sistemden kaynaklanmayıp onun özünden uzaklaştırılarak tahrif edilmesinden doğmuştur.
Sistemi kökten ve hızla değiştirmenin diğer bir gerekçesi ise, “son 10 yıldır sosyal güvenlik sisteminin açıklarının kapatılması için kullanılan kaynakların nerdeyse Türkiye’nin 2003 yılında yarattığı toplam milli gelire eşit olduğu” ve bu olumsuzluktan kurtulmak için demografik yapımıza göre 20 yıl daha devam edeceği belirtilen fırsant penceresinden ivedi yararlanma isteğidir. Oysaki son 20 yıl daha devam edeceği belirtilen fırsant penceresi yeni açılmayıp 59 yıldır mevcuttur. Bu süre içerisinde sigorta fonlarının değerlendirilip, sigortalılara dönüşüne fırsant verilmeyip ucuz kredi olarak amaç dışı kullandırılması mevcut durumun en önde gelen sebeplerindendir. Ödedikleri primlerin sigortalılara dönüşüne izin vermeyip bütçe açıklarını kapatmak için kullananlar siyasi iktidarlardır. Bu nedenle şimdi yoksullara gidecek kaynakların sigorta açıkları için kullanıldığı tespiti doğru değildir. Yanıltıcıdır.
Metinde diğer ülkelerdeki reform ihtiyacı nüfusun yaşlanmasına, bizde ise sistemin kurgusuna dayandırılmıştır. Bu tespitlerinde ne derece doğru olduğu kuşkuludur. Hiç kuşkusuz tüm dünyada sosyal güvenlik sistemlerinin ciddi sıkıntılar içinde oldukları tespiti doğrudur. Ancak bu sıkıntıların sebepleri sadece yaşlanma ve yanlış kurgulanma değildir. Kaldı ki ülkemizde sistemin yanlış mı kurgulandığı, yoksa doğru kurgulanmasına rağmen tahrif edici müdahalelerin mi olduğu iyi araştırılmalıdır.
Kendi içinde aktüreyal dengesi oluşturularak doğru kurulan sistemin tahrif edici siyasi müdahalelerle (Hak ve yükümlülüklerin değiştirilmesi, hizmet borçlanma uygulamaları karşılıksız ödemeler kaynakların ucuz kredi olarak kullanılması) bu duruma geldiği tüm kesimlerce kabul edilen bir gerçektir.
Bu nedenle sistemin hayat pahalılığına neden olduğu, yatırımları engellediği, işsizliğe yol açtığı, toplumsal barışı tehdit ettiğini ileri sürmek gerçekçi olmamaktadır. Bu yaklaşım sistemin tümü ile kaldırılması halinde ekonominin düzeleceği, ülkenin sıkıntıdan kurtulacağı ve toplumsal barışın yeniden güçlendirileceği gibi çok anlamsız bir sonucu doğuracaktır.
Sistemin açıklarının büyümesinin ekonomi üzerindeki olumsuz etkisi kabul edilmekle birlikte, son yıllarda büyüyen açıklara rağmen enflasyon ve faiz oranlarındaki düşüş bu iddianın doğruluğunu göstermemektedir.
Milli gelirden sosyal güvenliğe önemli ölçüde pay ayrılmasına karşın yoksulluğun önlenemediği, ülkedeki her 4 kişiden birinin yoksul olduğu belirtilerek, kaynakların işverenlere ve ücretlilere aktarıldığı, kamu emekli açıklarının kapatılmasında kullanıldığı, yoksulluğu gidermek için kullanılmadığı hususu da doğru bir tespit değildir. Milli gelirden ayrılan payın dağılımı belli değildir. Ne kadarlık kısmının sosyal yardım hizmetlerine ayrıldığı bilinmemektedir. Ülkemizde tüm hak sahiplerinin ulaşabileceği çağdaş bir sosyal yardım hizmetlerinin sunulmadığına ve böyle bir yapının da olmadığına göre sistemi suçlamak gerçekçi değildir. Kaldı ki uygulamada devlet adına önemli ölçüde bu görev sisteme yükletilmiştir. Oluşan açıkların bir nedeni de budur. Uzun ve ağır maliyetli tedaviyi gerektiren hastalığa tutulmuş olanların yoksulların %80’inin bu hastalıklarının (kanser, hemodiyaliz, organ nakli vb) sigortalama yolu ile Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından tedavi edildiği bilinmektedir. Aslında sistem yoksulluğu artırmanın aksine yoksulu koruma hizmet sunmuştur. Devletin yapması gerekeni sosyal güvenlik kurumları yapmıştır.
Sağlık, emeklilik, sosyal yardım ve hizmetlerini de içine alacak şekilde tek bir kurum olarak “ sosyal koruma kurumunu” oluşturmak ihtilal niteliğinde yapılmak istenilenlerin temelini oluşturmaktadır.
Böylece ülkede çalışan, çalışmayan, varlıklı, yoksul tüm nüfus için tek bir kurum kurulmaktadır. Çalışanların çalışma hayatından doğan tehlikeleri için sosyal sigorta (emeklilik sistemi içinde düşünülmektedir), tüm nüfusun sağlık sorunları için genel sağlık sigortası sosyal yardım ve hizmetler için ise devletçe bakım uygulaması öne çıkartılmıştır. Tek bir kurumun, farklı rejimlerde çalışanlara yönelik, farklı teknikleri gerektiren, farklı hizmetler için ve tüm nüfus bakımından sorumlu olması dev bir bürokratik aygıt yaratmak demektir. Düşünülen yapı hantal olup mevcudu dahi aratacak niteliktedir.
Tüm hizmetlerin yaygın olarak kurulacak sosyal koruma hizmet ofisleri tarafından BİLTOM (Bilgi Teknolojileri Operasyon Merkezi vasıtası ile verileceği önerisi bugün için gerçekçi gözükmemektedir. Prim tahakkuk ve tahsilatında farklı işlevleri olan (asgari işçilik, itiraz, hizmet tesbiti) Sosyal Sigortalar Kurumu ile yerine farklı işlevleri olan Bağ-Kur ve T.C Emekli Sandığını hizmet ofislerinde toplamak mevcut ünitelerden daha büyük bir yapıyı ortaya koymak olacaktır. Milyonlarca üyesi olan böyle bir yapının kurulmasının çok zaman alacağı gibi milyarlarca dolara mal olacağı ilgili uzmanlar tarafından ifade edilmektedir. Oysa ki öneride bu husus için kaynak gösterilmediği gibi öngörülen zamanda gerçekçi değildir.
Sosyal Koruma Kurumunun altında Genel Sağlık Sigortası Kurumu, Emeklilik Sigortası Kurumu ve Sosyal Yardım ve Hizmetler Kurumu ile birlikte İşkur’unda varlığını devam ettirecek olması çok yapılı kurumun bir başka şekilde sürdürüldüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Öneri metninde ifade edildiği gibi kurumsal yapıda teklik söz konusu değildir.
Sistemin sorunlarının temel sebebinin sosyal güvenlik kurumlarının özerk yapıdan yoksun olmalarından kaynaklandığının tüm taraflarca kabul edilmesine karşın, kurumların mali ve idari özerkliklerinin nasıl sağlanıp korunacağı hususlarına öneri metninde hiç yer verilmemiştir. Oysa ki asıl öne çıkartılması gereken kurumların kendi kendini yönetmelerine olanak verecek yapıdır.