Bu ülkede yaşıyor olmanın bizlere yüklediği sorumluluklar vardır. Bu sorumlulukların başında ise bu ülkenin, bu ülkede yaşayan herkes için ortak bir anlam ifade etmesidir. Yani bu ülkeye bir göz ile bakabilme becerisine sahip olma zorunluluğumuz vardır. Bu bakışın beraberinde getireceği genel tutumlar sayesinde ülkemiz, hepimizin sahip çıktığı bir ev, yuva veya bir aile değeri taşıyacaktır.
Bu ülkeye bu göz ile bakabilme becerisine sahip olamadığımız takdirde bu ülke tüm hassas anlamlarını kaybedecek ona bakan bazı gözler kem göz haline gelecektir. Gözün kendisi değil sorun. Sorun, sözün kimin ve hangi anlayışın hizmetinde olduğudur. Kimileri bu yaklaşımları gereksiz ya da abartılı bulabilir. Oysa bu ülke, son derece müstesna olarak sınırlı cetvelle çizilmemiş bir ülkedir. Ülkemizin, içinde barındırdığı bir çok değer, bir çok kültür ve millet bu ülkenin herhangi bir ülke olmamasının en büyük nedenidir. Bizi bölmek isteyen zihniyetin yaptığı ya da yapmaya çalıştığı en esaslı iş, bu ülkenin ifade ettiği göz kamaştırıcı anlam ile bu ülke insanı arasında bir uçurum yaratmaya çalışmaktır. Yaratılmaya çalışılan bu uçurum, tarih boyunca kendini bir millet olarak ifade etme alışkanlığına sahip olan bu ülke insanını, önce bencilleştirecek daha sonra öbek öbek kopmalar yoluyla tarih sahnesinden silecektir. Bu gerçeği görmeye çalışan kafanın komple teorilerine prim veren bir kafa olduğu savunulabilir. Aslında yaşanan olayların tabi kılındığı süreç, olayın tam ortasında bulunan, biz, bu ülke insanlarının psikolojileri de hesaba katılarak bir kanıksama operasyonu haline getirilmeye çalışıldığı süreçtir.
Bu ülke, tarihin en hassas anlarında kaderin ve konjonktürel zorunlulukların bir gereği olarak meydana çıkmış, alemin bozulan mizanına denge kazandırmıştır. Kısacası dünyanın el birliği ile bu ülkenin başına örmeye çalıştığı çorap, her şeye rağmen sökülecektir. Bu kanaatlerimin yer çekimi ya da suyun kaldırma kuvveti gibi yasalar kadar keskin, sarsılmaz ve net yasalara dayandığını da rahatlıkla söyleyebilirim.
Portakal ağacının, portakal; ceviz ağacının, ceviz vermesi ne kadar doğalsa bu ülkenin, tarihin belki de en çetin ikinci virajında, zulme “Dur” diyecek güçteki anlayışı, yapıyı ve insanları da yetiştirmesi o kadar doğaldır ve zaruridir.
Konuyu ele alış şeklimin ateşli bir teoriysen ya da dengesiz bir fundamentalist tarzında olduğunu düşünebilme ihtimalinizi yok saymıyorum. Ama bana göre benim bu konuya yaklaşım tarzımın bir tek adı var; vatanseverlik. Dikkat ederseniz, bu vatanı, bu vatanda yaşayanların sevmesi bu vatanı “Vatan” yapmaktadır. Türk, Laz, Çerkez ya da Kürt olarak ve kalarak sevebilmek.
Bu vatan tarihin hiçbir döneminde bizden değişmemizi, başkalaşmamızı ve parçalanmamızı istememiştir. Peki bugün ondan bunu istemenin ne denli bir acımasızlık ve ne çirkin bir ayıp olduğunu kimse görmezden gelemez.
Fedakarlığını yapacağımız tek şeyin muhabbet, tavizini vermeyeceğimiz tek şeyin samimiyet, kopartmayacağımız bağın sadakat olması gerektiğine ilişkin inanç bu ülkeyi santim santim kapladığında, bu ülkeye kem gözle bakanlar tarihin en zavallı insanları olacaktır.
Bu ülke, tayfunun, fırtınanın ve tufanın tam ortasında, kalacak olan dünyada, Nuh’un gemisi olarak parlayacaktır. O gün bu gemi sayesinde kurtulan insanlar, ikinci bir Adem gibi dünyaya nizam ve intizam getirici kimlikleriyle, beşeriyet tarafından büyük bir coşkuyla alkışlanacaklardır.
Enver Nugay