Kral ve kilisede görev yapanların zulmü, ansiklopedi yazarlarının eserlerinden fazla Rebalais'in şakaları ve Voltaire'nin ince zekasıyla birleşince biraz olsun hafifledi.Boş inanışlar, yani hurafeler, kanıtlar dışında, alaycı yaklaşımlarla çürümüş oldu.
Bütün krallar ve onlara benzeyen insanlar, alaya alınmaktan korkarlar.Onlar için başkalarının diline düşmekten daha acı bir şey yoktur.Fakat kuvvetleri ed bu korkuya dayanır.Eğer böyle bir korkuyla hareket etmemiş olsalardı, böylesine kuvvetli olmazlardı.Tarihçilerin yanılgıdı insanların alayı ciddiye almadıklarını isbat etmeye çalışmak olmalarıdır.
Çok uzun yıllardır, bütün liderler insanları korkutarak yönetmek istiyor ve bunda başarılı olamıyorlar.Onların hedefleri de kendilerine göre medeniyet kurmaktı fakat kurdukları medeniyet kalıcı olmadı, yıkılıp gitti.
Korkunun hiçbir medeniyette temel olamayacağı gerçeğini anlamadılar.Medeniyet, insanların olgunlaşmasıyla, halkların aydınlanmasıyla kurulur ancak böyle ayakta durabilir.
İnsanlar korkuyu yendikten sonra bilimin ve sosyal hizmetlerin gelişmesine şahit oldu ve yönünü ancak böyle bulabildi.
Her iş adamı veya yönetici, bu gerçekleri ezberlemeli ve sorumlu olduğu işyerinden korkunun kökünü kazımalıdır.Bir insanı tehdit ederek, zorlayarak sonuca gitmeye çalışan insanın eli boş kalır.
kaynak:
Prof.Herbert N.Casson "İNSAN YÖNETME SANATI", İstanbul, 2006
Buradan anlayacağınız üzere, işletmeler insan kaynağını sadece yaşam standartlarını sağlamalarına yönelik menfaatlerle, zorunluluklarla elde tutmamalı, tutamaz da... Çalışanının motivasyonunu sağlamalı, onu gelecek kaygısıyla korkutmaktan ziyade ona kalite, sevgi ve ahlaka dair yatırımlar yapmalıdır.