Geri Git   İnsan Kaynakları Akademisi > iNSAN KAYNAKLARI > ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ

Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Bu Konuda Ara Görünüm Modları
  #1 (permalink)  
Eski 04-04-2006, 06:41 PM
Aysun Şahan Aysun Şahan  çevrimdışı
Moderator
 
Giriş: Mar 2006
Mesaj: 96
Varsayılan Ek 2-sosyal Sİgortalarda Yenİden Yapilanma Konusunda Taraflarin GÖrÜŞlerİ

DEÜ.İİBF Öğretim Üyesi Prof.Dr.Ali Nazım SÖZER Türk-İş’e verdiği “Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’nın 29 Temmuz 2004 Tarihli Sosyal Güvenlik Sisteminde Reform Önerisi Taslak Metni Üzerine “başlıklı görüşünde, sosyal güvenlik sisteminin yeniden yapılanması ile ilgili olarak tarafların görüşlerini bir araya toplayarak güzel bir çalışma yapmıştır. Reform önerisi metninin değerlendirilmesinde tarafların görüşlerini göz önünde bulundurulması ne istediğinin ve izlenen politikaların ne olduğunun bilinmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

Sendikaların sosyal sigorta sistemi özelleştirilmek mi isteniyor? Endişesine tepki gösterenlerin özel sigorta şirketleri ile benzer görüşteki bazı kesimlerin önerilerini iyi değerlendirmesi gereklidir.

Dikkati çeken diğer bir husus ise, geçmiş hükümetler ile bugünkü Hükümetin sistemin yeniden yapılandırılması hakkındaki görüşlerinin aynı olmasıdır. İzlenen politikanın IMF ve Dünya Bankasının isteği doğrultusunda tek çatı dayatması olduğudur. Sistemin yeniden yapılandırılması konusunda en dikkate değer olanın ise işçi ve işveren sendikaları konfederasyonlarının benzer görüşleri paylaşmasıdır.

Bu nedenle Prof.Dr.Ali Nazım SÖZER’in çalışmasının bu bölümü aynen aşağıya alınmıştır.




A- Özel Sigorta Şirketleri

Özel sigorta şirketlerinin sosyal sigorta kurumlarının işlevini üstlenme taleplerine geçmeden önce, onların kendi sektörleri hakkındaki düşüncelerini aktarmak yararlı olacaktır. Şirket temsilcileri, özel sigortanın bizde önce yabancılarla başladığını, 1940'larda yerli müteşebbislerin devreye girdiğini, hayat sigortası uygulamasının ancak 1988'de başladığını belirtmektedirler. Anılan nedenlerle sektör oldukça geri kalmıştır. Nitekim, ülkemizde 1988'de kişi başına düşen sigorta primi 6 dolar iken Irak'da 41.4, Yunanistan'da 67, Portekiz'de 114.5, İsviçre'de 2.149 dolardır. Sigortacıların mali zorlukları vardır. Çünkü, tarife serbestisinin yarattığı rekabet nedeniyle primler düşmektedir. Bu düşük primlerin tahsili dahi sorun olmaktadır. Bir diğer sorun, şirketlere karşı duyulan güvensizliktir. Güvensizliğin başlıca nedenleri ise, bazı aracıların müşterilere verdikleri yanıltıcı bilgiler, yaptıkları yanlış satışlar ile yüksek enflasyon olarak sayılabilir. Çareyi enflasyona endeksli ürün satmakla bulduk. Ancak, hayat sigortası yatırımlarından gerçek verim elde etmek için enflasyonun tek haneli rakamlara düşürülmesi şarttır. Nihayet, halkımızın yeterli sigorta bilincinin bulunmaması da özel sigortacılığın gelişimini engelleyen önemli bir nedendir. Kadercilik, güvensizlik ve enflasyon sigorta poliçelerine yansımış durumdadır. En yaygın sigorta kaza riskine karşı yapılmış iken, uzun vadede ortaya çıkan risklere olan talep düşüktür. (Bkz. ihsan KARAGÖZ, Sigortacılıkta Rekabetçi Bir Ortama Gelindi, işveren Dergisi 11/1992, 19 vd.; aynı şahıs, Politik ve Ekonomik Bülten/Yeni Rehber, 3 Şubat 1992, 7, Halil ÖZDlKER, Ekonomist, Ekim 1991; Sigortacılık 1992, Gözlem Gazetesi Özel Sayı. 9.3.1992, 2,3; Muzaffer BlLGlLİ, 1,5 Milyon Kişiye Hayat ve Sağlık Sigortası Hizmeti Veriyoruz, İşveren Dergisi, 11/1992, 24 vd.)





Yukarıdaki açıklamalar özel sigortaların da sosyal sigortalara benzer, hatta bazı yönleri itibariyle aynı sorunlara sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bu itibarla, özel şirketlerin kendilerinden çok daha büyük sosyal sigorta kuruluşlarını ve onların hizmetlerini devir alabilmeleri imkansız gözükmektedir. (Bkz. Sigortalar SSK'ya Talip Değil, Günaydın, 12.3.1996.5) Nitekim, bazı sigorta şirketleri durumlarının bilincinde oldukları içindir ki, özel sigortayı zorunlu sigortanın ancak tamamlayıcısı olarak görmektedirler. Önerileri, SSK prim tavanını aşan ücret için grup emeklilik sigortası yapılabilmesidir. (Bkz. BlLGlLl, 24 vd.) Ancak kendilerini sosyal sigorta hizmetleri için yeterli güçte gören şirketler de vardır. Bunlar arasında Halk Sigorta, Aksigorta (Milliyet, 15.3.1996.6) Güneş Sigorta (KARAGÖZ, 19 vd.) ve İsviçre Hayat Sigortası bulunmaktadır. Sözü edilen son şirketin genel müdürü olan Abdullah Karacık halen sigortalı olanlar ile yeni sigortalı olacaklar arasında ayırım yaparak şöyle demektedir: SSK'nın hemen özelleştirilmesi olanaksız. Pek çok şey özelleşir ama en son SSK. (Burada Matematik sapmıştır, Ekonomik Trend, 12/1996, 22 vd.) Şu anda kurumların mal varlığının devredilmesi halinde üstüne çok büyük paralar verilerek özelleştirme yapılabilir. Mevcut sistemdeki insanlar buradan kısmen ayrılabilir. Yeni katılanlar için ise bir model kurulur. (Sosyal Güvenlik Özelleşebilir mi? Intermedya Ekonomi, 15 Ocak 1995, 50/1, 44, 45) Sosyal sigortaların özelleştirilmesi için bir model önerdik. Bu uygulama içerisinde bir yıl deneme devresi ve pilot bölge seçilsin. Bakırköy ilçesi veya Kadıköy'de biz müesseselere gidelim. Dileyen SSK'ya dileyen özel şirketlere başvursun. Hem sağlık hem de emeklilikte özel sigorta için Çalışma Bakanlığına raporlar hazırladık. Biz ayrıca, gerçek maaş ile sigorta prim tavanı arasındaki farkı sigorta etmeye talibiz. (Ekonomik Bülten/Rehber, 10 Ağustos 1991, 6, 7)

Sosyal sigorta hizmetlerine özel sigorta şirketlerinin dışında sağlık sektöründen de talip olan kuruluşlar vardır. Örneğin, Universal Hospitals Group Genel Müdürü Yaşar Yıldırım "Devlet tüm hastanelerini personelsiz olarak, 2-3 sene sübvansiyon vermeden, ama kira da almadan bize versin. Koruyucu hekimlik, yanık ve kanser tedavisi gibi karlı olamayan alanlarda hizmeti Devlet üstlenmeli. Herkese sağlık kartı vermeli. Fakir de güvencede olmalı. Fakir halkın tedavi sorununu çözmeden kolay kolay özelleştirme yapamazsınız. Kişi dilediği yere gitmeli'' demektedir. Bu açıklamadan anlaşılan kârı olmayan alanlarda herkesin Devlet güvencesinde olması, kâr getiren alanlarda ise hizmeti özel sağlık kuruluşlarının üstlenmesidir. (Devletin Tüm Hastanelerine Talibiz, Dünya, 2.6.1995,4) Nitekim, halen özel sigorta şirketlerinin sağlık sigortası uygulaması aktarılan açıklama doğrultusundadır. Poliçeler bir yıllık yapılmakta, önemli bir rahatsızlık ortaya çıktığında genellikle yenilenmemektedir. Halbuki, diğer ülkelerde tüketici hastalık riskine karşı on yıl gibi uzun vadeli poliçelerle korunmaktadır. Bir özel sigorta şirketinin yetkilisi, bu uygulamanın tüketici için bir sorun olduğunu kabul ederek, çözümün on yıllık poliçelere geçmek yoluyla çözüleceğini beyan etmektedir. (Bkz. Nezire KALKAN, Özel Sağlık Sigortası Dosyası, Milliyet, 1.5.1996,6) Belirtmek gerekir ki, özel sigorta şirketlerinin emeklilik poliçeleri de düş kırıklığı yaratabilmektedir. Örneğin, bir sigorta şirketi on yıl boyunca ödenen 4.7 milyon lira prim karşılığı 5.5 milyon lira toplu para vermiştir. (Bkz. Milliyet, 24.2.1996,6) Bu örnekleri çoğaltabilmek mümkündür.

B- ANAP - DYP Hükümeti

Yeni liberal akım ülkemizde siyasi yelpazenin sağında kalan siyasi partileri etkisi altına almış, hem Doğru-Yol, hem de Anavatan Partileri seçim taahhütname ve programlarına mevcut sosyal güvenlik kuruluşlarının tasfiye edilerek özel sigortacılığın teşvik edileceği yolunda hükümler koymuşlardır.

Her iki parti hükümet kurma çalışmalarına başladıklarında, hazırlamış oldukları koalisyon protokoluna, paralel konumdaki bu görüşlerini de ilave ederek sosyal güvenlik sistemimizde yeni bir yapılanma öngörmüşlerdir. Sağlık ile ilgili yaklaşım şöyledir: Devlet temel sağlık hizmetlerini sunmaya devam edecektir. Sağlık sigortası sisteminin yaygınlaştırılmasına paralel olarak hastaneler özelleştirilecektir. İlke olarak herkesin sağlık sigortası primi ödeyeceği ve nüfusun tümünü sağlık güvencesi kapsamına alacak olan sigorta sistemine aşamalı olarak geçilecektir. Sağlık sigortası primini ödeme gücü olmayanların primi Devletçe karşılanacaktır. Sosyal güvenlik kuruluşları açısından ise, SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur'un tasfiye edilmesi, tüm çalışanların emekliliklerinin özel sigorta fonları ile sağlanması öngörülmektedir. (Son Havadis, 7.3.1996,7) Ancak, taraflarca hazırlanan hükümet programı TBMM'de okunduğunda Demokratik Sol Parti'nin güvenoyu desteğini çekeceği kaygısı ile sosyal sigorta kuruluşlarının tasfiyesi ve özelleştirilmesine ilişkin kısım atlanmıştır. (Bkz. 8 Mart 1996 günü TBMM'de okunan Hükmet Programı, Resmi Gazete: 13 Mart 1996, sayı, 22.579) Bu konuda bir diğer gelişme, geçen sene Dünya Bankası'nın açmış olduğu bir krediyle, Avustralya Sağlık Sigortası Komisyonu ile Uluslararası Çalışma Bürosu tarafından hazırlanan sağlık ve sosyal güvenlik raporlarıdır. Aşağıda bu raporların bir özeti verilmekte ve değerlendirilmesi yapılmaktadır.

Konu önce sağlık sistemimiz açısından ele alınacak olursa, sözü edilen Komisyon ve UÇÖ tarafından hazırlanan raporlarda, ülkemizde bütün hastane yataklarının ancak %6'sının özel sektöre ait olduğu vurgulanarak, sağlıkta özel sigortanın aslî olması önerisinin Türkiye için yarar sağlayacağı şüphelidir denmektedir. SSK, prim tahsilini ve doğrudan hizmet sunmayı sürdürmeli; Bağ-Kur ise, üyelerine sağlık sigortası sağlamalı ancak; gerekli hizmetleri Genel Sağlık Sigortası üstlenmelidir. Her sigortanın sağlık ve emeklilik fonları ayrılmalı ayrıca, alınan primlerde ve sunulan hizmetlerde standartlaştırmaya gidilmelidir.

Mevcut sağlık sisteminin çalışanlar bakımından ıslah edilerek sürdürülmesini öneren raporlarda sosyal sigorta sisteminin dışında kalanlar için Genel Sağlık Sigortası kurulması tavsiye edilmektedir. Bu amaçla bir Sağlık Finansmanı Kurumu oluşturulmalı, sigorta kurumuna üyelik isteğe bağlı olmalıdır. Primler kademelendirilmeli, net asgari ücretin 2,4 katından az kazanan düşük gelirli ailelerin primleri Devletçe sübvansiye edilmelidir. (Bkz. Avustralya Sağlık Sigortası Komisyonu, Uluslararası Çalışma Bürosu, Türkiye'de Sağlık Finansmanı, Emeklilik ve Sosyal Yardım Sistemleri Reformu, Ortak Rapor, 2 vd. (Ortak Rapor); Avustralya Sağlık Sigortası Komisyonu, Sağlık Finansmanı Politika Seçenekleri Çalışması, Mart 1996, 3 vd. (Finansman); Uluslararası Çalışma Örgütü, Sosyal Güvenlik Reformu Özeti, 10 (Özet).) Ancak, değinmek gerekir ki, ülkemizde sözü edilen şekilde bir sağlık sigortası düzeni getiren 3359 Sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Yasası bulunmaktadır. Ne var ki, 224 Sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Yasa ile birlikte meri olan bu yasa hükümleri her nedense uygulanmaya başlamamıştır. Ülkemizde mevcut emeklilik rejimini ele alan raporlarda sigorta prim oranlarını yüksek, matrahının ise düşük olduğu, emeklilik programlarının orta yaşlılara yönelik olduğu, dolayısıyla da emekli aylıklarının uluslararası standartlara göre düşük bulunduğu belirtilmektedir. Mevcut durumun artık savunulamayacağı ve anılan nedenle de bir reformun gerekli olduğu ifade edilmektedir. Reform için dört seçenek önerilmektedir.

1.Seçenek: Mevcut sosyal sigorta düzeninin ıslah edilerek sürdürülmesi.
2.Seçenek: Mevcut düzenin yerine özel emekli fonlarınca yürütülecek bir tasarruf sistemi kurulması.
3.Seçenek: Mevcut düzene ilave zorunlu özel emeklilik fonları kurulması.
4.Seçenek: Mevcut düzenin yanında isteğe bağlı özel emeklilik fonları kurulması.
3. ve 4. seçeneklerin karma karakter taşımaları itibariyle aşağıda ilk iki şıkka ilişkin açıklamalarda bulunulmaktadır, ilk seçeneğin tercih edilmesi halinde, SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur faaliyete devam etmekle birlikte, bu kurumların yönetim tarzı ve uygulamakta oldukları mevzuat gözden geçirilmelidir. Yönetimle ilgili istem, sigorta kurumlarının idarî ve malî açıdan özerk hale getirilmeleridir. Ancak, bu hususta iki ayrı raporda çelişkili önerilerde bulunulmuştur. "Sosyal Güvenlik Reformu Özeti" başlıklı rapora göre, Devlet sadece düzenleme ve denetim görevini yapmalı, yönetimden çekilmelidir, (s.7) "Sosyal Güvenlik Nihai Raporu'' na göre ise, Bakanlar Kurulunda işçi, işveren ve Devlet eşit temsil edilmelidir (s. 62).

Sigortalılara ilişkin mevzuat bakımından önerilen yenilikler prime, emeklilik aylığına ve emeklilik yaşına yöneliktir. Prim matrahının tavanı asgarî ücretin beş katına çıkarılması uygun görülmüştür. Çiftçilerin ve tarım işçilerinin primlerinin yarısı Devletçe üstlenilmelidir. Aylık tam çalışma süresi üzerinden hesaplanmalı ancak, kazançlar yeniden değerlendirmeye tâbi tutulmalıdır. Aylık hesaplama formülü şu şekildedir:

Aylık = Yeniden değerlendirilmiş tüm gelirler ortalaması x % l.5 x Prim ödenen hizmet yılı.

Emeklilik yaşı başlangıçta kadınlarda 53'e, erkeklerde 55'e; on yıllık bir dönemde ise, kadınlarda 58'e, erkeklerde 60'a çıkarılmalıdır.

Bu reform seçeneği, 2050 yılına kadar Devlet katkısı gerektirmesine karşın, diğer şıklara kıyasen en az yük getirenidir. Finansal yaşayabilirlik ve sürdürülebilirlik bakımından en yüksek notu almaktadır. Keza, diğer şıklara göre uyumu daha rahattır.

En köktenci olan ikinci şıkta mevcut sosyal sigorta kurumlarının işlevlerini üstlenmek üzere, özel emekli aylığı fonları kurulur. Primler işçi ve işverence eşit olarak paylaşılır. Prim matrahının üst sınırı asgari ücretin 5 katına kadardır. Kesinti oranı ise %17'dir. İşçi, memur, bağımsız çalışan herkes zorunlu olarak, bu fonlardan dilediği birini seçer. Devlet, en az 30 yıl prim ödeyenlere, kazancının %40'ı kadar garanti sağlar. Fon uygulaması, çalışma hayatına ilk kez girenler içindir. Ancak, halen çalışmakta olanlar da eğer isterseler, 2, 3 yıl içinde yeni sisteme geçebileceklerdir. Bu halde kişiler eski haklarını temsil eden tahvil alırlar. Emeklilik yaşma ulaştıklarında tahvil bedeli hesaplarına yatırılır. Eskilerin tasfiyesi ile, yeni sistemin tamamen yürürlüğe girmesi 70 yıl kadar bir süreyi gerektirmektedir.
Sağlık sigortasında özelleştirmeyi Türkiye koşulları bakımından uygun görmeyen UÇÖ, özel emeklilik fonlarının sakıncalarıyla ilgili uzun bir liste vermiştir. Sistemin finansal yaşayabilirlik notu düşüktür. Çünkü kısa ve orta vadede Devlet bütçesi üzerindeki yükü önemli ölçüde arttırır. Gelecek iki kuşak üzerine ağır bir yük getirir. Sistem eşitsizlikler yaratır. Çünkü fonların tasarruf getiri oranları farklı olacaktır. Düşük ücretlilere zayıf bir koruma sağlar. Bunun sebebi ise, prim ödeme süresi 30 yılı bulmayanların Devlet garantisinin dışında kalmasıdır. Kapsama girenlerin artması beklentisine karşın, Şili uygulaması tamamen aksi sonuçlar vermiştir. Geçiş dönemi uzun ve karmaşıktır. Diğer yandan, Türkiye'de menkul kıymetler piyasasındaki oynaklık, ehliyetsiz muhasebe ve iyi eğitimli aktüerya uzmanı yokluğu da diğer menfi faktörlerdir.

Özel sigortanın avantajları olarak ise, çok uzun dönemde bütçe üzerindeki yükün azalması ve sermaye piyasasının gelişimini sağlaması gösterilmektedir. (Uluslararası Çalışma Örgütü, Sosyal Güvenlik ve Sağlık Sigortası Reform Projesi, Sosyal Güvenlik Nihai Raporu, 1 vd; Özet, 2 vd; Ortak Rapor, 5 vd).

Hazırlanan raporlarda sosyal yardımlara da değinilmektedir. 2022 SK'a göre, 65 yaşını aşanlara ve özürlülere yoksulluk koşuluyla bağlanan aylıkların çok düşük olduğu, sosyal sigorta sübvansiyonları azalınca asgarî geçim düzeyine kadar yükseltilmesi gereğinden söz edilmektedir. Ayrıca, özürlüler için rehabilitasyon hizmeti verilmeli ve tam malullerle kısmi maluller arasında aylık bakımından ayırım yapılmalıdır. (Ortak Rapor, 7; Nihai Rapor, 1 vd.) Belirtmek gerekir ki, hazırlanan raporun kapsamına sosyal yardımlar da girmesine karşın, ele sadece 2022 SK. alınmış, diğer müesseselere değinilmemiştir. Halbuki ülkemizde konuya ilişkin, değerlendirilmesi gereken birçok müessese bulunmaktadır.



Yukarıda içeriği aktarılan ve değerlendirilen raporların hazırlanış yöntemine de değinmek gerekir. Hazırlayanlar yabancı uzmanlardır, kendileri tarafından oldukça ayrıntılı olarak nitelenen sosyal mevzuatınız ve konuya ilişkin istatistikî bilgiler tercüme edilerek değerlendirmelerine sunulmuştur. Sosyal mevzuatımız ülkemizde henüz kodifiye edilmemiş ayrıca tamamı herhangi bir akademik çalışma ile tek bir kitapçık halinde dahi toplanmamıştır. Bu itibarla, raporlarında sosyal yardım ve hizmet müesseselerinden sadece 2022 SK'a değinilmesinden, ülkemizde zamanında ödenmeyen primler için cezai faiz olduğu halde yokmuş gibi cezai faiz getirilmesini önerilmesinden de anlaşılacağı üzere, yabancı uzmanların sağlıklı bir değerlendirmeye esas olacak yeterli malzemeye sahip oldukları kuşkuludur. Kaldı ki, yapılan çevirilerin ne derecede doğru olduğu tartışma götürür. Elde ettikleri sağlığı kuşkulu bilgilerle hazırlamış oldukları çalışma İngilizce yazılmış, sayısı 20'yi aşan raporlar daha sonra Türkçe'ye çevrilmiştir. Burada yine çeviri problemi ortaya çıkmaktadır. İyi yabancı dil bilmek, özellikle teknik konularda iyi çeviri yapabilmek için yeterli bir vasıf değildir. Ayrıca, konuya hakim olmak gerekir. Nitekim, "aslî sosyal sigorta" "esaslı sosyal sigorta"; "dağıtım sistemi" (pay as you go), "vakti geldiğinde hemen öde" şeklinde tercüme edilerek anlam sapmaları yaratılmıştır. Öznesi olmayan cümlelerin yanında, anlamına nüfus edilemeyen birçok metin de bulunmaktadır. Örneğin, genel sağlık sigortası kurumu hakkında bilgi aktarılırken şöyle denilmektedir: "Mamafih, dünya standartlarında bir örgüt yaratma fırsatı mevcuttur ve kullanıma hazır durumdaki en iyi tavsiyeler elde edilmelidir."

“ C- DSP-MHP-ANAP Hükümeti

Sosyal güvenlik kurumlarının “tek çatı” altında toplanması norm ve standart birliği sağlanması 57.Hükümetin program hedefleri arasında da yer almıştır. Ancak IMF ve Dünya Bankasının istek ve baskıları doğrultusunda bu hedefin temel amacını sosyal güvenlik kurumlarının gelirlerini artırmak, giderlerini azaltmak oluşturmuştur.
Dünya Bankası, sosyal güvenlik kurumlarının finansman sorunlarının çözümü için emeklilik yaşının yükseltilmesini dayatmıştır” (Bkz.A.Işıklı Sosyal Güvenliğin Sonu mu?, TÜRK-İŞ Dergisi Temmuz- Ağustos/2004 sayısı)

Nitekim adına “Sosyal Güvenlik Reformu” denilen 4447 sayılı kanunla yapılan düzenlemelerde emeklilik yaşı sendikal örgütlerin direnişine karşın yükseltilmiş, işçilerin ve işverenlerin yükleri artırılmıştır.

Tüm işçi ve işveren örgütlerinin ülke koşulları ile bağdaşmadığını ileri sürerek karşı çıktıkları düzenlemeleri, zamanın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar OKUYAN, “Sosyal Güvenlik Reformu, sistemin, Türk toplumunun ihtiyaçları ve günümüzün gerçekleri doğrultusunda kendi ayakları üzerinde yürümesi için yapılmıştır.

...Ne kadar yeterli ve ülke gerçekleriyle birebir örtüşür olsa da, iyi anlatılamayan ve halkımıza, özellikle de çalışan kesimimize özümsetilmeyen girişimlerin başarı şansının arzu edilen ölçüde olmayacağı açıktır. Bu nedenle, reformu yaparken, reformun felsefesini ve çalışanlarımızla getireceği yararları da her platformda anlatmaya çalıştık.

Sonunda çalışanlarımız bu reformun, sosyal güvenlik sistemimizin geleceğinin teminat altına alınması yönünde hayati önemde bir düzenleme olduğunu görmüşler ve bize destek vermişlerdir.” (Bkz. Yeniden Yapılanma ve Yeni Atılımlar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Yayınları Ankara, Kasım/2001) şeklinde savunmuştur.




“4447 sayılı Kanunla getirilen değişikliklerin devamı olarak, 2000 yılı Ekim ayında Kanun Hükmünde Kararnamelerle Sosyal güvenlik sisteminin kurumsal yapısını değiştirmeye yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Ancak hukuki süreç ile ilgili yanlışlıklar dolayısıyla KHK’lerin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi sosyal sigorta kurumlarının düzenleyici mevzuatları olmaksızın 2 yıldan fazla bir süre faaliyet göstermeleri gibi az rastlanan bir durumla karşılaşılması sonucunu doğurmuştur.” (Bkz. Y.Alper Sosyal Güvenlik Sistemimizde Reform Arayışları, Türk-İş Dergisi, Temmuz-Ağustos/2004 sayısı ANKARA)

Görülüyor ki 57 ci Hükümet’in gerçekleştirdiği “Sosyal Güvenlik Reformu” da ülke ihtiyaçları ve şartları göz önüne alınarak yapılmamış uluslar arası sermayenin istekleri doğrultusunda yapılmıştır. Bundan dır ki 5 yıl sonra yeniden sosyal güvenlik sistemimizde reform yapılması ihtiyacı gündeme gelmiştir.”

__________________
Aysun Şahan
İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi
İnsan Kaynakları Yönetimi Programı
Yüksek Lisans Öğrencisi
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Saat 05:33 PM.


Powered by vBulletin Version 3.0.7
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by 3.0.0