Deniz Yalım Kadıoğlu (Yolculuk Dergisi Editörü)
2005’in son gecesini çocukluk arkadaşımın evinde geçirdim. Kendisi, bu dünyada beni en yakından tanıyan; güçlü yönlerimi olduğu kadar zayıf yönlerimi de bilen az sayıda insandan biridir. Görünmez kalkanlarımızla kişiliğimizin hassas noktalarını saklayarak gezmeye alıştığımız şu günlerde, 2005’in son saatlerini böyle özel bir ortamda geçirmiş olmak yeni yılı gözümde belki de ilk defa anlamlı kıldı.
Çocukluk arkadaşlıkları özeldir. Hayata karşı duruşunuzu henüz oluşturmadığınız o en şaşkın, en savunmasız, en uçlarda dolaştığınız dönemi birlikte geçirdiğiniz insandır karşınızdaki. Bugün “Prensip olarak… Hayatta en sevmediğim şey… Her zaman düşünürüm ki…” gibi büyük cümleleri size kurduran o dalgacı, korkak, kızgın ya da küskün çocuğu gören kişidir.
Onun yanında yanlış anlaşılmak, anlaşılmamak, pot kırmak gibi günlük yaşam kaygılarınız birer birer yok olur. Ve gariptir, birlikte saatlerce yürümüş, gevezelik etmiş ya da hiçbir şey yapmadan boş boş oturmuş olun; yanından ayrıldığınızda kendinizi dinlenmiş ve ‘bir şeylerden’ arınmış hissedersiniz.
Peki bu arkadaşlıkları özel kılan şey nedir?
Çocukluk arkadaşınız, sizden her durumda soğukkanlı, kontrollü ve planlı davranmanızı beklemez. Onun yanında sevinçten çığlık atabilir, beklenmedik bir aksilikte panik olabilir ya da sadece, şaşırabilirsiniz…
Üye olduğunuz kulüpler, aldığınız ya da beklediğiniz terfiler, arabanızın markası ya da iyi şaraptan anlayıp anlamamanız hakkınızdaki görüşlerini olumlu ya da olumsuz etkilemez…
Size “Nasılsın?” diye sorduğunda, cevabınızı dinleyeceğini bilirsiniz…
Sizi ‘siz’ yapan garip, komik, anlaşılmaz özelliklerinizle sever, hatta bunları olmadığınız ortamlarda gururla anlatır…
En keyifli, en muzur ve en huzurlu dedikoduları onunla yaparsınız. Çünkü sırtınızı dönüp masadan kalktığınızda, başka bir sohbetin ana konusu olmayacağınızı bilirsiniz…
Ne kadar büyüseniz ve birbirinden farklı çevrelere girseniz de, çocukluk arkadaşınızla asla ‘ayrı dünyaların insanları’ olmazsınız…
Çocukluğun ve çocukluk arkadaşlıklarının ne kadar özel olduğunu, lisede ya da üniversitede değil; büyüdüğünüzde ve herkes sizden bir büyük gibi yani profesyonel davranmanızı beklediğinde anlarsınız. Geçmişinizden birkaç arkadaşınızı bugünlerinize kadar taşıyabilen şanslılardansanız, arada yaptığınız tatlı kaçamaklar hayata sarılmanızı kolaylaştırır. Birlikte geçirilen birkaç saat, yaşadığınız anlara dair şikâyetler ve karşılıklı verilen teselliler; sizi biraz da olsa rahatlatır ve ertesi güne daha güvenli başlamanızı sağlar.
Aslında siz, yan masadaki çalışma arkadaşınız, yöneticiniz ya da asistanınız; ofis ilişkilerinizin nezaketle örülmüş yapay duvarlarında gizliden gizliye o dünyayı ararsınız.
Ondandır, gri ofis masanızdaki renkli kalemleriniz, panonuza astığınız fotoğraflar ya da hayata dair söylenmiş sözlerden oluşan küçük kağıtlar… Ya da bir anlık da olsa kontrolü kaybedip bir çocuk gibi sevinmeniz, gözlerinizi kocaman açıp şaşırmanız, kırılganlığınızı düşen dudaklarınızla göstermeniz ama sonra hemen toparlanmanız… Bir yandan coşkuyla “Ben varım, buradayım!” derken, bir yandan duvarın arkasında saklanan siz, kendiniz.
Büyük şehirlerin camdan sarayları, kapılarını her sabah üzerlerinde koyu renk takım elbiseler, dünyayı kurtarma görevi kendilerine verilmiş gibi mağrur, başları dik ve sert adımlarla ilerleyen iş adamları ve iş kadınlarına açar. Bu iş insanları şunu çok iyi bilirler; o kapılardan içeri girmelerini sağlayan güvenlik kartları bir gün okunmayabilir, ki bu işsiz kaldıkları anlamına gelmektedir. Bilgi, korkuyu doğurur; bu yüzden kendilerinden, birbirlerinden, girdikleri ve girmedikleri kapılardan çekinip dururlar. Zaten sert adımlarıyla ezip geçmeye çalıştıkları da bu korkudan başka bir şey değildir. Korku ise sizi önce kendinizden, sonra yanınızdakinden uzaklaştırır.
Peki iş hayatında herkes kötü, çıkarcı, yalancı ve sahte midir? Hayır değildir. Çocukluk arkadaşlıklarının çok özel olduğu doğrudur, evet. Fakat hiç kimse, dünyanızın kapılarını yeni gelenlere kapayacak, başkalarına hiçbir şans vermeden sırtınızı dönecek kadar da tek değildir.
Oturduğunuz masadan başınızı kaldırıp bir bakın; o kendine güvenli tokalaşmaların, tok seslerin arkasında saklanan korkuyu ve kaygısız güvene duyulan açlığı görebilirsiniz.
2005’in son gecesiydi, çocukluk arkadaşımın evindeydim… Arkamı dönüp geçirdiğim bir seneye baktım…
Profesyonel ve kişisel gelişimim için sıraladığım onlarca maddeden birçoğuna hiç başlamamış da olsam, 2005 benim için güzel ve özel bir yıldı.
2005’te, hiç bilmediğim bir şehre geldim. Ben bu şehri zaten hiç bilmeden sevmiştim. Belki de o yüzden, şehir de bana en güzel yanlarını verdi.
Hayatıma bir sene öncesine kadar hayatımda olmayan, şimdi ise bana ‘iyi ki var’ olduğumu hissettiren insanlar girdi. İlginçtir, bu insanların birçoğu iş yerimdendi.
Biraz önce söylediklerimin tümünü yalanlar gibi, iş arkadaşlarımla ilişkilerim pekişti. Belki de aramızdaki o çekingenlik perdesi indi…
Çok az bir süre de olsa, mükemmel bir yöneticiyle çalıştım. En yoğun anlarında bile odasına girdiğimde yüzüne yerleşen gülümsemesini, otoriterliğinin altında yatan sabrını ve sevecenliğini, çalışanının karşısına çıkan iyi bir iş fırsatını onu kaybetmek pahasına bile olsa içtenlikle desteklemesini hiç unutmadım. Ve yine tüm araştırma verilerini yalanlar gibi, bu yönetici bir kadındı.
Tüm bu güzellikler, henüz ev ve iş arasındaki yoldan başka bir yer bilmezken, bu şehrin bana verdiği ‘hoş geldin’ hediyeleriydi.
2005, aynı zamanda beraberinde birkaç zorluğu, hatayı, hayal kırıklığını ve küskünlüğü de getirdi. Ben o son gece hepsiyle barıştım; hata yaptığım anlarda duyduğum utanca güldüm, küskünlüklerimi kimseye söylemeden kapattım, hayal kırıklarımı toplayıp yeni günlere bağladım. Eski yılın sevmediğim hiçbir anını bu taptaze, bu yepyeni yıla taşımaya değer bulmadım.
Tüm bunları bana düşündüren, yeni yılın ilk anlarında yanında olduğum arkadaşım oldu. Yağmurlu havalarda melankolik, çikolata yerken mutlu, bahar rüzgârı ile yaramaz olur ya insan; çocukluk arkadaşının yanında da aklına hayatın onun kadar gerçek ve güzel yanları geliyor. Düşününce de işte böyle paylaşmadan edemiyor…
Peki, ya siz?
Dergilerin yaşam sayfalarından kestiğiniz kurs isimlerini yeni yıl takviminize yapıştırmadan önce, 2005 ile barıştınız mı?
Hayatınıza, yanında sarhoş olabileceğiniz, bağırıp çağırabileceğiniz ve kontrolsüz şaşırabileceğiniz insanlar aldınız mı? Kapılarınızı hiçbir korku duymadan açtınız mı?
Şimdi, bu yazıyı okuduktan sonra, işlerinizden başınızı kaldırıp çocukluk arkadaşınızı aradınız mı?
Yeni yılın iş hayatının biz profesyonelleri için olabildiğince renkli, coşkulu ve eğlenceli geçmesi dileğiyle…