Geçenlerde işsizlik oranları açıklandı. Oranlara baktığımızda işsizliğin hala büyük bir sorun olarak karşımızda durduğunu görüyoruz. İşsizlik gerek maddi gerekse manevi anlamda kişilerde ve toplumda ciddi etkilere yol açıyor. Ankara Ticaret Odası’nın yaptığı bir araştırmaya göre, boşanma oranları ülkemizde son 15 yılda %245 artmıştır. TÜİK’in yaptığı yoksulluk araştırmasında her 4 Türk’te biri yoksulluk sınırında yaşamaktadır. Türkiye Avrupa’nın en yoksul ülkesidir.
Ben işsizlik sorununa, istihdam yaratalım ama nasıl diye bir soruyla yaklaşmak istiyorum. Bunun için de mevcut iş gücünün durumundan bahsetmek istiyorum. Çünkü hali hazırda etkin ve çalıştığı işten memnun çalışan, çalıştığı kurumda ve dolayısıyla toplumda bir katma değer yaratacak, kapasitenin etkin kullanılmasını sağlayacak, önerileri ile yeni atılımlar yapacak ve sonuçta yeni iş alanları ve istihdama sebep olacaktır. İstihdam gökten zembille indirilecek fabrikalarla değil, mevcut işgücünün verimliliği arttıran çalışmalarıyla mümkün olacaktır. Yani işgücü istihdamını yaratacak yine işgücüdür diye düşünüyorum.
Harvard Business School tarafından yapılan bir araştırmaya göre günümüzde yöneticileri en çok meşgul eden konu insan kaynaklarıdır. İnsanın küresel büyümede kısıtlayıcı en önemli faktör olduğunda fikir birliğine varılmıştır.
Ülkemizin çalışan profiline baktığımızda hemen hemen her sektörde diplomasız profesyonellere rastlamaktayız. Hatta bu durum toplum tarafından bir övünç kaynağı olarak kabul edilir. Fakat günümüzde gelinen noktada alaylıların artık miyadını doldurduğunu hatta duvara çarptığını görmekteyiz pek çok işyerinde. Çünkü artık teknoloji hızla ilerliyor, yönetim ve üretim alanında yeni fikirler ortaya atılıyor ve bu gelişmelere alaylıların adaptasyonu eğitimlilerden daha zor ve uzun zamanda olmaktadır. Bundan daha büyük bir sorun ise bence, eğitimli olup da eğitim aldıkları alanda çalışmayan kişiler. Bugün etrafımıza baktığımızda inşaat mühendisi olmak isterken kendini tıp fakültesinde bulan, halkla ilişkiler isterken, muhasebecilik yapan pek çok örnekle karşılaşırız. Yanlış tercihlerle yanlış eğitim alan kişilerin pek azı iş hayatına atıldıktan sonra asıl isteklerini yapma şansını bulabilmektedir. Etrafınızda mühendislik okuyup ve hatta bir süre mühendislik yaparak çiçekçilik yapmaya başlayan, mimarlık okuyup ve yurtdışında yüksek lisans yaparak pasta dekorasyonculuğu yapmaya başlayan kişiler gibi örneklere de rastlamışsınızdır. Büyük çoğunluk ise ve asıl üzerinde durmamız gereken çoğunluk ya mecburen istemedikleri halde eğitim aldıkları alanda çalışıyor ya da, eğitim aldıkları alanda çalışmak isteseler dahi iş bulamadıkları için farklı alanlarda çalışmak zorunda kalıyor.
Yine Milli Prodüktive Merkezi’nin yaptığı bir araştırmaya göre, ülkemizde sanayi sektöründe çalışan işgücünün %74’ünün meslek eğitimi almadığı, meslek eğitimi alanların büyük bir bölümünün de kendi meslek kollarında çalışmadığı görülmüştür.
Mezun olan işsiz, çalışan verimsiz. İçinde bulunduğumuz durum bu iken ilk olarak, yeni üniversiteler açılarak, eğitimli kişileri arttırarak istihdamın arttırılması planları ne kadar doğru işleyecek? İkinci olarak çalıştıkları alanda eğitimsiz çalışanlarla verimliliği arttırma, kapasiteyi arttırma, yeni iş alanları yaratma gibi beklentiler ne kadar amacına ulaşacak?
Türkiye’de kişiler meslek seçimi kararıyla ilk kez, üniversite sınav sonuçları sonrası alınan puana uygun bölüm tercih ederek karşı karşıya kalır. Alınan puan ile, üniversite bölüm puanlarını eşleştirmek, kişinin ve daha sonra toplumun maddi ve manevi anlamda büyük ihtimalle bir sorun olarak karşısına çıkacak ilk gelecek adımlarıdır. Çünkü uzun yıllar belli bir alanda eğitim almak, hem maddi hem manevi, kişisel ve ulusal kaynakların tahsisi ile mümkündür. Heba edilen ulusal kaynaklar, uzun yıllarla ifade edilen zaman ve emek söz konusudur. Bunların planlanmaması baştan beri bahsettiğim gibi istihdam problemlerine ve yanlış eğitim sistemine bağlı olarak üretim-verim ilişkisinde dezavantajların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.
Nasıl ki, çocuk psikologları çocuklarınızla çok zaman geçirmek değil kaliteli, planlı zaman geçirmek önemlidir diyorsa, aynı şekilde eğitime ayrılan kaynağın etkinliği, hesapsız, araştırmasız, plansız üniversite açmakla değil, hem seçim sürecinin hem de eğitim sürecinin planlanması ile sağlanacaktır.
Sahip olunan ulusal kaynakların akılcı ve faydacı bir anlayışla kullanılması nitelikli eğitim sistemine bağlıdır. Eğitim sistemini planlayamayan ülkeler niteliksiz, verimsiz ve mutsuz işgücüyle, yoksulluk sınırında gezen halkıyla geleceğin dünyasında yer alamayacaklardır. Nitelikli işgücü ve dolayısıyla istihdam ve verimlilik artışı, ulusal insan kaynakları planlaması yaparak, eğitim sistemini bu ihtiyaçlara göre yapılandırarak ve doğru kişileri doğru mesleklere yönlendirerek mümkün olacaktır.
Güzel günlere…
Emel Kordon