Tübitak’ın web sitesine halktan gelen soru ve Tübitak’ın verdiği cevap şu;
S: Felsefe neden vardır?
C: İşte böyle sorular sorabildiğiniz için vardır?
Yaşamak, yaşamış olmak, yaşıyormuş gibi yapmak, sonuçta yaşam… Çoğu kişi için zor olarak nitelendirilir, mücadele etmek, her seferinden kendini yeniden şarj etmek, düştükten sonra tekrar ayağa kalkabilmek, dimdik olabilmek sahip olmamız gereken en önemli özelliklerimizdendir. Bazen düşünüyorum, niye kendimizi bu kadar helak ediyoruz, niye ne zaman bırakıp gideceğimiz belli olmayan ama bırakıp gideceğimiz kesin olan şeyler, kişiler, olaylar için paralıyoruz kendimizi? Niye işe giderken makyaj yapmak zorunda hissediyorum kendimi, spor ayakkabılarla daha rahat hissederken kimin koyduğu belli olmayan kurallar yüzünden daha şık ayakkabılar giymek zorundayım? Niye en azından haftanın her günü farklı kıyafetler giymek zorundayım? Erkekler neden Otuz Yıl Savaşlarında askerlerin taktıkları o boyun bağını takmak zorunda ve onunla daha ciddiye alınıyorlar? Neden daha büyük evlerde oturmak için daha fazla para biriktirme ihtiyacı duyuyoruz? Neden büyük evlere koyduğumuz büyük ve zahmetli eşyaların temizliği ve bakımı için kendimizi geriyoruz? Niye hala oturulabilir, kullanılabilir olan mobilyaları ve perdeleri değiştirip duruyoruz? O hiç kullanılmayacak koca vitrinlerin içini doldurmak için minik servetler harcıyoruz? Neden modası geçti diye hala kullanılabilir olan cep telefonlarımızı değiştirip duruyoruz ve niye kullanılan cep telefonu statümüzü belirleyen bir obje oluyor? Niye evde televizyonumuz varken plazması, LCD’si olsun diye taksitlere giriyoruz? Kim koydu bu kuralları? Nasıl girdi hayatımıza bu zorunluluklar? Kaliteli insan olmanın gereklilikleri mi bunlar?
Niye millet birbirinin kazancının miktarını öğrenmek için bu kadar meraklı ve niye milletin kazançları birilerinin muhabbet konusu oluyor? Niye işi kötü gidenler ve batıranlar hakkında “Öyle bir battı ki” diye gözlerimizi aça aça konuşuyoruz? Niye insanlar hayatı kötüye giden kişilere karşı sahte destek olma tavırlarına giriyorlar? Niye başkasının derdi bizi içten içe sevindirir hale geldi? Niye insanlığa faydalı bir şeyler yapmak için uğraşırız ve faydalı olmayı düşündüğümüz insanlık engeller çıkarır önümüze? Niye değeri öldükten sonra bilinecek eserler bırakmaya çalışırız dünyaya? Niye, bugün şu yazıyı yazabildiğim programların yaratıcısı gibi bir çok dehanın, servetinden bahsederiz de, yeteneklerinden bahsetmeyiz? Niye toplumda ağzına geleni söyleyen insanları, çok delikanlı, sözünü esirgemez diye pohpohlarız? Niye edepli, adaplı, saygılı insanlara pısırık yaftasını yapıştırırız? Niye ciddi, kıvırmayan insanları çok sert diye eleştiririz? Niye kendimizle değil de sürekli, etrafımızdaki insanlarla uğraşırız? Kendi yaptıklarımıza bakmadan dedikoduyla, niye toplumun ahlak polisi kesiliriz, sürekli birbirimizi güya hizaya getirmeye çalışırız? Niye bekar olan arkadaşlarımız evlenince değişir, hala bekar arkadaşlarından yüz çevirir? Niye etrafını psikolojik baskıyla hizaya getiren iş adamlarına, başarılı yönetici deriz? Niye nerden geldiğini unutan, zamanında müşterisi olması için kapılarına gittiği müşterilerini, şimdi sen kimsin ki diye bir kalemde silen iş adamlarını güçlü ve kararlı olarak tanımlarız? Neden bir lokma ekmeğe muhtaç olan insanları çatık kaşlarla kapımızdan çevirip, her akşam marketlerden torbalar taşırız evimize? Bir yanda açlıktan derileri kemiklerine yapışmış insanlar varken, niye biz sofralarımızdan şişkin ve rahatsız midelerle kalkıyoruz? Neden yolda sara krizi geçiren bir kişiye tiksinerek bakarız?
Nasıl bu hale geldik, nasıl yaşıyoruz, nasıl yaşıyormuş gibi yapıyoruz? İnsan olmak buysa ben insan olmaya alışamadım. İnsanlara da alışamadım. Ve kötü olanı da hiçbir zaman değiştirilemeyecek bir çıkmazın içinde olmamız. Kötü olan, biz buyuz artık! Kendimizin, özelliklerimizin, gerçek yaşama sebebimizin çok çok uzağında olan, insan olarak tanımlanan, tıbben canlılık belirtileri gösteren -yaşamak veya ölmek içinde can kavramını barındıran anlamlı süreçlerdir işte bu yüzden biz- şeyleriz.
Tübitak’ın mantığıyla biz, yukarıda sıraladığım soruların binlercesini kendimize sorabildiğimiz için var olmalıyız, insan olmalıyız.
Emel Kordon