
07-24-2006, 09:43 AM
|
|
Administrator
|
|
Giriş: Mar 2006
Mesaj: 409
|
|
Hem Farklı Hem de Haklı
Hollandalı bilim adamı Hoffstede, kültürler arası farklılıkların iş üzerindeki yansımasını araştırmak için 60 ülkeyi kapsayan bir çalışma yapmıştır. Bu kapsamda Türkiye’de de incelemelerde bulunmuştur. Çalışmasında kültürleri dört boyutta incelemiştir. Bu boyutlardan bir tanesi bireycilik-toplulukçuluk boyutudur. Bu boyut toplumda yaşayan insanların kendilerini birey olarak mı yoksa grubun üyesi olarak mı tanımladıklarını içermektedir. Bu boyutta kültürümüz toplulukçu özelliğe sahip çıkmıştır. Yani, ülkemizde bireyler daha çok bir gruba ait olma, grupla birlikte hareket etme ve bireysel kararlardan ziyade grubun kararlarına önem veren yapıdadırlar. Kişiler kendilerini birey olarak ifade etmek yerine ait oldukları grupla ifade etmektedirler.
Bu araştırmadan bahsetmemin bir sebebi var elbette. Dikkat ederseniz bir öğrenci kendini anlatırken okumuş olduğu okulu telaffuz eder, bir yetişkin kendini çalışmış olduğu iş yeri ile veya üyesi olduğu dernekle ifade eder. Bir fikir açıklanırken tarafı olunan düşünceye sahip bir yapılanma dile getirilir. Sosyal hayatta, ekonomik hayatta, siyasi hayatta hep gruplaşmalarla karşılaşırız. Sözlerimize hep ait olduğumuz veya kendimizi ait hissettiğimiz taraflarla başlarız.
Hep bir taraftayızdır ve karşımızda başka taraflar vardır. Gruba ait olmak, kendini o şekilde ifade etmek yani bir taraf olmak bir yere kadar kabul de karşımızdaki taraflara ezeli düşmanlık, öfke ve hoşgörüsüzlük kabul edilesi değil. Bizden farklı düşüncelere, fikirlere hiç tahammülümüz yok. Biz ve bizim gibi düşünenler ve yaşayanların karşısında başka düşünceler ve yaşantılar olabileceği dahası onlardan bir şeyler öğrenebileceğimiz fikri bizi çileden çıkarıyor. Sıklıkla, aynı grup içinde yer alıyorsak insanlar hep doğru, farklı gruplar içinde yaşıyorsak hep yanlıştır.
Bir insanı, insanlar topluluğunu veya bir fikri topyekun iyi veya kötü, doğru veya yanlış olarak tanımlamak seçilecek en kolay yol, yapılacak en kolay yanlıştır. Çünkü karşı taraftaki insanları anlamak veya anlayabilmek ciddi bir emek ve efor harcamayı gerektirir. Karşıt fikirlere sahip insanlardan bir şeyler öğreniyor olmak ar gelir. Bu durumu eziklik olarak algıladığımız için yük gelir.
Farklı renkler ve farklılıklardan kaynaklanan zenginliğe, kendimizi şucu veya bucu diye taktığımız kelepçelerden dolayı yabancıyızdır. Oysa tek rengin hakim olduğu hiçbir bahçe yoktur ve böyle bir bahçeye kimse ilgi de göstermez. Yaşamımız nasıl farklı organlarımızın organize çalışmasıyla devam ediyorsa, hayatı da farklı renkler yaşanılır kılar. İnsanların bir tek dünyaya kulak kesilerek diğerlerine sağırlaşması tek bir dünyayı görerek diğerlerine körleşmesi kadar büyük bir fakirlik yoktur. Hayatımız biz istesek de istemesek de bir renk armonisi içinde geçmeye fazlasıyla yatkındır.
İnsanlar ne zaman kendi bahçelerinin kendi mutluluklarına yetmeyeceğini anlarlarsa o gün bir başka bahçeye göz atmak zorunda kalacaklardır. Böyle bir zorunlulukla karşı karşıya kalmaktansa bugün komşumuza misafir olmayı tercih etsek ve onun bahçesindeki çiçekleri koklasak daha soylu bir davranış göstermiş olmaz mıyız? Aynı bahçede büyüyen rengi farklı kokusu farklı bir çok gül tek bir sözcük ile övülemez mi? “Güzel” sözcüğü altına farklı gülleri, farklı renkleri, farklı kokuları nasıl sığdırabiliyorsak, yaşamın farklılıklarını (insanların duygu ve düşünce farklılıkları) da elbette sevimli bir sözcük altında toplayabiliriz. Bugün yapmamız gereken farklılıkların, haklılıklarımızı arttırma gücünden kendimizi mahrum etmemek olmalıdır. ne kadar farklılığımız olursa o kadar haklılığımız olur.
Güzel günlere
Emel Kordon
__________________
Müslüm Doğan
İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi
İnsan Kaynakları Yönetimi Programı
Yüksek Lisans Öğrencisi
|