Bir Avrupa kentine gittiğimizde gördüğümüz ve çok etkilendiğimiz en önemli şeyin o şehirlerdeki nizam ve intizam olduğu bilinen bir gerçektir. Mesela ben Amerika Birleşik Devletlerine gittiğimde sokaklarda ve yollarda hiçbir trafik polisine rastlamamış olmaktan dolayı büyük bir şaşkınlık yaşadığımı saklamamalıyım. Asayişin tesis edilmesi ya da trafiğin akışı konusunda sağlanmış olan düzenin neredeyse hiçbir polisi görmemiş olduğumuz bir ortamda gerçekleştirilmiş olması dikkatle incelememiz gereken bir noktadır. Çünkü, kendi kendimize sorarız adamlar bu işi nasıl yapmış diye. Bu gün sizlerle paylaşmak istediğim şey de bu zaten. Konunun belki birkaç açısı ve önemli noktası var ama bana göre en can alıcı olanı ise; sosyal belediyecilik kavramının hem yerleşmiş hem de yaşanmış olmasından başka bir şey değildir. Belediyecilik dendiği zaman akla gelen en genel ve temel hizmetlerin yol, su ve kanalizasyon hizmetleri gibi konuların olmasının nedeni bu ülke insanın en normal ve lüzumlu hatta hayati hizmetlerden bile mahrum bırakılması sebebiyledir.
Mesela hayvanları koruma ve onlar için barınaklar yapma konusunu bu ülkede gündeme getirdiğinizde insanlar size acayip bir şekilde bakarlar ve derler insanlara baktınız da hayvanlar mı kaldı? Bu tepki neden oluyor? Çünkü sosyal belediyeciliğin ne olduğunu ne biliyoruz ne de yaşıyoruz. Böyle bir mantığın, atalarımızın bırakın şehirde yaşayan hayvanlar için aldıkları önlemler ve sağladığı imkanları göçmen kuşların güzergahlarına yaptığı dinlenme ve soluklanma tesislerini bile anlaması mümkün olabilir mi? Evet bu gerçekten hayreti mucip bir durumdur ve dünyada belki de emsali olmayan bir uygulamadır. Bunun uygulayıcıları yine bizim yaşadığımız şehirlerde yaşayan atalarımızdan başkası da değildir.
Sosyal belediyeciliği hedefleyen belediyeler aslında çok önemli ve dolaylı hedefleri de edinmişlerdir. Sosyal belediyeciliğin en önemli hedefi şehrin ve şehirdeki yaşamın insanı mutlu etmesinden başka bir şey değildir. Yani ülkemizde böyle bir belediyecilikten % 100 bahsedebileceğimiz bir tek yer ve belediye ne yazık ki henüz yok. Çünkü yılların biriktirdiği ve hala halkımızın kavuşamadığı son derce mühim temel hizmetler vardır. İnsanımızın sağlıklı bir şekilde kullanabileceği ve onun için bir risk ve tehlike ifade etmeyen yollar henüz yokken, içtiği sulardan dolayı hastalanan binlerce insan hastanelere akın ederken, köpek saldırısından dolayı 3-4 yaşlarındaki çocuklar ölürken, koskoca bir metropolde okuldan eve gelirken yolda donarak ölen ilkokul çocukları varken, şehir içinde çalışmaları devam eden yollardaki çukurlara arabalar, kuyulara çocuklar, foseptiklere canlılar düşerken, otoyollarda at arabaları gezerken, en basit bir gıda yardımı için insanlarımızın onurlarını kıracak manzaralar yaşanırken kim sosyal belediyecilikten bahsedebilir. Emin olun utandığım ve sıkıldığım için az önce verdiğim örnekleri kısa kestim. Avrupa ile aramızdaki fark emin olun sadece şehirlerimizin fiziksel görünüşünden kaynaklanan farkla sınırlı değildir. Onların yolları onların yaptığı binalar onların yeşil alanlarının çokluğu ve hastanelerinin süper donanımlarda olması falan değil fark!
Sosyal belediyeciliğin onların belediyecilik anlayışının amentüsü olmasından başka bir fark yoktur. Sosyal belediyeciliğin egemen olduğu şehirlerde insanların bazı eksiklikleri olabilir ya da gerçekleştiremedikleri amaçları da olabilir o şehrin en önemli özelliği; orada yaşayan herkes bahtiyardır, huzurludur ve mutludur. Zira bilirler ki onları gerçekten gece gündüz düşünen bir anlayış tarafından yönetilmektedirler. Bunu bilmek o şehirde yaşayan insanları huzur ve esenlik sahibi kılar. Bilinçaltlarında kesin bir inanış düzeyinde şu esas vardır “ben sahipsiz değilim“.
Sosyal belediyecilik; insanlara sevmeyi öğretir, insanlara düşünmeyi öğretir, insanlara anlamayı ve anlayışı öğretir. Sosyal belediyecilik insanlara affetmeyi öğretir, hoşgörüyü öğretir. Sosyal belediyecilik insanlara birlikte yaşamanın güzelliğini ve zenginliğini öğretir.
Sosyal belediyecilik insanlara yaşadığı ülkeyi tüm değerleriyle sevmeyi ve onlara sahip olmayı öğretir, diğerleriyle yaşamayı öğretir. Sosyal belediyecilik insanlara adaleti öğretir adalete güvenmeyi öğretir. Sosyal belediyecilik insanlara yaşamayı öğretir, nezaketi öğretir, saygıyı öğretir,temiz olmayı, sağlıklı olmayı öğretir. İnsanların gerçekten önemli olduklarını hayvanların da birer canlı olduklarını öğretir.
Kısacası sürekli öğrenen ve öğreten, seven ve sevilen, önem veren ve önem verilen bir anlayışla sosyal belediyecilik olur. Zaten hem “medeniyet” hem de “ belediye” kelimelerinin anlamlarının şehirleşme ve şehir olması tesadüf de değildir.
Not : medeniyet ; şehirleşme, uygarlaşma, deniyet ; alçaklık demektir…
Enver Nugay