Kültürümüze baktığımız zaman pek çok örf, adet, gelenek ve göreneklerin yaşamımıza uygulanışında, intibakında daha çok yasakları görmekteyiz. Bu değerlerin, günümüz değişen dünyasında da eskisi gibi olması için, ayakta kalması için, yaşatmak için yine aynı şekilde daha sıkı yasaklarla çerçevelendiğini de. TDK tanımına göre yasaklarla korunmaya çalışılan durumlar tabu olarak adlandırılıyor. Günümüzde özgürleşmenin, gelişmenin ve değişmenin en önemli engeli olarak kabul edilen kelime; tabu.
Bir milleti diğer milletlerden ayıran, o toplum tarafından geçmişten günümüze üretilmiş maddi ve manevi değerlerin tümü olan kültürün oluşumunda, örf, adet, gelenek ve göreneklerin ayırt edici özelliği tartışılmaz. Ayırt ediciliğinin yanında, bir milletin gelişiminin en önemli itici güçlerinden biri, kültürel değerlere sahip çıkmakla , tek güç, tek yumruk olmakla ve o kültürle yoğrulmakla mümkündür. Fakat gelin görün ki günümüzde içinde bulunduğumuz durumda bir yanda kültürel değerlerimize sahip çıkmakla, sahip çıkmaya çalıştığımız değerleri korumak için yasaklarla boğuşmak arasında gidip geliyoruz. Yani bir çıkmazın içindeyiz. Bir yanda değişen dünyada yer edinmek için, kültürel değerlerimizi koruma çabası içindeyiz, diğer yanda kültürel değerlerimiz önümüzde çoğu zaman yıkılması gereken engeller olarak var oluyor. Kimin söylediğini hatırlayamadığım bir söz bunu çok güzel açıklıyor; “Batıya giden bir gemi içinde doğuya giden insanlarız”.
Özgürleşme ve gelişme çabalarımız, çoğu zaman bizi biz yapan değerleri algılamamızdan kaynaklanan yanlışlıklar nedeniyle, onlardan tümüyle vazgeçmek kararıyla bizi baş başa bırakıyor. Yani tabularımızı yıkmakla, kaldırmakla. Gelişme adına yürüttüğümüz masumane isteklerimiz, bir kültürün yıkılmasıyla yan yana anılıyor. Biri diğerinin şartı oluveriyor. Ya hep ya hiç; ya siyah ya beyaz arası yok bizde. Buna sebep olan da daha önce bahsettiğim gibi biziz, bizim değerleri algılamada yaptığımız yanlışlar.
Niçin bizim örf, adet, gelenek ve göreneklerimiz de yasaklar önemli bir yer tutuyor. Yasaklar değil midir, insanı daha çok yoldan çıkaran? Yasaklar değil midir, dizginlemek isterken geri tepen? Yasaklar değil midir hep merak edilen? Günümüzde kültüre bağlılıktan, değerlerden bahsettiğimizde insanların aklına hep görünmez prangalar gelir. Hepimizin kafasında öyle yer etmiştir ki bu kabuller, hep bize engel olarak görürüz. Oysa ki, bir şeyleri benimsemede, kabul etmede, ona alışkanlık kazanmada, hayatın her aşamasında uygulayabilmede önemli olan sevgidir, ilgidir. Saygının, sevginin, düzenin, güzelliğin sağlanmasında, nasıl olur da zorlama kullanılır?
Eskiden bir gelinin babasının yanında oturması ve konuşması saygısızlık olarak kabul edilirmiş. Saygı ve edep, konuşma hakkı elinden alınmış bir kişiyle eş tutulmuş. Saygı ve edep, korkuyla ve yasakla yaşatılmış. Eskiden babalar, çocuklarını kucaklarına alıp sevip, okşayamazmış. Babaya saygı, babaya sevgi, araya koyulan sınırlarla, korkuyla yaşatılmış. Bunun gibi bir çok örnek aktarılabilir ve bir çoğunda bakış açısı değişmez. Bu örneklerden yola çıkarak değer dediğimiz şey aslında saygı ve sevgidir. Fakat biz algılama hatasıyla değerin, saygı ve sevginin sağlanması için yasak ve korkular olduğunu düşünüyoruz ve bu ve bunun gibi düşünceleri yaşatmaya çalışıyoruz.
Yaşatmaya çalıştığımız şey toplumsal ilişkilerde dengeyi ve düzeni sağlayan unsurlar olmalı, bu dengeyi ve düzeni sağlama yolları değil. Çünkü yollar, değişen dünyada geçerliliğini yitirir, eskir. 100 yıl önce uygulanan bir yolu, bugün uygulamaya ve yaşatmaya kalktığınızda sizin önünüzde engel olur ve onu kaldırmak zorunda kalırsınız. Ve bugün yaptığımız gibi biz kültürel değerleri yollarla eşleştirdiğimiz için yolları kaldıralım, tabuları yıkalım derken, değerlerimizi de tamamen terk etme tehlikesiyle karşı karşıya kalırız.
Sonuç itibariyle, gelişen dünyada yer edinmek, bu dünyaya bir şeyler verebilmek ve kazandırabilmekle mümkündür, bu ise ancak farklılığımızı ortaya koyacak değerlere sahip çıkmakla mümkündür, onları kaldırmak ve yıkmakla değil. Gelişme ve değişme için bize güç verecek değerlerimizi yaşatabilme çabalarımızı, bugünün toplumsal yapısını göz önünde bulundurarak desteklemek gerekmektedir.
Gelişerek değişelim, yıkarak, terk ederek değil….
Güzel günlere
Emel Kordon