Önce evlendiğimizde hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi
Evlendikten sonra, bir çocuğumuz doğduktan sonra hatta ardından bir tane daha olduktan sonra hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi
Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar, onlar büyüyünce daha mutlu olacağımıza inanırız
Bundan sonra ergenlik dönemlerinde çocuklarla uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz, çocuklarımızdan bu dönemden çıkınca daha mutlu olacağımıza inanırız
Yeni bir araba alınca, güzel bir eve sahip olunca, güzel bir tatile çıkınca, emekli olunca yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz. (Murathan Mungan)
Gerçek ise bunların aslında bizim kendi kendimize belirlediğimiz kalıplardan başka bir şey olmamasıdır. Şartlı mutluluğun şartlı tahliyeden ne farkı olabilir ki? O hırs, bekleyiş ve ümitsizlik döneminin ardından yaşanan, elde etmiş olmanın veya sahibi olmanın getirdiği yalancı duygular, sonra yeni bir hedef ve aynı mutluluk öncesi sancı dönemleri. İkinci bir suça kadar olan “özgürlük” dönemi ve ikinci bir şart belirleyene kadar geçen “mutluluk” dönemi. Endişe, korku, güvensizlik, belirsizlik, ümitsizlik.
Mutluluk, mutlu olma hali, mut kökünden türemiştir. Mut, bütün özlemlerin, eksiksiz ve sürekli olarak yerine gelmesinden duyulan kıvanç demekmiş. Bu tanıma göre mutlu olmak için üç şartın yerine gelmesi gerekiyor; “bütün özlemler”, “eksiksiz” ve “sürekli”. Bence, Türk Dil Kurumu’nun tanımını hayatınızda uygulamaya çalışmayın, üstelik sürekli. Aslında bu çok güzel bir şeyi gösteriyor bize, hayatı sözlükte yer alan şablonlardan farksız yaşıyoruz.
Halbuki insan yaratılışında acı çekmek için mi yaratılmıştır? Böyle psikopat bir yaratıcı düşünebiliyor musunuz? Sizinle ne alıp veremediği olabilir? Her şeyin önüne sunulduğu bir dünyada ve her türlü özellik ile donatılmış insan neden mutluluk için bu kadar acı çeksin? İnsanın doğasında acı ve ümitsizlik yoktur. Acı ve ümitsizlik kendi kontrolümüz dışındaki olaylara, durumlara yüklediğimiz anlamlar sonucunda, bizim gelip bizi bulması için davetiye çıkardığımız duygulardır. Yapılan araştırmalara göre insanlar yaşadıkları olumsuz olayları hatırlamazken, daha çok kendilerinimutlu eden olaylar hafızlarında yer ediyor. Bu da bizim özümüzde acı çekmek değil, sahip olduğumuz kaynaklarla mutlu olmayı seçmek olduğunu gösteriyor.
Yaşamımızdaki bir çok alanda olduğu gibi mutluluğumuzu da kendimiz dışındaki, kontrolümüz dışındaki olaylara veya kişilere bağlıyoruz. Bizim dışımızdaki dünya dönmeli ve biz avutmalıyız kendimizi. Halbuki insanın mutlu olmak için hiçbir şeye sahip olması gerekmiyor; mutlu olmak için hiçbir şeye gerek yok. Durduk yerde kendini iyi hissedemez misin? Anı yaşamak önemli, sahip olduğumuz andan daha değerli bir şey yok ve sahip olduklarımız şu anda sahip olabileceğimiz bizim için en uygun şeyler.
Etrafımızda üzülmek için o kadar çok şey arar ve buluruz ki ama bu çabayı mutlu olmak için hemen hemen hiç göstermeyiz. Ne kadar sıklıkta arkadaşınızın söyledikleri arasında bir şeyler bulup kızar üzülürsünüz ve ne kadar sıklıkta güzel bir şeyler çıkarıp olumlu duygulara kapılırsınız. Uzun zaman görüşmediğiniz bir arkadaşınız aradığında “vefasız”, “unuttun” gibi sitem dolu laflar dökülür ağzımızdan; sesini duyduğumuza sevineceğimize arayanı da pişman ederiz. Mutluluk konusunda yakaladığınız hiçbir fırsatı kaçırmayın!
Mutluluk avcıları olmanız dileğiyle…
Emel Kordon