Savaşa, barışa, pahalılığa, açlığa, susuzluğa, parasızlığa, yalnızlığa, üzüntüye, kedere, sevince, doğuma, ölüme aldırmadan hayat devam ediyor. İnsanın hayata her yönüyle alışmaktan ve geleni kabullenmekten başka çaresi yok aslında. Zaman akıyor ve hayat devam ediyor. Yaşanmışlar, yaşanamamışlar, dediklerimiz, diyemediklerimiz, ah keşkelerimiz, hissettiklerimiz geride kalıyor. Bir kor parçası bile olsa onlar bir vakit sonra unutuluyor bir vakit sonra gülmeye başlıyoruz. Küf tutuyor hayat kalıntıları, kabuk bağlıyor yaralarımız.
Büyüyoruz!
Yüreğimizde el sürülmemiş, nadide yerler küçüldükçe biz büyüyoruz. Büyümek aslında istemediklerimize alışmak, dizlerdeki yaraların yüreklere taşınmasıdır. Acıyarak, kanayarak, yanarak büyüyoruz, olgunlaşıyoruz. Zaman akıyor, hayat devam ediyor ve biz büyüyoruz.
Hep acı dolu, kahır yüklü gözlerle bakılmaz ya dünyaya, hayata hep kahredilmez ya napalım hayat devam ediyor. Ne yazık ki insanız, ne yazık ki oyunu böyle oynamak zorundayız, ne yazık ki yüreğimiz buruk sessizliklere mahkûm.
“İnsanlar plan yapar; Tanrı güler” miş, bir günden diğer güne büyüyoruz ve her gün bir oyuncağımızı kaybediyoruz. Ama hayat devam ediyor, her şey insan için; bir kapıdan bir gün içinde bir cenaze çıkıyor yaşlı gözlerle, bir bebek giriyor sevinçli gözlerle, bir çift giriyor umutlu bakışlarla ve denge kuruluyor acı ve sevinçler arasında. Acı da bizim sevinç de bizim ve bir süre sonra ikisi de kayboluyor zamanın akışında, külleri savruluyor yüreğimizin rüzgârlarında. Hengâmeli hayat her zamankinden daha hırslı her zamankinden daha kararlı her zamankinden daha acımasız devam ediyor; insana rağmen insan için…
Hayatı geldiği gibi kabul etmek ve büyümekten başka çaremiz yok.
“Acı içinizdeki hekimin hastalıklı benliğinizi tedavi amacıyla verdiği tatsız ilaçlardır. Bu yüzden içinizdeki hekime güvenin ve uzattığı devayı sükunetle ve yatışarak için, gerçi onun eli ağır ve serttir ama görülmeyenin yumuşak eli tarafından yönetilmektedir” (Halil Cibran)
Emel Kordon