Anneler gününde böyle bir yazı yazmak istemiştim ama kısmet babalar gününeymiş. Aile, kültürümüzde çok önemli bir yapı olmakla birlikte çok da iyi kavrayamadığımız iletişimlere sahip ve bu nedenle değişen dünyayla birlikte önemini yitirmekte olan bir yapı.
Hep denir ya anne babalar çocuklarının hep iyiliğini düşünür, çocukların mutluluğu onların mutluluğudur, çocuklarının dertleri onların dertleridir diye. Bu konudan hiçbirimizin şüphesi yoktur. Fakat çoğu zaman ailelerin içine düştükleri hata; kendi mutluluklarına sebep olan konuların çocuklarına uygun olmayabileceğini, kendi isteklerinin çocuklarının üzerinde eğreti duracağını unutmalarıdır. Aileler hep çocuklarının iyiliği için, ne yemesi gerektiğini, ne giymesi gerektiğini, kimlerle görüşmesi gerektiğini, ne zaman nereye gitmesi gerektiğini, zamanı gelince hangi mesleği seçmesi gerektiğini, nerede çalışması gerektiğini, kiminle evlenmesi gerektiğini, nerede oturması gerektiğini, torunlarının adının ne olması gerektiğini hep iyilik için dikte eder dururlar.
Aileler çocuk denen varlığı, canı, kanı; güdümlü bir asker olarak algılarlar çoğu zaman. Bir çok aile için 20-30’lu yaşlara gelmiş koca insanlar hala bebektir. Onlar hala yönlendirilmeye ihtiyaç duyar, anne-babasız bir şey beceremez sanki. Her şeyin doğrusunu anne-baba bilir mantığıyla kendilerinin de hatalar yapabilecekleri insanlar olduklarını unutup, hayat tecrübesini mükemmellik olarak addederler. Çocuklarının da hayat tecrübesi edinmesi gerektiğini unutarak güya onların yolunu açar, aydınlatırlar.
Günümüzde çocuk psikologlarının, anne-babaların, küçük çocuklarına yemek yemelerini teşvik etmek için önlerine iki veya üç seçenek sunmalarını ve çocuğun onlardan birini tercih etmesine yönlendirilmesi gerektiğini öğütlerken, artık belli bir idrak düzeyine erişmiş çocuklara her konuda sürekli tek seçeneğin empoze edilmeye çalışılması doğru olmasa gerek.
Ailelerin çoğu zaman çocuklarını, kendi gençliklerin öcünü aldıkları ve acısını çıkardıkları şekillenmeye hazır bir hamur gibi görmeleri, anne-baba ve çocuk arasında kapatılması zor uçurumlara ve uzaklıklara ve çocukta da ömür boyu etkileri sürecek hasarlara yol açtığını bilmemelerine ve unutmalarına bağlamak gerekiyor. Yoksa ilişkilerde ve kişilikte bunca tahribata yol açmak anne ve baba olmanın o büyük sorumluluğuna ters düşer. Gençliğinde okutulmamış ve eşinin kazancına bağlı hayatını sürdüren anne, kızının mutlaka okuması gerektiğini ve mutlaka arkasını garantisi olan, mesleklere dayamasını ister. Kızının düşünceleri onun için önemli değildir, çünkü kendi pişman olmuştur kızının pişman olmasını istememektedir. Halbuki kişi başkasının seçimleriyle hayatını planlama ve sürdürme yolunu seçtiyse, elini attığı her işte başarısızlıkla karşılaşma olasılığı yüksektir. Fakat kendi seçimlerinin mutluluğunu da pişmanlığını da yaşamak insana zor gelmez. Başarı, hatalardan oluşur diye bir söz vardır. Olgunlaşmak, tecrübe edinmek hatalarla, doğrularla, hayattan alınan derslerle, pişmanlıklarla, keşkelerle şekillenir.
Halbuki, ailelerin despot bir havada emirler ve istekler yağdıran, arkadan itekleyen komutanlar değil, çocuklarının yürüyecekleri yolları güzelleştiren, aydınlatan, onlara destek olan, onları güçlendiren birer ışık olmaları ve ailelerin bunun farkına varması gerekir. Dahası çocukların kendi yollarında yürümesine, o yolu seçmesine ve karar vermesine olanak hazırlayacak şekilde yetiştirmesi gerekir.
Çocukların arkalarına dönüp baktıklarında, düşüp kafalarını kaldırdıklarında, hata da yapsa, başaralı da olsa, düşse de kalksa da her zaman önlerini aydınlatan gülen yüzleri ve gözleri görmesi, o yolu tamamlaması için çocuğa en büyük enerji ve motivasyon kaynağı olacaktır.
Anne-babaların yitip giden, birilerinin bir şeyler söylemesine muhtaç ve güçsüz kuşaklar yetiştirmeden önce tekrar düşünmeleri şarttır. Kararlı, azimli, güçlü, kendi hatalarıyla şekillenme hakkına sahip, düşüncelerinde bağımsız, doğru kararlar verebilen bireyler yetiştirmesi, onların yerine doğru kararlar almaktan ve o kararları dikte etmekten çok daha önemlidir.
Aile toplumun en küçük yapısıdır. Ailede güdümlü yetişen çocuklar aynı tavrı, içine girmiş olduğu topluluklarda, yaşamış olduğu ülkede ve dünyada gördüğünde seve seve kabullenecektir.
Güzel günlere
Emel Kordon