Salim Kadıbeşegil
Stratejik İletişim Danışmanı
ORSA Stratejik İletişim Danışmanlığı
Son zamanların “moda eğilimi” kurumsal sosyal sorumluluk bir “sakız”a dönüşmek üzere! Toplum tarafından “iyi bir şeyler de yapılıyor” algılamasının yaratılması için sosyal sorumluluk kavramının çekiştirmediğimiz tarafı kalmadı. Suyu çıkmak üzere! Şirketler, halkla ilişkilerciler, sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşları, kamu kurumları, üniversiteler ve toplumsal değerleri temsil eden tüm kesimler bu kavramı bir “sığınak” gibi görmeye başladılar.
Toplumun duyarlılık ve değerleri ile çelişen uygulamaların “halının altına süpürülmesi”, ama bunun karşısında sosyal sorumluluklarının bilincinde bir algı yaratılması için bazı projelerin desteklenmesi bir saatli bombadan farksızdır.
Sosyal sorumluluk konularında samimi ve gerçekçi politikalar izlemek isteyen yöneticiler için bazı temel tespitleri yapmakta yarar var galiba...
Öncelikle, bir şirketin sosyal anlamda da topluma karşı sorumluluklarını yerine getirebiliyor olması için mutlaka belli bir büyüklüğe ulaşması gerekmiyor. Şirketler, kuruldukları ilk günden itibaren içinde bulundukları topluma karşı sorumludurlar. Yani, onlardan dürüst olmaları, hileye hurdaya karışmamaları, bankalardan hortumlama yapmamaları, çalışanlarına karşı hakkaniyetli olmaları, etik davranmaları, bozuk mal üretmemeleri, tüketici haklarına saygı duymaları gibi ticari yaşamın temel davranış biçimleri beklenir. Vergilerini düzenli ödemeleri, çocuk işçi çalıştırmamaları, sigorta primlerini zamanında yatırmaları, çevreyi kirletmemeleri zaten “iyi bir kurumsal vatandaş” olabilmenin asgari koşularıdır. Bunları yerine getirmek için pazarda bir yere gelmek, belli bir ciroya, büyüklüğe ulaşmayı hedeflemek, sorumluluk konusunda samimi olmayan bir davranıştır. Bir diğer açıdan bakarsak, zaten bu sorumluluk içinde yönetilen şirketlerin büyüme, pazarda tutunma ve daha önemlisi sürdürülebilir gelişim içinde olabilecekleri gerçeği vardır.
İçinde bulunduğumuz toplumun gelişimine katkı sağlamak da yine şirketlerin varlık sebebidir. Eğitim, kültür, sanat, sağlık, spor ve benzeri alanlarda geliştirilecek katkı politikaları, bu çevrelerle aramızdaki bağları güçlendirecektir. Bu çevrelerin, bizi, ürün ve hizmetlerimizi, yönetim kalitemizi, teknolojimizi daha iyi anlamalarını sağlayacaktır. Çalışanlarımızla birlikte oluşturulacak böyle bir ilişki ağı, şirket içindeki moral ve motivasyonu olumlu etkileyecek ve verimliliği artıracaktır.
Bu genel tespitlerin ışığında, iş dünyasının küresel bağlamda kurumsal sosyal sorumluluk ile ilgili yaklaşımlarını alt alta koyduğumuzda şu çıkarımlarda bulunuyoruz;
Sosyal sorumluluk performansı şirket yönetimlerine toplum tarafından verilen bir karne notudur. Çünkü, bir kaç yıl öncesine kadar şirketlerin gönüllü ve kendi iradeleriyle yapmakta oldukları sosyal sorumluluk faaliyetlerinin artık “ dünyanın sınırlı kaynaklarını tüketen şirketlerin bu kaynakların sürdürülebilirliği konusundaki performanslarını yerine getirmeleri için bir zorunluluk” olduğu tespiti yapılmaktadır.
Bu yüzden, örneğin İngiliz hükümetinin sosyal sorumluluk konuları ile ilgilenen bir bakanı vardır. Avrupa Komisyonu’nun kurumsal sosyal sorumlulukla ilgili ayrı bir bölümü bulunmaktadır. Ayrıca Avrupa Komisyonu 3 Aralık tarihinde Brüksel’deki toplantısında almış olduğu kararlar ile özel sektörün bu konuda nasıl hareket etmesi gerektiği ile ilgili genel çerçeveyi de vermekte ve bu kurallara uymayan şirketlere yaptırımlar getirmektedir. Avrupa Komisyonunun bu yaklaşımı, şirketlerin “gönüllü” olarak yasal süreç ve olguların ötesinde kurumsal sosyal sorumluluk uygulamalarının teşvik edilmesi konusunda hükümetleri göreve davet etmektedir. Aynı kararda, kurumsal sosyal sorumluluk kavramının Avrupa Konseyi’nin Lizbon, Nice ve Göteborg toplantılarında tarif edilen Avrupa Birliği stratejisine yapacağı katkının önemi vurgulanmaktadır.
Dow Jones ve Financial Times sosyal sorumluluk alanında daha iyi performans gösteren özel sektör şirketleri için ayrı endeksler oluşturmuşlardır. (DJSI, FTSE4Good). Yatırımcılar, bu endekslerde farklı yatırım enstrümanları bulabilmektedirler. Hatta, FTSE4Good ile lisans anlaşması yapan şirketlerin ödedikleri aidatlar doğrudan UNICEF’e gönderilmektedir.
İş dünyasının en önemli kurumlarından biri olan World Business Council, sürdürülebilir gelişim ile ilgili ayrı bir oluşuma gitmiş ve CEO’lar düzeyinde temsil edilen bir kurumsal yapı ile üyelerine sosyal sorumluluk hizmeti üretmektedir. (WBCSD)
Etik değerler, sosyal paydaşlarla diyalog, şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkeleri ile donatılmış bir yönetim anlayışı doğal olarak bu özelliklere sahip şirkete “güveni” artıracaktır. Söz konusu güven, kurumsal itibarın korunması ve geliştirilmesinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Bu anlayışı benimsemiş şirketler geceleri rahat uyuyabilmektedirler. Çünkü, beklenmedik bir anda kapılarında bir kriz ile karşılaşıp “yok olma” tehlikesi ile burun buruna gelmeden çok önce, toplumun farklı kesimleri ile ortak değerlerin paylaşıldığı bir olgunluk sınavını geride bırakmış olacaklardır. Buraya giden yolculuk, “kurumsal sosyal sorumluluk” ile başlamaktadır. Yolculuğun adı da “yönetim kalitesi” dir!.
http://www.orsa.com.tr/cgi-bin/asp/c...lang=TR&id=174