E- Emeklilik Sistemi
Öneri metninde; Gelir azaltıcı faktörlerin başında erken yaşta emeklilik, prim tahsilat oranının düşüklüğü, primlerin af yolu ile tahsili, kayıt dışı istihdam, prime esas kazançların düşüklüğü, sayılmış
Gider artırıcı faktörler olarakta erken yaşta emeklilik tekrar vurgulanarak prim karşılığı olmadan yapılan ödemeler, borçlanma kanunları, ortalama ömür nedeniyle artan aylık ödemeler gelirler ile ödenen aylıklar arasındaki ilişki zayıflığı gerekçe gösterilmiştir.
Tüm bu olumsuzlukları ortadan kaldıracak, hak ve yükümlülüklerde birliktelik (norm ve standart birliği) sağlayacak sisteminde yeni oluşturulacak Emeklilik sisteminin olacağı ifade edilmiştir.
Yeni önerilen emeklilik sisteminde yaşlılık aylığını hakketme koşulları ağırlaştırılarak prim ödeme gün sayısı 7000 günden, 9000 güne, kısmi emeklilikte 4500 günden, 5000 güne,
Yaş 2035 yılından itibaren kademeli olarak 60’tan 65’e
Malülük aylığını hakketme prim gün sayısı 1800 günden 3600 güne yükseltilmektedir.
Ölüm aylığında ise, ortalama prim gün sayısı ile aylık hakketme şartı kaldırılarak doğrudan 1800 prim gün sayısının tamamlanması öngörülmektedir.
Aylık bağlama oranının da 2040 yılında bağlanacak aylıklar için yıllık %1,5’e düşmesi hedeflenmiştir.
Görülüyor ki 1999 yılında öngörülen reform anlayışındaki yaklaşım aynen sürdürülerek finansman açıklarını gidermeye yönelik düzenlemeler öne çıkartılmıştır. Hak ve yükümlülükleri ağırlaştırma reform önerisinin temel dayanaklarını oluşturmuştur.
Nitekim sosyal güvenlik açıklarının giderek büyüyerek ekonomiyi, faizleri, enflasyonu olumsuz etkilediğidir, yoksulluğa neden olduğu iddiası önemle vurgulanmıştır.
Hiç kuşkusuz sistemin açıklarının ekonomiyi olumsuz etkilediği doğrudur. Ancak yukarıda da ifade edildiği gibi Genel Bütçeden sisteme yapılan transferlerin faizleri ve enflasyonu yükselttiği iddiası son ekonomik gelişmeler ile doğrulanmamaktadır. 2002 ve 2003 yıllarında sistemin açıklarının büyümesine karşın faiz ve enflasyon oranları düşmüştür. Aynı sonuç 2004 yılı için de geçerlidir.
Kaldı ki Sosyal Devlet ilkesi, sosyal güvenliğe katkısı ile ismine yakışır bir içeriğe kavuşacaktır. Oysa ki ülkemizde devletin sosyal güvenliğe düzenli katkısı söz konusu değildir. Sosyal güvenlik kurumlarının açık vermesi ve bu açıkların devlet katkısı ile kapatılması bunun sonucudur.
Tüm bunlara rağmen devletin sosyal güvenliğe katkısı diğer ülkeler ile kıyaslandığında çok düşük kalmaktadır. (Tablo:6 )
Bu nedenle ülkemizin sosyal güvenlikle ilgili kamusal harcamalarının milli gelir içindeki payı diğer ülkelere göre çok gerilerdedir. (Tablo: 7 )
SOSYAL GÜVENLİĞİN FİNANSMANINDA DEĞİŞİK KAYNAKLARIN PAYI (%)
(TABLO 6)
Sosyal Devlet
Güvenliğe ve Diğer
Sigortalı İşveren Ayrılan Özel Kamusal Diğer
Ülke Katkısı Katkısı Vergiler Otoriteler Gelirler
Yeni Zelanda
(1.VII.1991-30.VI.1992) 1,0 0,15 - 95,0 3,85
Avustralya
(1.VII.1991-30.VI.1992) 2,9 8,7 5,0 80,4 3,0
İngiltere
(1.IV.1993-31.III.1994) 14,0 22,7 - 61,0 2,7
İsveç (1993) 0,9 42,9 - 56,1 0,1
Finlandiya (1993) 10,8 28,3 - 52,7 8,2
Danimarka (1993) 4,5 4,6 49,8 41,0 0,1
A.B.D
(1.X.1990- 30.IX.1991) 22,3 28,7 0,6 35,7 12,7
Norveç (1992) 24,0 37,6 0,1 30,5 2,6
Yunanistan (1990) 21,7 35,4 4,4 29,9 8,6
Almanya (1993) 36,8 32,3 - 27,6 3,3
Türkiye (1992) 40,4 47,1 - 0,5 12,0
Kaynak: Uluslararası Çalışma Örgütü
1990 YILI İTİBARİYLE SOSYAL GÜVENLİKLE İLGİLİ KAMUSAL HARCAMALARIN GSYİH İÇİNDEKİ ORANI (%) (TABLO 7)
Dünya ortalaması 14,5
Avrupa 24,8
Kuzey Amerika 16,6
Okyanusya 16,1
Latin Amerika ve Karaipler 8,8
Asya 6,4
Afrika 4,3
İsveç 32,2
Danimarka 28,7
Fransa 26,7
Almanya 25,5
İtalya 23,1
Yunanistan 19,8
İspanya 19,6
İngiltere 19,6
Polonya 18,7
Şili 16,2
Küba 15,2
Brezilya 10,8
Azerbaycan 9,5
Türkiye 5,9
Kaynak: Uluslararası Çalışma Örgütü
Devletin sisteme katkısı sadece açıkları kapatma şeklindedir.
Mevcut emeklilik sisteminin açık vermesine neden olarak gösterilen uygulamaları da sistem üretmemiştir. Sistemin kurgusundan kaynaklanmamıştır. Tümü ile sisteme yapılan popülist müdahaleler sonucu ortaya çıkmıştır. Sistemi nasıl kurgularsanız kurgulayın aynı müdahalelerin yapılması halinde aynı sonuçların ortaya çıkacağı kesindir.
Sigortalıların hak ve yükümlülüklerinin yeniden ağırlaştırılması isteğinin ise asla kabulü mümkün değildir. Ülke koşulları ile de bağdaşmamaktadır.
1999 yılında sosyal güvenlik reformu adı altında yapılan düzenlemeler ile sigortalıların hak ve yükümlülükleri ülke koşulları ile bağdaşmayacak ölçüde ağırlaştırılmıştır. Sözkonusu düzenlemeler ile kaybedilen hakların telafisi istenir iken yeni hak kayıplarını öngörmek gerçeklikle bağdaşmamaktadır.
Yeni iş kanunu ile esnek çalışma düzenlenmiş iken sigortalının 9000 gün prim ödeyerek emeklilik hakkını elde etmesi yada 5000 gün prim ödeyerek kısmi aylığı hak etmesi asla mümkün olmayacaktır. Böylece yeni oluşturulan sistem Deli Dumru gibi köprü başı tutup geçenden, geçmeyenden prim toplayan bir yapıya dönecektir.
Sosyal Sigortalar Kurumunun kayıtları incelendiğinde 55 yaştan itibaren sigortalı sayısıda, sigortalı başına ödenen prim gün sayısıda düşmektedir.
Tablo (8)’de görüleceği üzere 40 yaşın altındaki sigortalıların sayısı 156.646 ortalama prim gün sayıları 3935’tir. 50 yaşındaki sigortalı sayısı 32.159 ortalama prim gün sayısı ise 4305’tir. 55 yaştan itibaren sigortalı sayısı ve ortalama prim gün sayısı önemli ölçüde düşmekte, yaş yükseldikçe sigortalı sayısıda prim gün sayısıda düşmektedir. Bu da açıkça göstermektedir ki ülkemiz çalışma hayatında sigortalıların 50 yaştan itibaren çalışma şansları 55 yaştan itibaren de çalışarak prim ödeme imkanları azalmaktadır. Böyle bir yapı içinde sigortalıların emeklilik yaşı ile prim gün sayısını artırmayı düşünmek ülke koşulları ile bağdaşmamaktadır.
YAŞA GÖRE SİGORTALI VE ORTALAMA PRİM ÖDEME GÜN SAYILARI
(TABLO 8)
YAŞ SİGORTALI PRİM ÖDEME G.SAYISI
40 156.646 3.935
45 74.124 4.394
50 39.159 4.305
55 9.822 3.774
60 3.409 2.660
65 1.663 1.830
KAYNAK: SSK İstatistikleri
Aylık bağlama oranlarının yüksek olduğu iddiası da gerçekçi değildir. Emekli aylıklarının primlendirilmemiş ödemelerinde dikkate alarak ele geçen ücretlerle orantısı kurulup aylık bağlama oranının yüksek olduğunu söylemek doğru bir yaklaşım değildir. Doğru olanı primlendirilmiş ücretlerin neti ile emekli aylıklarının orantısının kurulmasıdır. Bu yapıldığında aylık bağlama oranlarının yüksek olmadığı görülecektir.
Sigortalıların erken yaşta emekliye ayrılmalarında özelleştirme uygulamaları ile ekonomik krizin payı göz ardı edilmemelidir.
Sadece Tekel sigara fabrikalarında özelleştirme gerekçesi ile işten çıkartılıp zorla emekli edilenlerin 2003 yılında Sosyal Sigortalar Kurumuna getirdiği yıllık ek yük 150 trilyon lira olarak hesaplanmaktadır.
Emeklilik sisteminin tek bir yapıda birleştirilmesi mevcut sistem içinde bulunan sınıfların görevleri gereği var olan özelliklerinin bundan böyle de devam edeceği personeli, emniyet sınıfı personeli, yargı personeli ve öğretim üyeleri mevcut özelliklerini ve emekli olma koşullarını korumak zorundadır. Görevlerinden farklı yaşlarda emekliye ayrılma mesleklerinin gereği olarak görülmektedir.
Ülkemizde kayıt dışı istihdam önemli bir sorun olarak gündemdedir. Kayıt dışı çalıştırmanın ortaya çıkmasında ve yaygınlaşmasında rol oynayan faktörler bir bütün olarak toplumun ekonomik, mali ve sosyal özellikleri tarafından belirlenmektedir. Kayıt dışı istihdamda diğer faktörlerle birlikte sosyal güvenlik primlerinin istihdam maliyetine getirdiği yük büyük önem taşımaktadır. Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken diğer bir faktörde işsizlik nedeniyle işçilerin iş tercih edememesi yanında sosyal sigorta haklarını elde etmedeki koşulların ağırlığı, sunulan sosyal sigorta yardımlarındaki yetersizlikte çalışanın kayıt dışına çıkmasına etki yaptığıdır.
Nitekim 4447 sayılı kanunun uygulanmasından sonra Türk-İş’in yaptığı bir araştırmada örgütsüz işçilerin çoğunluğu yeni emeklilik şartları ile emekli olamayacakları için sigortalı olarak çalışmak istemediklerini ortaya koymuştur. Yapılan araştırmada aktif sigortalı sayısının önceki yıllara göre artış oranında önemli düşüş meydana gelmiştir. Örneğin 1988 yılında bir önceki yıla oranla aktif sigortalı sayısındaki artış oranı % 13.6 iken 2000 yılında önemli ölçüde düşüşle %-1 2003 yılında %7.5 olarak gerçekleşmiştir. Bu da göstermektedir ki öneri metnindeki şekli ile hak ve yükümlülüklerin daha da ağırlaştırılması kayıt dışı çalışmayı artıracaktır.
Her nekadar öneri metinde DİE’nin istatistiklerine göre kayıt dışı çalışanların önemli bir bölümünü yoksulların oluşturduğu bunların kayıt altına alınarak prim alınamayacağı ifade edilmekte isede, Türk-İş tarafından yapılan araştırmada kayıt dışı istihdam nedeniyle meydana gelen yıllık prim kaybının 12 katrilyon vergi kaybının ise 4,7 katrilyon lira olduğu hesaplanmıştır.