İçinde bulunduğumuz bu karmaşanın neresinde duruyoruz? Karmaşadan, kalabalıklardan, koşuşturmacalardan, dış çevreden ne kadar sıyrılıp; durup; düşünüp sorguluyoruz kendimizi, ipin ucunu kaçırmadan. Kafamızı yastığa koyduğumuzda bugün ben kendim için ne yaptım, hayallerim ve mutluluğum için ne yaptım soruları aklımıza geliyor mu? Yoksa hep bizi olaylar ve kişiler mi bir yerlere itiyor? Sürekli birilerine bağlı mı yaşıyoruz? Bizim önümüze birileri alternatifler sunsun, yarım yamalak aldığımız kararları birileri desteklesin; sırtımızı sıvazlasın, kendimiz dışındaki herkesi düşünürek eyleme geçelim, aldığımız karar kendimiz dışındaki herkesin isteklerine göre kabaca yontulsun ve zar zor alabildiğimiz yarım yamalak kararlar bambaşka bir şey olarak karşımıza çıksın. Ve ben bunu istemiyordum, şartlar bu hale getirdi!
Niye şartları kendimiz belirleyemiyoruz? Bunun bir dolu sebebi var. Başlangıçta kendimizi tanımıyoruz. Ben kimim, ne istiyorum, hayatın neresinde, nasıl duruyorum, sahip olduğum ve olmadığım şeyler… Bence en sevdiğiniz yemekten başlayıp, en sevdiğiniz arkadaşınız, en sevdiğiniz hayvan, çiçek, şehir, araba, renk, kitap, film, spor, müzik, kıyafet aklınıza ne gelirse, DÜŞÜNMELİYİZ. Bu bitmeyen keşif, bir süre sonra bizim kendini tanıma yolunda attığımız adımları oluşturacaktır. Kendimizi bilerek ve mutlu ederek yaşamayı sağlayacaktır.
Şartları belirleyememe konusunda ikinci sebep yaratıcılık denen kavramın, üzerinde yorum yapamayacak derecede bize uzak olması. Beyin kıvrımlarımıza fazla mesai yaptırmak ve fazladan kalori harcamak olarak algılamamız. Etraftan çaldığımız fikirleri kendi dahiyane ürünlerimiz gibi göstermek daha kolay. Ailede, eğitim sisteminde, iş hayatının taklitçi zihniyetinde genellikle hep aynı durum söz konusu. Yaratıcılığımız, topluma ve bize yararlı ürün ortaya koymaktan daha çok nasıl daha kolay yırtabilirim felsefesi üzerine kurulu. Hayatın her hangi bir yerinde tökezlediğimizde de onun aklına uydum, şunun bunun yüzünden böyle oldu bahanesi hepimizin dağarcığında fazlasıyla mevcuttur.
Bir diğer sebep güven eksikliği ve yalnız kalma korkusu. Millet olarak bir grup içinde yer almayı, grubun kararlarına göre hareket etmeyi, sürüden ayrılanı kurt kapar atasözünü imanın şartlarından olarak benimsiyoruz. Gruba ait olduğumuzda güvenimiz artıyor, arkamızda destek var, yalnız değiliz. Ayrıca karar aşamasında gruptan sıyrılıvermek kalabalık olduğu için kolay oluyor, düşünmediğin belli olmuyor. Yine tökezlersen suç senin değil yanlış grupta yer almışsın. Gördüğünüz gibi ait olacağınız grubun seçiminde bile karar çok önemli.
Büyük bir şirketin yöneticisi kalp krizi geçirir ve doktoru birkaç haftalığına bir çiftliğe gidip dinlenmesini önerir. Yönetici bir çiftliğe gider, ancak birkaç gün sonra sıkılır ve çiftlik sahibinden kendisine bir iş vermesini ister. Çiftçi ahırdaki ineklerin pisliklerini temizleme işini verir. Çiftçi tüm gününü ofiste geçiren bir şehirli için bu işin onu en az bir hafta oyalayacağını düşünür. Çiftçi ertesi gün yöneticinin işi bitirdiğini görünce çok şaşırır. Bu sefer daha zor bir iş olduğunu düşündüğü bir iş verir. 500 tavuğun kesilip, temizlenmesini ister. Çiftçi gün sonunda yine yöneticinin işi bitirdiğini görür. Ertesi sabah çiftlikteki çoğu iş bitmiştir. Çiftçi çalışkan yöneticiden bu sefer bir çuval patatesi, bir kutuda büyük ve bir kutuda küçük patatesler olmak üzere ikiye ayırmasını ister. Günün sonunda bakar ki, yönetici bir çuval patatesin önünde oturuyor, kutularsa bomboş. Duruma anlam veremez ve sorar:
“Birkaç gündür en zor işleri yaptın da nasıl böyle basit bir işi yapamadın, anlayamıyorum?”Yönetici yanıtlar:”Bütün hayatım boyunca kafa kopardım ve pislik temizledim, ama şimdi sen benden karar vermemi istiyorsun”.
Evet, hayatın bir döneminde insan sıfırdan başlamalı! Silkinip kendine ve çevresine bakmalı, nasıl bir çukurda olduğunu fark etmeli ve çukurdan çıkma yollarını başkalarının üzerine basarak değil, kendine uygun merdiven yaparak bulmalı!
Emel Kordon