Geri Git   İnsan Kaynakları Akademisi > DAVRANIŞ BİLİMLERİ > ÖRGÜT GELİŞTİRME

Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Bu Konuda Ara Görünüm Modları
  #1 (permalink)  
Eski 07-30-2006, 01:38 PM
Bilgen Hündür Bilgen Hündür  çevrimdışı
Moderator
 
Giriş: Mar 2006
Mesaj: 506
Varsayılan Saat ve Pusula I

Kamil Yazıcı

Zaman yönetimi, üzerinde yoğun olarak düşünülmesi gereken bir konu. Düşünürseniz, aslında bizim o kadar çok da vaktimiz yok. Sayılı günler hızla geçiyor ve şu anda bile zaman geri sayıyor. Zamanın sahip olduğumuz kadarını, hayattan istediklerimizi elde edecek şekilde kullanmazsak, hayatın bize sundukları ile yetinmek zorunda kalırız.

Bizler anlaşılması güç yeteneklere sahip olan garip yaratıklarız. Enteresan bir şekilde, bazı olaylar kendiliğinden gerçekleşse bile, bazı diğer olaylar bizlerin kararı ile gerçekleşiyor. Kaderimizin bir kısmını biz çiziyoruz. Bizim çizdiğimiz bu kısmı bilinçli olarak genişletebiliriz. Kısaca, hayatımızın sandığımızdan daha büyük bir kısmını kontrol edebiliriz.

İzleyen bölümlerde bunu başarmak için farkında olmamız gereken bazı yollardan bahsedeceğiz.

A. Kaynaklarımız
Hayatta farkında olmamız gereken bazı şeyler var. Bunlardan bazıları; zaman, enerji ve zihinsel kapasitemizin kıtlığı. Unutulmamalıdır ki bu kaynaklar kıttır. Bu kritik kaynaklar yanlış sarf edildiği vakit, çok gerekli oldukları bazı yerlerde bulunamayabilirler. Kıymetleri de o vakit anlaşılır ama artık çok geçtir. Onlar, dün’den tüketilmiştir.
Düşününce, birçoğumuza mantıklı gelecektir bu kaynakların sonsuz olmadığı. İşin enteresanı, hemen hepimiz günlük yaşamımızda bu düşünceyi unutuyor, savurgan bir tavırla lüzumsuz işlere ayırıyoruz en kıymetli kaynaklarımızı.
Mesela, zaman öldürmek. Eski bilgeler, zaman öldürmenin cinayet değil intihar olduğunu söylemişler.
Mesela, çoğumuzun boş işlerle kafamızı dolduruyor, vaktimizi harcıyor ve kendimizi tüketiyor oluşu.
Ondan sonra durup,
  • "Yardımcı olmak isterdim ama maalesef halim yok…”
  • “Gelmek isterdim ama vakit kalmadı…”
  • “Şu an kafam çok dolu seni dinleyemem…”
Ve benzeri türden şeyler söylüyoruz. Ya o anda onu yapmak, oraya gitmek veya o kişiyi dinlemek hakikaten önemliyse… Fakat bunu yapmak için kendimizde gerekli enerjiyi veya gücü bulamıyorsak…Kendimizi tükenmiş hissediyorsak veya vaktimiz kalmamışsa…
Nerede gerekli kaynaklar? Kimdir burada sorumlu? Muhtemelen, bu kaynaklara hiç sahip olmadığımızdan değil, sahip olduğumuz kadarını yanlış sarf etmiş oluşumuzdandır çektiğimiz darboğaz. Çektiğimiz sıkıntı.

İnsanın beyni inanılmaz derecede marifetli olmakla beraber her an sonsuz kapasiteye sahip değidir. Bir nokta gelir doyuma ulaşır, kapasite dolmuştur. Ondan sonra içine sokulmaya çalışılanlar genelde girmez ve taşar. Eğer bizim için en önemli olan şeyleri gerçekleştirmek istiyorsak, diğer bahsi geçen kaynaklar gibi kafamızı da doğru şekilde doldurmamız ve kullanmamız gerekir. Aksi takdirde, zihinsel katılımımızın kritik olduğu bir anda kendimizi bu açıdan tükenmiş bulabiliriz.
Düşüncesizce sarf ediyoruz en kıymetli kaynakları…
Acaba bu kaynaklar bu kadar kolay mı sarf edilmeli…?
Ya paramızı vaktimizi harcadığımız kadar rahat harcasaydık…?
Yoksa, para zamandan daha mı kıymetli…?


Düşüncesizce sarf ettiğimiz kaynakların kıymetini, onları arayıp da bulamadığımızda anlarız. Ama o zaman da çok geç olur. Bunları, yolun başındayken fark etmeli, düşünmeli ve sonra pişman olmayacak şekilde sarf etmeliyiz.
Hayatımızda, önemli meselelere yer verdikten sonra geriye kalanı daha az önemli olan işlere ayırabiliriz. Enerjimizi önemli işlere harcadıktan sonra geriye kalanı daha az önemli olan belki de daha çok keyif veren işlere ayırabiliriz. En önemli olan işleri zihnimizde sindirdikten sonra, bazı önemli soruları yanıtladıktan sonra bu boşluğu değerlendirebiliriz.
Hayatımızın son devresinde, boş geçen hayatımız için hiç kimseyi suçlamaya hakkımız yoktur. Çünkü, henüz yolun başındayken onun nasıl doldurulacağına bizler karar veririz. Her iki durumda da sorumluluk bize aittir. Zamanı bir şekilde istediklerimiz ile doldurmazsak, kendi kendine boş şeylerle dolar zaten. Ondan sonra oturup boşa geçirilmiş olan vakit için yas tutmak boşunadır. Hayatın sundukları ile yetinmek, tek seçenek olarak karşımızdadır…
Oysa önceliklerimizi belirleyip kaynaklarımızı bu önceliklere göre tükettiğimiz vakit, mutlu ve doyumlu bir hayat yaşama ihtimalimiz daha yüksektir. Ondan sonra geriye dönüp baktığımızda da yas tutmak yerine hayatın tadına ikinci defa varabiliriz.
Hayatımızın geriye kalan kısmında istediğimiz kalitede bir yaşam sürebilmek için bu kaynakları israftan kaçınmalıyız. Hiçbirimizin elinde, israf edebileceğimiz kadar çok zaman, enerji veya zihinsel kapasite yoktur. Maalesef…

B. Pro- Aktivite
Hayat, etki ve tepkiden ibarettir. Hayatımız boyunca dış dünyadan bazı etkiler gelir ve biz bu etkilere tepkiler veririz. Etki ve tepki adeta hayatın örüldüğü iplik gibidir.
Diğer bir anlatım ile hayatımızda aksiyonlar vardır. Bir de bizim bu aksiyonlara verdiğimiz reaksiyonlar. Bu aksiyonların ve reaksiyonların toplamı bir araya gelince, işte bizim hayatımız.
Ancak, dikkat ederseniz, etki ve tepki arasında bir boşluk vardır. Bu boşluğun içine bizim bilincimiz, hayal gücümüz, vicdanımız ve irademiz sığabilmektedir. Bu çok önemli bir bilgidir. Çünkü etki geldiği an ile tepkiyi verdiğimiz an arasına irademizi sokabiliyorsak, bu demek oluyor ki hayata karşı istediğimiz tepkiyi verebiliriz. Kaderimizin bir kısmını, biz çizeriz. Evet, doğru belki de insanoğlunun en büyük armağanıdır bu yetenek.
Gerçekleşen bir olaya tepkimizi vermeden, şu işlemleri yapabiliriz;

  • Bilincimizi kullanarak olanların farkına varmak
  • Hayal gücümüzü kullanarak, nasıl bir tepki vermeyi arzuladığımızı hayal etmek,
  • Vicdanımıza danışmak
  • İrademiz sayesinde kararımızı eylemselleştirmek.
Bahsi geçen dört yeteneğimizden istifade ederek, olaylara vereceğimiz tepkileri seçebiliriz. Sahip olduğumuz ve hiç kimsenin bizden alamayacağı en büyük özgürlüktür bu. Hayata karşı yapacağımız hamleyi seçme özgürlüğü…Vereceğimiz tepkiyi seçme özgürlüğü…Bir düşünsenize, tepkisel olmak zorunda değiliz, tepkimizi yönetebiliriz. Re- aktif olmak zorunda değiliz, pro- aktif olabiliriz.
Hayatta elde ettiğimiz sonuçlardan hoşnut değilsek, bunun nedeni belki de verdiğimiz bazı tepkilerden önce yeteri kadar düşünmemiş oluşumuzdur. Belki de vicdanımıza danışmamışızdır. Belki de irade gücümüzü kullanarak tepkimizi seçmemiş, olayları akışına bırakmışızdır.
Cesaret deyince, aklımıza genelde dramatik olaylar gelir. Tehlikeli bir görev üstlenmek, savaşta kılıç çekmek, yanan bir eve girip can kurtarmak, arkadaşlarımızın cüret edemeyecekleri bir şey yapmak vs. gibi… Oysa cesaretin en çarpıcı örnekleri, günlük hayatımızda, etki ile tepki arasındaki arasındaki o boşlukta sergilenebilir. Belirli bir olay karşısında nasıl tepki vermek istediğimizi hayal ederken, hayal ettiğimiz tepkiyi hayata geçirmek cesaret gerektirebilir. Gerekli cesareti sergilemeliyiz. Endişelerin ve kaygıların, bizim ile hayallerimizin arasına geçmesine izin veremeyiz, vermemeliyiz. Medeni anlamda cesur olmalıyız.
Einstein demiştir ki: “Pek az insan bulundukları ortamın önyargılarına düşen düşüncelerini sükunet ile ifade edebilir. Çoğu insan, böylesi düşünceleri oluşturacak nitelikte bile değildir.” Einstein, düşüncelerimizin arkasında durmak için gerekli olan cesarete işaret etmektedir.

Büyüleyici işler, genelde, içlerindeki bir şeyin koşulların üstünde olduğuna inanma cesaretini gösteren insanlar tarafından başarılıyor. Pro- aktivite kavramı üzerine cesaret unsurunu göz ardı edemeyiz. Kendimiz olacak kadar cesur olmalıyız.

C. Zaman
Zaman’a iki farklı bakış açısı vardır. Biri “Kronos”, diğeri “Karios”. Kronos nicelik, Karios ise nitelik ile ilgilenir.
Kronos geçen zaman ile ilgilenir. Bir önceki saniye bir sonraki saniye ile aynı değerdedir. Aynı zamanda, kronometre kelimesi de kronos’dan türemiştir. Kısaca geçen zamanı ölçer. Her an aynı kalite ve değerdedir.
Karios ise biraz daha farklıdır. İçerik ile ilgilenir. Bir önceki saniye bir sonraki ile aynı değildir. İçerik açısından farklı olduğu için her saniyenin değeri farklıdır. Bu anlayışa göre hayatın bazı anları diğerlerinden daha kalitelidir, daha değerlidir.
Einstein da zamanının izafi olduğunu söylerken, zamana kairos penceresinden baktığını gösteriyor. Einstein’a göre, her an eş değerde değildir. An’lar izafidir. Görecelidir. Kendi verdiği bir örneğe göre, sevdiği bir arkadaşı ile geçirdiği saatlerin- yakıcı bir ocak üzerinde oturduğu saniyelerden daha çabuk geçmesinin sebebi zamanın izafi oluşudur.
Yakıcı ocak üzerindeki bir an ile sevdiğimiz bir arkadaşımız ile geçirdiğimiz bir an, eş değerde değildir. Kronos penceresinden bakınca, bu farkı göremeyiz.
Şüphesiz zamanımıza Kairos penceresinden bakmamız gerekir. Şu anda yaşamakta olduğumuz “an” bir öncekinden farklıdır. Takip eden de farklı olacaktır. Takip edenler üzerinden önceden çalışabiliriz. Kendimizi, arzuladığımız koşulların içinde bulabilmek için gerekli olanları tanımlayıp harekete geçebiliriz. İçerik açısından zayıf bulduğumuz bir an için, kendimizden başka hiç kimseyi suçlamaya hakkımız yoktur. Daha önce verdiğimiz bazı kararların sonucudur o an’ın boşluğu. Önceden davranılması gerekirdi. Ön hazırlık gibi konular acil olmadığı için, çoğumuz bu kritik süreci sürekli olarak erteler. Zamanı gelip, kendimizde gerekli donanımı bulamadığımız vakit de üzülürüz. Yanarız. Bu yanıklar bizi pişirmeli. Bizlere ders olmalı. Bir sonraki imtihan’a hazırlıklı girmek için bizleri harekete geçirmeli.
Edindiğimiz tecrübeler, tecrübeleri edindiğimiz anların niteliği ile bağlantılıdır. İyi tecrübeler edinmek istiyorsak, ilk önce doldurmakta olduğumuz zamanı iyi tecrübeler yaşatacak şekilde doldurmamız gerekir. Mutlu olmak istiyorsak, mutlu edecek şekilde doldurmamız gerekir. Unutulmamalıdır ki, şu an ile “son” arasındaki boşluğu bizler dolduruyoruz başkası değil. Eğer bu boş vakti doldurmayı rastlantıya bırakırsak, bizi üzecek hatta bize zarar verecek şekilde dolabilir. Bizlere de oturup hayatın bize sunduklarını kabul etmekten başka seçenek kalmaz. Önceden planlayıp davransaydık elde ettiğimiz sonuçlar daha farklı olabilirdi. Kendimizi içinde bulduğumuz koşullar bizi tatmin de edebilirdi

www.insankaynaklari.com

__________________
Bilgen Hündür
İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi
İnsan Kaynakları Yönetimi Programı
Yüksek Lisans Öğrencisi
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Saat 06:30 PM.


Powered by vBulletin Version 3.0.7
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by 3.0.0