Geri Git   İnsan Kaynakları Akademisi > KARİYER VE İNSAN > KİŞİSEL GELİŞİM

Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Bu Konuda Ara Görünüm Modları
  #1 (permalink)  
Eski 07-24-2006, 10:46 AM
Simge Velipaşalar Simge Velipaşalar  çevrimdışı
Super Moderator
 
Giriş: Mar 2006
Mesaj: 483
Varsayılan GünAydın

26 Mart 2006 tarihli Vatan Gazetesi’nde, İclal Aydın yazısında, Tuna Kiremitçi’nin Tempo dergisindeki yazısından “Burası, aydınlarının halkından daha muhafazakar olduğu tek ülke?” cümlesini alıntılamıştı.





Aydının kelime anlamı, kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli kimsedir. Fakat hakikaten Tuna Kiremitçi’nin aydınlar hakkındaki görüşüne bir çok açıdan katılmamak elde değil. Üniversitede bir hocamız bir dersimizde, kendi tezini hazırlarken yaşadıklarını anlatmıştı. Hocamız, konusunu danışmanıyla birlikte belirledikten sonra, hummalı bir çalışma içine girdiğini, günlerce kütüphaneden çıkmadığını, en önemli kaynakları taradığını ve tezinin ön hazırlıklarını tamamladığını söyledi. O kadar çalışmanın sonucunda hocasından takdir beklerken, beklentileri boşa çıkmıştı. Çünkü hocamız lisans eğitiminde sahip olduğu araştırma mantığını yurtdışında da kullanmış, bir sürü kaynaktan bilgileri alıntılayarak güzel bir bilgi paketi ortaya çıkarmıştı. Fakat bu bilgi akışının arasında kendi düşünceleri, fikirleri ve cümlelerinin olmaması tezi eksik durumuna düşürmüştü. Bugün, o girdiğim derste ne anlatıldığını pek hatırlamıyorum ama yıllar sonra dahi bana çok şey kazandıran bu anısını unutacağımı zannetmiyorum. Bir konu hakkında çalışma yapmak ve üretmek, o konu hakkındaki bilgileri bir araya getirerek estetik bir şekilde sunmakla bitmiyor, mutlaka ki kendi fikirlerimizi, görüşlerimizi oluşturmak ve belirtmek de gerekiyor.





Bu anıdan hareketle aydının ileri düşünceli tanımını karşılaması ancak oluşturduğu bilgi birikimini özümseyerek kendi düşünceleri ve fikrilerini oluşturmasından geçer. Bunu oluşturamayan aydınlar ise elde ettiği bilgi ve deneyimi kalıplaşmış bir şekilde her bulduğu fırsatta, hep aynı cümlelerle karşı taraflara aktaran bir ileticiden öteye geçemez. Sahip olduğu bilgi birikimini, değişen dünyanın hızına, kendi fikirleriyle sentezleyerek adapte edemezse Tuna Kiremitçi’nin belirttiği gibi tutucu bir aydın olur.





Halkımızın belki de hiçbir bilgi altyapısı olmadan, içinden geldiği gibi davranan ve doğal olarak görülen kişilere karşı ilgisi ve bağlılığı buna bağlıdır. Fakat bu ilgi ve bağlılık aydınlar tarafından kalitesizliğe verilen prim olarak tanımlanır. Dahası aydınlarımız bu şekilde düşünen ve yaşayan halk ile kendisi gibi düşünenler arasında bir sınıf ayrımına vurgu yapar durur. Çünkü aydınlarımızın bilmeden içine düştüğü açmazlardan biri de sınıflandırma, kategorize etme, etiketleme hastalığıdır. Bu hastalık halk ve aydın ayrımına götürerek sınırlar oluşmasına; halkın arasında aydın kesimin kopuk yaşamasına sebep olur. Tuna Kiremitçi çok güzel bir noktaya parmak basmakla birlikte aydın ve halkı ayırmış, sınıflandırmaya gitmiştir. Aslında gerçekte olanı yansıtmıştır.





Aydın, halkın içinden değil midir?





Aydın halktan biridir fakat, kendi önüne çıkardığı engellerden biri de, elde ettiği bilgi birikimini karşı taraflara aktarırken, teknik jargonundan ödün vermemesidir. Olması gereken, sahip olunan bilgi birikiminin yalnızca aydın olarak tanımlanan kesim arasında dolanması değil, halka indirilmesidir. Ancak bu şekilde bir faydadan ve etkiden söz edilebilir. Aktarmak istediklerini yerel düzleme indirgeyip, basitleştirerek, bizden örnekler vererek dillendirmesi, iletişim engellerini kaldırarak her kesimi kucaklaması gerekir.





Bilginin tabana yayılması, şüphesiz ki toplumsal olarak olumlu bir etkiye neden olacaktır. Türk halkı neden ağır, ağdalı, bilimsel tartışma programları yerine; kendilerini görerek doğruyu öğrenmeye çalıştıkları kavgalı, gürültülü tartışma programlarını izler? sorusunun üzerinde düşünmek gerek. Tüm hayatımızda etkilerini sonuna kadar hissettiğimiz duyarsızlık ve kimlik oluşturamama sorunlarını yalnızca, aydın olarak tabir edilmeyen kesime yüklemek pek adil olmayacaktır.





Yıllarca dirsek çürütülerek elde edilmiş, yıllarca ter dökülerek elde edilmiş yüksek bilgi ve deneyim birikimlerinin mutlaka halkla buluşması gerek. Halkla buluşan bilgi, tutuculuk kıskacından kurtularak dinamik bir yapıya bürünür. Gerçek hayattan aldığı geri bildirimlerle, esnek bir uygulama alanı bulur kendisine.





Bilgi çağında yaşadığımızı unutmayarak, bilginin yayılmasında, görünmeyen engellerin kaldırılması gerekir. Yoksa doğallık kisvesi altında, kişileri doğrulara ulaştıramayan kişi ve eylemler bizi bizden uzaklaştıracaktır.





Sevgiyle…





Emel Kordon

__________________
Simge Velipaşalar
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Saat 07:48 AM.


Powered by vBulletin Version 3.0.7
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by 3.0.0