Aklınızdan geçen düşüncelerin farkında mısınız şu an? Örneğin bu yazının olduğu, şu anda bakmakta olduğunuz sayfayı ilk gördüğünüzde aklınızdan neler geçti? Ne gibi bir tepki verdiniz yazının başlığına? Peki ya şimdi, şu an aklınızdan ne düşünceler geçiyor? Gerçekten durup da nasıl hissettiğinize mi odaklandınız, yoksa okumaya devam mı ettiniz? Peki, ya şimdi, şuan? Aklınızda ne düşünce, içinizde ne duygu, his var? Ve bu düşünce, duygu ve hisler, şu anki gerçekliğinizi nasıl etkiliyor? Ya ait olduğunuz sosyal ve ekonomik grupları?
Kültür değişimi projeleri çerçevesinde yaptığım danışmanlıkların hemen hepsinde yaşanan bir sahneyi gelin hep birlikte canlandıralım. Kendinizi daire şeklinde oturmuş bir grubun içinde hayal edin. Bu grup sizinle aynı kurumda çalışan yöneticilerden oluşuyor. Uzun zamandır kurumda değişmesi gerektiğini düşündüğünüz o kadar çok şey var ki! Yıllardır konuşuyorsunuz arkadaşlarınızla nelerin değişmesi gerektiği üzerine, devam eden bir şikayet zinciri içerisindesiniz. Ama şikayetleriniz haksız yere değil. Çünkü gözle görülen köy kılavuz istemez; o kadar aslında ortadaki işlerin neden yürümediği. Ancak senelerdir bir sürü eğitim, bir sürü danışman, bir sürü söz, ortada değişen bir şey yok. Yakın zamanda ise bir değişim projesi yürütüleceğini öğrenmişsiniz ve bununla ilgili bir toplantıda oturuyorsunuz şu anda da. Şu anda konuşan kişi de bu değişim projesinde görevi olan kişilerden biri. Neler yapmak istediğini anlatıyor ve siz diğer yöneticilerin desteğinizi istediğini belirtiyor. İşte o anda birisi durdurma tuşuna basıyor ve size aklınızdan tam bu destek isteğini duyduğunda ne geçtiğini soruyor. Yanıtınızı dürüstçe verebilirsiniz; herhangi bir negatif sonucu olmayacak Ne yanıt verirsiniz? Gerçekten, bu senaryonun bu noktasında aklınızdan neler geçiyor olurdu?
Eğer siz de benim danışmanlık yaptığım bu tip çalışmalardaki katılımcıların birçoğu gibi iseniz ve gerçekten dürüst davranırsanız tahminen şu tip yanıtlar verirdiniz:
"Burada hiçbir şey değişmez!"
"Sizin işinizi biz mi yapalım?"
"Biz bunları çok duyduk!"
"Görmeden inanmam."
"Bunlar güzel düşünceler ama gerçek bu değil."
"Bize uymaz bu yollar..,"
İşte değişimin ve değişmemenin sırları bu cümlelerde, akıldan o anda geçen düşüncelerde saklı. Çünkü birçoklarının iddia et gibi değişim, bu değişimi istemeyenlerin ve bu değişimi istemediğini açık bir şekilde ortaya koyanların yüzünden değil sözleri ile değişimi istediğini en fazla söyleyen, mevcut durumda en fazla yakınan, en fazla söylenenlerin inançsızlığı yüzünden gerçekleşmiyor aslında. Burada bahsettiğim şeyin sakın sadece çalıştığınız kurumda yürümeyen işler veya son reorganizasyon projesi olduğunu sanmayın. Tabii ki onlar listenin başında, ama aynı durum sadece kendimizi ilgilendiren, kendimizi geliştirmek, yaşamımızı daha da güzelleştirmek, daha sağlıklı olmak, daha fazla zaman yaratmak gibi bireysel değişim projeleri için de geçerli değil mi?
İsterseniz ufak bir alıştırma yapalım, Şu anda yaşamınızla, alışkın olduğunuz davranış biçimlerinizle, "işletim sisteminizle" ilgili yapmak istediğiniz, yapmak zorunda olduğunuz bütün değişiklikleri aşağıya yazın ve her cümleyi "-meliyim", "-malıyım", "lazım" veya "gerekli" ile bitirin. Örneğin: Zamanımı daha iyi kullanmak için benim yapmamam gereken işleri delege (deklere olabilir mi) etmeliyim" gibi. Ve her cümlenin altında birer satır bırakın. Listenizi tamamladınız mı? Çok güzel, şimdi ilk cümleyi okuyun ve aklınıza ilk gelen şeyi, ilk tepkinizi, ilk düşüncenizi mümkün olduğu kadar sansürlemeden "ama çünkü" diye başlayarak yazın. Örneğin yukarıdaki "delege etmeliyim" diye biten isteğinize tepki olarak "ama bunu yapamam, çünkü altındakiler hep hata yapıyorlar" düşüncesini yazabilirsiniz. Bu şekilde bütün cümleleri tamamlayın.
Bitirdiniz mi? Güzel. Önünüzdeki, sizin şimdiki durumunuzun, arada kalmışlığınızın özeti. İlk satırlar hep o yapmak istediğiniz, yapacağınızı söylediğiniz, yapmanın ne kadar güzel olacağını hayal ettiğiniz şeylerle dolu. Ah bir bunları nasıl yapacağımı bilsem dediğiniz şeylerle... ikinci satırlar ise kendinizi nasıl durdurduğunuzu anlatıyor. İşte bu iki arada bir derede, sıkışmış olarak yaşıyoruz hayatı biz. Robert Kegan "How the way we talk can change the way we work" adlı kitabında diyor ki: "Aslında iki temel değişim sorusu vardır: Ben gerçekten ne istiyorum? Ve kendimi buna ulaşmaktan nasıl alıkoyacağım?"
Değişimin çelişkili teorisine göre, insan olmadığı bir şey olmaya çalışarak değil, olduğu şeyi tam olarak değişir. Bu şu demek; O birinci satırda yazdıklarınıza doğru ilerlemek için kendinizi kamçılamayı veya ilerleyemediğiniz için kendinize işkence etmeyi bırakın. Tam tersine ikinci satırda yazan "olun", içinizdeki direnci tam olarak ortaya çıkarın ve ona sahip çıkın. Onu inceleyin. Yani kendinizi inceleyin. Direnen kendinizi tanımak için kendinize sorular sorun, anlamaya çalışın. Çünkü kalıcı, anlamlı ve gerçek değişim eğer olacaksa, ancak bu şekilde olacak.
Kaynak:Best /haziran/2006
www.sahinlerholding.com.tr