Başımıza gelir bazen bir şeylerimizi kaybetmiş olmak. Bir yerlerde bir şeyimizi düşürür, arkasından da aramaya koyuluruz. Mesela kaybettiğimiz şey saatimiz olsun. Derken bir anons duyarız. Kaybettiğimiz şeye ilişkin. Anonsun yapıldığı yere gittiğimizde bizi bir sürpriz beklemektedir. Çünkü saatini kaybettiğini düşünen tek kişi biz değilizdir. Bizim dışımızda tam üç kişi daha vardır, saati kaybettiğini iddia eden. Bu durum karşısında yetkili kişi saatin gerçek sahibini bulmak için saat ile ilgili birkaç detay sorar. Mesela markası ne idi? Kordonu nasıldı? Rengi nasıldı? gibi. Bu soruların tamamına doğru cevap verebilecek kişi ancak o saatin sahibi olan kişi olacağı için bu soruları ve saat ile ilgili detayları belirten kişi doğal olarak saatine kavuşacak kişi olacaktır. Nitekim anlattığım bu şeyler bazı arkadaşlarımızın başına da mutlaka gelmiştir.
Bunları sizlere anlatmamın sebebine gelince, geçen hafta bir arkadaşım bana, İngiliz prodüksiyonu olan birkaç tane belgesel CD si verdi izlemem için. Evrenin yaratılmasına ilişkin olarak hazırlanmış belgesellerde kullanılan animasyon teknolojisinin üstünlüğü ve bazı resimlerin de gerçek olduğunu ve NASA dan alındığını düşününce ortaya çıkan eseri ciddiye almaktan başka seçeneğiniz de kalmıyor. Evren ve evrendeki bu akıl almaz düzenin irdelendiği ve incelendiği yapımlarda dikkatimi çeken en önemli nokta ise özenle bir yaratıcıdan bahsedilmemesi gayreti idi.
Yani yaşadığımız evren, galaksiler ve içinde bulunduğumuz dünya gezegeni hatta ve hatta bizim hayatımız “hidrojen” in eseriymiş. Kısacası, biz hidrojen tarafından yaratılmışız. Evet evet bir çoğunuzun kafasına yatmasa da, dünya çapındaki bir belgeselde vurgulanan yaratılma işleminin bizzat hidrojen tarafından gerçekleştirildiğidir. Bunları açıklarken devreye sokulan profesörler ve meşhur bilim adamları iddia edilen bu safsataların da ciddiye alınması konusunda gizli bir baskı öğesi olarak sinsice kullanılmaktadır. Yani, bu belgeselleri izleyen kişiye neredeyse söylenen ve mesajı verilen şey “Bak, bu kadar meşhur ve akıllı bilim adamları, yıllarını bu işe harcamış insanlar yalan mı söylüyorlar?” dan başka bir şey değil.
Evrenin, bilinçli ve kudretli biri tarafından kasten yani bir amaca matufen yaratılmış olduğuna ilişkin bilginin gündeme getirilmemesi, dünyayı yönetmeye çalışan organize aklın son derece hassas yatırımlarından başka bir şey değildir.
Şimdi yazımın başındaki, saat örneğine tekrar dönelim. Bu evren bilinçli bir irade sahibi tarafından yaratıldı ise bunun son derece kolay bir şekilde anlaşılması da mümkün olmalıdır. Eğer, bu evreni yarattığını iddia eden başka biri yoksa ben bu evrenin “Allah” tarafından yaratıldığını tekrarlamak istiyorum ve bunu basit bir yolla dile getirmek istiyorum. Eğer, bu evren O’nunsa, bu evren ile ilgili bir çok şeyi biliyor olması da kaçınılmazdır. Bin beş yüz yıl önce, bitkilerin bile erkek ve dişi olarak yaratıldığından, insanın bir damla sıvıdan yaratıldığından, ana rahmindeki yaratılış evrelerinden, gökyüzüne yükseldikçe oksijen sıkıntısı çekeceğimizden, deniz sularının birbirlerine karışmamalarından ve aralarındaki ince perdeden, evrenin sürekli genişletilmekte olduğundan, ayın ve gezegenlerin belli bir yörüngede yüzdürüldüklerinden, insanın parmak uçlarındaki çizgilerin orijinalliğinden, demir madeninin uzaydan gönderildiğinden ve buna benzer bir çok ince gerçekten bahseden güç elbette bu kainatın sahibi olan “Güç”tür. Yukarıdaki örnekte kaybolan saatin birkaç özelliğini dile getiren kişi, nasıl o saatin sahibi sayıldıysa, evrenin bugün ancak fark edebildiğimiz önemli gerçeklerini binlerce yıl öncesinden dile getirmiş olan “Güç” de elbette bu evrenin sahibi sayılacaktır.
Size ait, bir sarayın içinde bulunan eşyalara ilişkin olarak birisi size sorsa, “Bu saray senin ama bu eşyalar da senin mi?” bu soru ne kadar mantıksız bir sorudur herkes anlar. Aynen bunun gibi bu evren ve bu dünya gezegeni kiminse, bu gezegenin içindeki her şey ve “İnsan” da onundur. İnsan kendi kendine sahip değildir.
Onun sahibi, “O” dur.
Enver Nugay