Geri Git   İnsan Kaynakları Akademisi > KARİYER VE İNSAN > KİŞİSEL GELİŞİM

Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Bu Konuda Ara Görünüm Modları
  #1 (permalink)  
Eski 07-24-2006, 11:00 AM
Simge Velipaşalar Simge Velipaşalar  çevrimdışı
Super Moderator
 
Giriş: Mar 2006
Mesaj: 483
Varsayılan Sui Misal,Emsal Olamaz

İntiharın eşiğinden dönen ünlü İngiliz multimilyoneri Richard Wilkins “Mental Tonic” adlı kitabında yaşadıklarından çıkardıklarını aktarmış. Bunlardan bir tanesi şu “Pencereniz kirliyse, dışarı çıkıp manzarayı parlatmanız boşunadır.”


İnsan kelimesi ünsiyet mastarından türemiştir. Arapça kökenli bu kelime alışık olmak demektir.


Bunları niye söylüyorum? Son yıllarda furya halinde ortaya çıkan Kişisel Gelişim teknikleri, öğretileri arasında sıkışıp kalan, mutlu olmanın yollarının kendisine kazandırılmasını büyük ümitlerle bekleyen ve dışındaki dünyayı parlatmaya çalışan, şu alışık olan, alışkanlık kazanan insana getireceğim lafı.


NLP, Feng Shui, Yoga, Tai Chi, Reiki vb. Adını dahi zor telafuz ettiğimiz ithal teknikleri huzur ve mutluluğumuz için ilaç niyetine deniyoruz. Kişisel gelişim insanın bedensel ve ruhsal isteklerin uyumlaştırılması veya dengesinin kurulması yolunda atılan adımlardır, bitmeyen bir süreçtir. Beden ve ruh gibi iki karmaşık kavramın uyumlaştırılması sanırım 5-10 derste ya da bir kitapta anlatılan en etkili 100 maddeyle geçiştirilecek kadar basit değil.


Kişisel gelişim kitapları okuyan ya da seminerlere katılanlarda gözlemlediğim bir şey var. Kitabın veya seminerin ismi önce kişiyi etkiliyor; “Mutluluğun Anahtarı”, “Başarının 100 Yolu”, “Mutluluk Rehberi” vb. Vayy Bee! Hayatım değişecek , işte aradığım bu, kim tutar beni gibi iç konuşmalar büyük ümitlerin habercisidir. İsimle birlikte kafada oluşan etki süperdir. Kitaba bir hevesle başlanır, bitirilir veya bitirilmez. Kitap bittiğinde veya seminerden çıkıldığında herkesin yüzünde kocaman gülümseme, hiç bitmeyecekmiş gibi duran heyecan ve her şeyin mükemmel olacağına dair büyük bir ümit vardır. En fazla 3 gün sonra? 3 gün sonra gülümsemeden eser kalmamıştır, heyecan gitmiştir, ümitler suya düşmüştür. Başladığı noktaya geri dönmüştür kişi, burada da bir iç konuşma “Bu seminer de işe yaramadı, halbuki hayatımın değişeceğini söylemişlerdi”, “Kitabı da amma abartmışlar, 100 yol öyle ha deyince uygulanmıyor ki”.


Bunun sebebi ise açık, günümüz şartlarının dayattığı madde odaklı, para odaklı, hırs odaklı, başarı odaklı, tüketim odaklı yaşama düşüncesinin altında eziliyoruz. Herkese küçüklükten itibaren, insan olması ve insani değerlere sahip olması değil; mühendis olması, doktor olması öğütleniyor. Başarılı, mutlu ve huzurlu olmak için kriterlerimiz hep madde odaklı. Kişisel gelişim ihtiyacımız işte bu noktada ortaya çıkıyor. Bize yıllardır öğretilen başarılı ol, birinci ol, güçlü ol, zengin ol, kariyer sahibi ol gibi bombardımanlardan sıyrılarak varoluşunun anlamını yorumlamak arayışıdır, ihtiyacıdır kişisel gelişimin temelinde yatan. Demek ki birinci olmak, zengin olmak, kariyer sahibi olmak bir noktadan sonra yetmiyor. Fakat çoğu zaman bu ihtiyacı kişisel gelişim sektöründe, yine tüketimle gidermeye çalışıyoruz. Çünkü zamanımız, sabrımız ve çabamız yok, iki saatlik seminerlerde hayatımızın değişmesini bekliyoruz.


Kişisel gelişime asla karşı değilim. Karşı olduğum nokta bizim kültürümüz ile alakası olmayan ve daha önce de söylediğim gibi telafuzunda dahi zorlandığımız ithal tekniklerle kendimizi ne kadar özdeşleştirebiliriz. Batının doğudan aldığı bilgileri sistemleştirerek (mekanikleştirerek) sunduğu ve tüm dünyaya ihraç ettiği bu öğretileri almamız ne kadar doğru? Bence çok doğru değil. Çünkü, örneğin biz kendimizi batıdaki gibi birey olarak değil, grubun üyesi olarak daha rahat ifade edebiliyoruz. Yine aynı şekilde toplumumuzda baskın değerler materyalizm değil; insan ilişkileridir. Yani paketin jan janına kapılıp çoğu zaman hayal kırıklığına uğruyoruz.


Kişisel gelişim sürecinin doğallıkla ve akıcılıkla gerçekleşmesi, uyguladığınız tekniklerin sizin üzerinize sonradan monte edilmiş gibi durmaması ve teknikleri çevrenizle, kültürünüzle yoğurabiliyor olmanız gerekir. Kaldı ki kültürümüzde Mevlana’nın, Yunus’un, Hacı Bektaşi Veli’nin asırlarca aşınmayan etkileri, gösterdiği yollar varken ve kökü bizdeyken neden doğu öğretileri ve batının teknikleriyle kişisel gelişimi hedefliyoruz. “Kim benlikten kurtulursa bütün benlikler onun olur” diyen bizim kültürümüzle yoğrulmuş Mevlana değil mi? Batıdan öğrendiğimiz öz ve ego gibi benlik kavramları nereden gelmiş olabilir? Ve Mevlana’nın öğretilerinin, Yunus’un deyişlerinin temeli, inancımız değil midir? İnanç yalnızca ibadete değil; ahlak, erdem, sevgi, barış, affetmek ve sayamayacağım daha bir çok konuya işaret etmektedir. “Allah ahlakı ile ahlaklanınız “ sözü bir kişisel gelişim spotu, içeriği de bir kişisel gelişim deryası değildir de nedir?


Fakat günümüzde pazarlama çok önemli. Biz bu toprağın, bu kültürün değerlerine burun kıvırarak baktığımız sürece, batı bizden aldıklarını, doğudan aldıklarını paketleyip, süsleyip bize pazarlamaya devam edecektir, maalesef her alanda olduğu gibi. Toplum olarak sahip olduğumuz bu aşağılık kompleksi, bizden adam olmaz bilinci ise ayrı bir yazının konusu.


Unutmamalı ki, kötü örnek; iyi örnek olamaz. O halde doğru kaynaklardan beslenerek, penceremizi parlatalım ve manzaraya dahil olalım.



Emel Kordon

__________________
Simge Velipaşalar
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Saat 07:54 AM.


Powered by vBulletin Version 3.0.7
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by 3.0.0