Sahtelikler beni hep rahatsız etmiştir, asıl kötü olanı da, sahteliklerin aşikar bir gerçek olarak karşımızda durmalarıdır. Yaşarken anlamadığım, daha doğrusu anlayamadığım bir çok şey karşıma çıkıyor. Empati kurmaya çalışıyorum hep, ama bazen anlayamadığım şeyleri yaşatanlara acımaktan veya onlar için endişelenmekten başka da bir şey yapamıyorum. İnsanın insana karşı olan sahteliğinden bahsetmiştim de, kadının kadına karşı olan kıskançlığından ve sahteliğinden bu düzeyde haberdar değildim.
Kadının kadına karşı olan kıskançlığını hep, ortada bir erkek varken söz konusu olduğunu düşünürüz. Ortada paylaşılamayan erkek vardır, taraflar da paylaşamayan kadınlardır. Erkek, paylaşılamayan hint kumaşı kıvamında, suçsuz, ak paktır hep. Kozları, paylaşamayan taraflar, paylaşır. Çünkü kadının doğasında olan sahiplenme ve sahip olma hisleri o kadar kuvvetlidir ki çoğu zaman mantıklı düşünmesine engel olur. Benim malım olan şeyi aldılar, çaldılar basitliğine kadar indirger olayları. Paylaşamadığı erkeğin, çalınacak kadar saf ve aptal olduğuna vurgu yaptığının da farkında olmaz çoğu zaman. Ona göre tek suç çalandadır, kendisi mükemmeldir. Ciddi boyutta bir özgüven eksikliği, malını sahiplenme durumu ve küçükken göremediği sevgiyi zorla elde etme veya elde etmişken kaçırmama durumları, korkuları, bir rahatsızlık hali kısacası. Bu tarz olayları gazetelerin 3. sayfalarında sıklıkla okuruz. Fotoğraflarda da mazbut bir adam, sinirden çıldırmış bir kadın, bir de kötü gözle baktığımız yuva yıkan kadın vardır.
Benim bahsetmek istediğim kıskançlık ortada erkek olmayan, kadın kadına kıskançlık durumları. Ortada erkek yok ama başka şeyler var; güzellik gibi, gençlik gibi, başarı gibi, eğitim gibi, iş gibi, para gibi, özgürlük gibi, çevre gibi kısacası ortada erkek olmadan mutlu olma hali gibi. Küçük kadın beyinlerin, bir erkeğin kanatlarının altında olmadan, nasıl oluyor da mutlu oluyor? sorusuna cevap bulamayıp, cevaplarını bu durumun altında başka şeyler arayarak, hata ve eksiklik bularak aramalarıdır, derdim.
Dikkat edin etrafınızdaki kadınların sığ olanlarına, başarılı bir kadın gördüklerinde hemen ya ailesini, ya fiziğini ya giyimini eleştirirler. Güzel bir kadın gördüklerinde, hemen aptallığına, iki kelimeyi bir araya getiremediğine getirirler lafı. Hem başarılı hem güzelse işte o zaman yazık o kadının haline. Çünkü eleştirecek bir şey bulamayan sığ kadınlar, o başarıyı nasıl elde ettiğinden, ailesinin sunduğu imkanlardan, etrafındaki çevreye nasıl sahip olduğundan, oturuşundan, kalkışından, söylediklerinden, gittiği yerlere kadar bir hata bulma çabası içine girerek, kendilerini çirkin dedikodularla, iftiralarla yücelttiklerini zannederler. Dedikodu yaparak güya eksik bulurlar. “Bak işte kimse mükemmel değil”, “O kadar başarılı ama ailesi olmasa biraz zor olurdu” diye diye kendilerini bulur bu kişiler.
Kıskançlık ve yedirememe durumları, tedavi edilmesi gereken rahatsızlık boyutuna geldiğinde, kendini ispatlamak için kişinin ruhu, dedikodu gibi, iftira gibi, şikayet gibi psikolojik şiddet tekniklerini uygulamaya başlar. Çünkü rahatsızlık duyduğu ve ulaşamayacağı şeyleri karşısında gördüğünde, bilinçaltı kendi başarısızlığına bir bahane uydurmak için bunları yapmak zorundadır, ben de varım demek zorundadır.
Kendine insani yollarla saygı duyulmasını sağlamak yerine, medeni olmayan, içinde ruhunun çirkinliklerini barındıran dedikodu ve iftira gibi eylemler bazen de eğitime, statüye de bakmıyor. Özünde sakladığı eksiklik duyguları, ortamını bulduğunda iğrenç bir şekilde dilleniveriyor. En basit örneği iş yerlerinde yaş ve pozisyondan kaynaklanan rahatsızlık durumudur. Yaşın büyükse koltuğun da büyük olacak. Genç olanın üst pozisyonlarda bulunması, kendinden yaşça büyük olanlara yöneticilik yapması kaldırılır durum değildir. Bunu özellikle yine kadınlar kabul etmez. 40’ına merdiven dayamışsın, 20’li yaşlardaki kızcağızın ayağına gidiyorsun! Haklılar tabi, sığ dememin sebebi de bu, kendilerine düşünceleri ile saygı duyulmasını sağlayamayanlar, yaştan medet umarlar.
Küçük veya büyük hiçbir başarı kolay elde edilmiyor ve bu başarıları elde ederken ortam şartları ne kadar müsait olsa da, kişinin kendisi çaba göstermediği sürece hiçbir şey olmuyor. Emeğin, çabanın, yeteneğin olduğu hiçbir şey küçümsenemez. Ter dökerek elde ettiğiniz her şeyin dış mihraklarca kötülenmesine, yerilmesine ve zarar verilmek istenmesine izin vermeyin.
Emeğinizi elletmeyin!!!
Sözlerim, okuduklarında kendilerini bulanlaradır.
Emel Kordon