4. İŞSİZLİĞİN PSİKOLOJİK SONUÇLARI VE TOPLUMSAL MALİYETİ
İş kaybının yaratacağı kaygı çalışma olanağından yoksun, bağımlı çalışan kesimde ve işsizlik sigortası bulunmayan ülkelerde insan hayatı üzerinde derin izler bırakmaktadır. Tehlike teşkil eden bu durumun sonuçları ülkesel ve küresel bir genişliğe sahiptir. İşten yoksunluk şu durumları da beraberinde getirmektedir.(8)
· Ekonomik güvencenin ve ihtiyaçların giderilmesini sağlayan gelir kaynağının kaybı,
· “Ailenin rızkını sağlayan kişi” rolünün sona ermesi,
· zaman duygusunu ve buna bağlı olarak düzen algısını kaybetmek,
· Bireysel ve sosyal mesleki perspektifin yok olması; bunun yerine sosyal açıdan itilmişlikle karşı karşıya kalma,
· İş arkadaşlarıyla olan sosyal ilişkilerden yoksunluk,
· İş yerindeki sosyal yaşamın uyarılarından yoksunluk ve sosyal çevreyle olan bağların kopması,
· Bir yaşam ifadesi ve bir şeyler yapma ihtiyacının ve tatmin yeri olarak işteki meşguliyetin yitirilmesi,
· Topluma yararlı olma ve işe yarama duygusunun kaybı.
Bu yoksunlukların neden olduğu sorunlar bireylere ve toplumlara göre büyük farklılıklar göstermektedir.
Bireyler işsiz kaldıklarında ve maddi yoksunlukla karşı karşıya geldikleri zaman bu duruma tahammül edemezler. İşsizlerin çalışanlara karşı kompleksleri artmaktadır. İşsiz birey yeniden çalışmaya başladığında daha zayıf ve işine karşı daha güvensiz olmaktadır. Daha önce çalıştığı işteki gibi bir psikolojiye sahip olamazlar. Yeni işlerinde iş yerinde çalışan diğer işçilerin güvenilir ve etkili konumlarıyla çatışma içine girerler. İşte taktirsizlik, işini kaybetme ve paraya muhtaç olma durumu işsizlerin insanlarla ilişkilerine de yansımakta ve onları yıkıcı işsizlik psikolojisine sokmaktadır.
Genç ve orta yaştaki işsizlerde işlerini kaybettikten sonra kişisel temaslarında önemli ölçüde değişiklik gözlenmektedir. Sosyal ilişkileri azalır, sosyal saygınlığını yitirir, değerlerini kaybeder ve günlerini evde geçirmeye başlarlar. Bu durum zaten sağlanamayan sosyal iletişim üzerinde düşen prestij ve tercihlerin değişmesi nedeniyle geniş etki yaratır.
İşsizliğin getirdiği yoksunluklar genel olarak üç başlık altında toplanabilir: Somatik Sorunlar, Psişik Sorunlar ve Toplumsal Maliyet Yaratıcı Etkiler.
1. Somatik Sorunlar
1929 Dünya Ekonomik Buhranı sonrasındaki deneyimlere ve daha sonra 70’li yıllarda gerçekleştirilen bazı araştırmaların ortaya koyduğu verilere göre, işsizlik ve buna bağlı olarak artan yoksulluk şu sağlık sorunlarına neden olabilmektedir;
· Beslenme bozuklukları,
· Kas yapısının zayıflaması,
· Vücut direncinin zayıflaması, bulaşıcı hastalıkların artışı, salgın hastalık tehlikesinin artması,
· Mide-bağırsak rahatsızlıkları, kalp ve dolaşım hastalıkları gibi psikosomatik şikayetlerde artış,
· Tansiyon, kolesterol vb. sağlık göstergelerinde değişmeler,
· Raşitizm hastalığında artış,
· Direncin azalması ve kötü bakım nedeniyle deri hastalıklarında artış,
· Bebek ve çocuk ölümlerinde artış,
· İş yapma gücünün azalması,
İşsizliğe neden olan genel ekonomik koşullar, sağlık sektöründeki tasarruf önlemlerinin de etkisiyle, çeşitli sorunlara yol açtığından, yoğun işsizlik dönemlerinde, mevcut sağlık sorunlarının tam tedavi edilemeyip gelecek dönemlere sarkması olasılığı da bulunmaktadır.
2. Psişik Sorunlar
İşsizliğin en dramatik etkileri insanın psişik yapısı ve kişiliği üzerinde etki yoğunlaşmaktadır. Bilimsel araştırma sonuçları da bunu desteklemektedir. İşsizliğin başlıca psişik sorunları şu maddeler altında toplanabilir:
- Stres :
İşini kaybedenler üzerinde yapılan çeşitli araştırmalar, işsizlikle beraber stres hormonlarının faaliyetlerinde artma olduğunu, gerilim, uykusuzluk ve sinirlilik durumları görüldüğünü, psikosomatik hastalıklarda artış olduğunu ortaya koymaktadır.
Öte yandan, ekonomik sıkıntı zamanlarında, stres ve psişik rahatsızlıkların erkeklerde daha çok 35-54 yaş, kadınlarda ise 25-44 yaş arasında görülmesi, RICE’ a göre, bu kişilerin söz konusu yaşlarda mesleki yaşamlarının en yüksek noktalarında bulunduklarını ve çoğu kez ailenin varlığını sürdürebilmesi için “temel direk” rolünü taşıdıklarını göstermektedir. Buna karşılık işsizliğin yarattığı stresten az etkilenen gruplarda vardır. Önceden işsiz kalma tecrübesi olanlar, içinde bulunduğu durumun ciddiyetini kabul etmeyenler, ( savunma mekanizması ) sosyal çevresinden destek görmeyenler ve olaylar karşısında esnek davranabilenler strese daha az girmektedirler.
- Depresyon Eğilimleri, Umutsuzluk, İçine Kapanma :
İşsizliğin büyük bir umutsuzluğa,çaresizliğe, yalnızlık duygusuna ve depresyon eğilimlerine yol açtığı görülmektedir. İşsizler duygu ve düşüncelerini açıkladıklarında hayatın “ boş ve karanlık” olduğunu, “yaşamanın anlamı olmadığını” söylemektedirler.
Depresyon nedeniyle kliniklere başvuran işsizler arasında sosyo ekonomik düzeyi yüksek kesimlerden olanların diğerlerine göre daha çok oldukları görülmektedir. Mesleki pozisyon ne kadar yüksek ise, işsiz kalmanın psişik yükü de o oranda yüksek olmaktadır. İşsizliğin psişik sonuçları ve işten hoşnutluk arasında bir bağlantı bulunmaktadır. İşsizlik, işe güdülenmesi yüksek ve ancak yeniden işe girme konusundaki şansını az olarak karşılayan kişilerde daha yüksek psişik hasara yol açmaktadır.
- Özsaygının Zedelenmesi :
İşsiz kalan birey, kendi kimliğini, sosyal konumunun ve kişiliğin gelişmesinde çok önemli rol oynayan bir faktörden yoksun kalmanın boşluğunu yaşayarak kendisine olan saygısını yitirebilir.
Özsaygıyı ayakta tutan unsurlardan biri olan topluma yararlı olma duygusu, özellikle erkekler için büyük ölçüde bir meslek ve iş sahibi olmaya bağlıdır. Mesleğe işe verilen değerlerin çokluğu ölçüsünde, işi kaybetmek yaşamda üstlenilen rolün birdenbire daralmasına yol açarak kimlik krizine yol açabilmektedir. Bu noktada toplumda işsizlere nasıl bakıldığının da büyük etkileri vardır. İşsizlik sigortasının bulunduğu ülkelerde, işsizlerin “ çalışmak istemeyip başkalarının sırtından geçinenler” ya da “işe yaramayanlar” şeklinde damgalanmaları ve bu durumun kendi suçları olduğu şeklindeki ön yargıların yaygınlığı özsaygıyı zedelemekte ve işsizleri suç duygusuna itmektedir.
- Toplumsal ve Ailevi Rolü Kaybetmenin Etkileri :
İşsiz kalma, hem işyerindeki arkadaşlardan ayrılma, hem de ailede sahip olunan belirleyici rolün dayanaklarından yoksun olma anlamına gelmektedir.
İş arkadaşlarından kopuş toplumsal bağlardan uzaklaşmanın başlangıcı olabilmekte, işsiz kalma süresi uzadıkça aileyi de içine alan bir dizi soruna neden olabilmektedir. Mali sıkıntıların ve işsiz olmanın verdiği ezikliğin etkisiyle sosyal ilişkilerden kaçınmakta, bu kaçınma sosyal izolasyonu daha ad güçlendirmektedir. İşsizlik, ailedeki dengeleri bozan en önemli unsurdur.
- Belirsizliğin Neden Olduğu Psişik Baskı :
İşsizlerin bir kısmı belirsizlik duygusu içinde yaşamakta ve bundan rahatsız olmaktadırlar. Yeni bir iş bulunup bulunamayacağı konusundaki belirsizliğin ve üzerlerinde hissettikleri toplumsal baskının da etkisiyle, işsizler kendi yaşamları üzerindeki denetimlerini kaybetmekte ve geleceği planlama güçlüğü çeken bir karaktere bürünebilmektedirler.
3. Toplumsal Maliyet Yaratıcı Etkiler
İşsizlik, bireye ve bireyin yakın çevresine verdiği zararlar kadar sonuçta herkes tarafından yüklenilen sosyal maliyetleri de olan bir konudur. İşsizliğin özellikle geçlerde başıboşluk, alkol, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar ile suç işleme eğilimlerini arttırdığı sıkça görülmektedir.
İşsizler topluma ve mevcut sosyo-ekonomik düzeye olan güvenlerini kolayca kaybedebilmektedirler. İşsizlik sorunu sosyal çatışmalarda artışa ve ahlaki çöküntüye neden olarak toplumsal dengeleri derinden sarstığı için toplumdaki herkes tarafından büyük bir ciddiyetle ele alınmalıdır.
SONUÇ
İşsizlik psikolojisi başlıklı çalışmamızda genel bir değerlendirmeyle şu sonuçlara ulaşılmıştır.
İşsizlik, az gelişmiş ülkelerin yanı sıra, gelişmiş ve sanayileşmiş ülkelerin de en önemli sorununu oluşturmaktadır. Ancak aralarında bazı farklılıklar gözlenmektedir. Bu farklılıklar, işsizliğin ya da çalışanın istem yetersizliğinden olabileceği gibi kentleşme sürecinin niteliğini ve sanayileşme hızına bağlı olabilmektedir.
İşsizlik, sadece ekonomik bir sorun değil toplumsal ve kişisel konuları da kapsayan çok yönlü bir olgudur. Aşırı işsizlik gelir akışını engellemekte, günlük aktivitelerin akışını bozarak, aile ve toplumu etkileyerek ekonomik ve sosyal yaşamı olumsuz yönde etkilemektedir.
Çalışma istek ve gücünde olan insanların işsiz kalmaları onların değil yerleşik ekonominin kusurunu oluşturmaktadır. İşsizliğin yaygın ve kronik nitelik taşıdığı toplumlarda işsizlikle birlikte yoksullukta büyümektedir.
Gelişmiş ülkelerde esas olarak tam süreli işsizlik sorunları önem taşırken, gelişmekte olan ülkelerde işsizlik kendisini daha çok kısa süreli istihdam ya da eksik süreli istihdam şeklinde göstermektedir; gelişmekte olan ülkelerde yaşanan “istihdamda işsizlik” olgusu, çözümü çok daha güç sorunları beraberinde getirmektedir.
İşsizlikle savaşımda ülkeler, ekonomik ve toplumsal yapıları, politik yapı ve felsefeleri, kültürleri değişiklik gösterdiği için farklı yol ve stratejiler izlemelidir. Gelişmiş ve az gelişmiş ülkeleri karşılaştıkları işsizlik sorunun çözümleri bu açıdan farklıklar gösterecektir.
Kadın işsizlik oranı bir çok ülkede kadınların bazı nedenlerden dolayı çalışma yaşamından uzak durmalarına rağmen çok yüksektir. Gençlerde ise, özellikle ilk işlerini arayan bireyler düşük maliyetle istihdam edildikleri için daha çabuk iş bulabildikleri gözlenmektedir.
Türkiye’ de, hızlı nüfus artışına ve kitleler halinde kırdan büyük kentlere göç olgusuna bağlı olarak ve sanayileşme yönündeki yapısal değişmenin hızlı ve dengeli bir biçimde gerçekleştirilememesinin sonucu olarak temelde yapısal bir işsizlik sorunu vardır.
Türkiye’de işsizlik sigortası 1960’lı yıllardan itibaren en çok tartışılan sigorta dallarının başında gelmektedir. Ülkemizde işsizlerin, bir işsizler ordusu oluşturacak kadar çok olması işsizlik sorununun gündemdeki yerini korumasına yol açmaktadır. Ancak işsizlik sigortasının ülkemize uygunluğu, alt yapı yetersizliği, İş ve İşçi Bulma Kurumunun bu sigorta dalını yürütebilmesi tartışılmaktadır.
İşsizlik sigortasının Türkiye’de kurulması ekonomik ve sosyal demokrasinin gelişmesine olanak tanıyacak, Türkiye ve Avrupa Topluluğu arasındaki ilişkileri sağlamlaştıracak, işsizliğin toplumda ve aileler üzerinde yarattığı olumsuz etkileri onaracaktır.
Böylelikle Türkiye, OECD ülkesi arasında işsizlik sigortasını kuramamış tek ülke olma niteliğinden kurtulacaktır.
1Birsen ERSEL, Türkiye’de işsizlik ve işsizlik sigortası s:3
2 a.g.e., s.9
3 a.g.e., s.3
4 a.g.e., ss.11-12
5 Kuvvet LORDOĞLU, Nurcan ÖZKAPLAN ve Mete TÖRÜNER, Çalışma İktisadı, 1999, Beta Yayınları, s. 275
6 Mustafa Yaşar TINAR, Çalışma Psikolojisi, İzmir, 1996 s. 104
7 Tınar, a.g.e, s.105
8 Tınar, a.g.e., ss.106-110
Kaynak :
www.isguc.com