Her sene sonu yeni bir yıla giriyoruz diye fırtınalar kopar. Eğlenceler, şenlikler, şovlar, piyangolar ve daha neler neler. Sabahlara kadar kutlamalar yapılır yeni bir yıla giriyoruz diye. Peki yeni bir yıla giriyor olmakla yeni bir güne, yeni bir haftaya ya da yeni bir dakikaya giriyor olmak arasında nasıl bir fark var? Siz hala eskisi gibi düşünecek eskisi gibi yaşayacak iseniz bunları yeni bir zaman diliminde yapıyor olmak sizde neyi değiştirecek. Üstelik yenisi geldi diye kutladığımız yıllar bizleri eskitmiyor mu?
Farkında olmadan acaba eskimemizi mi kutluyoruz? Tabi bu tür mülahazaları çok da gerekli görmeyen yanımızla konuya yaklaştığımızda bunlar sadece boş laftan ibaret demogojilerdir. Efendim şimdi ağzımızın tadını kaçırmanın ne alemi var ne güzel yepyeni hatta en yeni yıla girdik hatta ve hatta bundan daha yenisi yok be abi! diyenlerimiz de olabilir. Kendisi olmayı başaramamış bir insan yüz defa yeni yıl kutlasa ne olur?
Yaşamanın son derece ciddi sorumluluklar içeren değerli bir süreç olduğunu anlayamamış bir kimse yeni yıla Sydney’de(herkesten önce) girse ne olur? Her tarafı aklı, fikri, huyu, suyu, düşüncesi eğitimi antika olmak üzere olan bir adamı yeni bir yıl yeni bir adam yapar mı? Yoksa toplum olarak değerlerin ifade ettiği anlamdan mahrum kaldığımız için düzeysiz onuncu sınıf eğlenme arzularımızı bu gibi zamanları kullanarak mı tatmin ediyoruz. İçinden geçtiğimiz cinnet döneminin bile farkına varmadan hayatını tamamlayan yüzlerce insanın oluşturduğu toplumun, akıl sağlığından bile söz etmek elbette mümkün olmayacaktır.
Toplumun amacı eğer hoplamak zıplamak bir şeyleri kutlamak ise takvim size oldukça cömert davranacaktır, yeter ki siz isteyin. Toplum üretmeyi, yaratmayı yada var etmeyi isteyen bir toplum olursa yaşam bu isteği de reddetmeyecektir. Sadece basit bir örnek; Bugün dünyada bir Alman yada Japon ekonomisi yok sayılamaz. Onlar yok olsa dünya ekonomisi ciddi sarsıntı yaşar belki de çöker. Peki Türkiye ekonomisini yok saymak dünya ekonomisinde bir sıkıntıya yol açar mı? Bayanlar baylar doyasıya eğlenmek için önce ölesiye çalışmak lazım. Almanlar ve Japonlar II. Dünya savaşının mağlup iki devleti idi. Bugün dünya ekonomisinin iki DEV’i. Bir çok insanın zamandan medet beklediği böylesi günlerde sadece ve sadece kendi eylemlerinden ve kararlarından medet beklemesi gerektiğini anlamalı insan. Aksi takdirde kendi kaderinin figüranı olmak zorunda kalacaktır. Oysa insan zaman karşısında eriyen ya da yenilen taraf değil zamana meydan okuyan taraf olabilme istidadında yaratılmıştır. Eksiklik ve kusur ya da buna benzer psikolojiler ancak sizin seçiminiz olabilir.
Bir şeyleri kutlamanız yada kutlayabilmeniz için kutlanacak bir şeyler yapmış olmanız lazım. Zaten sizler gerçekten esaslı şeyler yapma erdeminde ve gücünde insanlar iseniz merak etmeyin sizin kutlu eylemlerinizi anan ya da kutlayan birileri çıkacaktır.
Takvimlerin değişmesinden çıkarılması gereken en esaslı ders ise bana göre şu olmalı;
Sabahın gecesi aşkın son hecesi hayatın bilmecesi
Yolculuk var bugün zaman çok dar bugün hesapla her nefesi… Uğur Işılak
Zaman değişirken ömür sermayemiz de bitiyor. Bunu nakde yani hayırlı ve faydalı işlere dönüştürmek zorundayız.
Unutmayın ki bu millet yeni yıllar kutlayan değil yeni çağlar açan bir millettir.
Sözlerimi Osman Yüksel Serdengeçti’nin şu satırları ile sonlandırıyorum.
Yıldız doğar, talihimiz belirir,
Sabah olur, ulufeler verilir,
Bir seferde dört krallık serilir,
Al al ettik, kara kara tülleri,
Biz neyledik o koskoca elleri.
Hali görür geleceği sezerdik
Bir zamanlar üç kıtada ezerdik
Haritayı biz kendimiz çizerdik
Biz neyledik o koskoca elleri…
Enver Nugay