Geri Git   İnsan Kaynakları Akademisi > GÜNCEL HABERLER > PİYASALAR VE İŞ DÜNYASI

Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Bu Konuda Ara Görünüm Modları
  #1 (permalink)  
Eski 08-11-2006, 06:38 AM
Taha Yasin Türker Taha Yasin Türker  çevrimdışı
Moderator
 
Giriş: Mar 2006
Konum: İstanbul
Mesaj: 58
Varsayılan İş Hayatı

İŞ HAYATI
Yaşamın ilginç çelişkilerinden biri "iş" ile "yaşam" arasındaki ilişkidir. Temel paradigma, "yaşamak için çalışmak" gereği üzerine kurulmuştur. Ama insan bir kere hayata atılınca, bu paradigma neredeyse tersine döner, kişinin işi ön plana çıkar, yaşam arka plana düşer.

Konuya yüzeysel bakarsak şunu söyleyebiliriz, bir gün 24 saat olduğuna göre:

"İş" de geçen ortalama süre 10 saat
Uykuda 8 saat
İşe gidiş-dönüş 2 saat
Yemek ve diğer "zorunlu" işlere ortalama 2 saat gidiyor.
Geriye ise yaşam için sadece 2 saat kalıyor!

Yapılması gereken işler, ev ve ailenin zorunlu işleri gibi durumlarda hesaba katılırsa geriye en fazla 1 saat kalır!

İşe ayrılan süre yaşam için kalan sürenin 10 katı. Demek ki iş, yaşama göre 10 kat daha önemli...

Ama bu analiz işin ölçülebilen, "somut" yönü ile ilgili. İşin bir de "soyut", fakat daha önemli yanı var.

Görüyoruz ki genelde iş, kişinin kimliği haline geliyor, bir süre sonra "iş kimliği" bireyin kimliğinin önüne geçiyor. Kanıtını ise tipik konuşmalarda görüyoruz. Diyelim ki bir toplantıda ya da arkadaş çevresinde birisiyle sohbet ediyorsunuz. Konuşmanızın seyri daha çok nasıl gider? İşte size 2 örnek:

İlk örneğimiz:

Tanıştığımıza memnun oldum. Ne iş yapıyorsunuz?
Mimarım...
Yaa, öyle mi! Aslında ben de hep mimar olmayı hayal ederdim; ama puanım tutmadı.
Belki öylesi çok daha iyi. Ben de zaten 8 yıl bir dış ticaret şirketinde çalıştıktan sonra kendi işimi kurdum. Gerçi daha yeni sayılırız ama gelişme fena değil. Tek sorunum her şeye benim bakıyor olmam...
İkinci örneğimiz:

Uzun zamandır görüşemiyorduk. Neler yapıyorsun?
Çok keyifli işler yapıyorum. Mesela, güneş tutulması nedeniyle Antalya’daydım. Yurt dışındaki ofisimizden gelen gruba rehberlik yapmam gerekiyordu.
Ben çalışmaktan izleyemedim bile... Sevdiğin işi yaptığın için ne kadar şanslısın...
Elbette insanın özel yaşamı, ailesi, hobileri, zevkleri önemlidir. Öte yandan, özel yaşamın niteliği ve zenginliği de iş hayatındaki başarı ile çok yakından ilişkili. Bu ilişki asimetrik; işinde başarılı olan kişinin özel yaşamında mutlu olacağının garantisi yok, ama işinde başarısız olan kişinin özel yaşamında mutlu olması çok zor!

İş yaşamının kişi üzerindeki etkileri çok yönlü. Her şeyden önce kişinin işini benimsemesi gerekiyor. Sevmediği, sahiplenmediği işi yapan kişide "iş tatmini" boşunadır.

İş tatmini kadar önemli bir diğer nokta da kişinin işi ile özdeşleşmesidir. Kişinin mizacına uymayan bir işte başarılı olması mümkün değildir. Mesela "satış" kişiler arası iletişimin yoğun olduğu bir iştir. Ama insanlarla konuşmayı sevmeyen kişinin satış alanında çalışması doğru değildir.

Tabii önemli konulardan biri de insanın işinde belli bir kazanç elde etmesidir. Sağlanan kazanç kişinin hak ettiği, fakat geçimini de sağlayacak bir miktar olmalıdır. Bunlar gerçekleşmezse kişi huzursuzluk içinde olur, bir süre sonra da o işi terk etmek zorunda kalır.

Bütün bu etkileri birlikte düşünürsek işin kişinin hayatı üzerinde ne kadar önemli olduğunu kolayca anlayabiliriz.

Meslek ve Eğitim
Üniversite ya da yüksek okula giden kişiler çoğunlukla aldıkları eğitimle, daha sonra yapacakları iş arasında yakın bir ilişki olacağını düşünürler. Biyoloji öğretmenliği mezunu olan kişi öğretmenlik, mühendislikten mezun olan kişi mühendislik yapacağını düşünür.

Ama gerçek hayat çok farklıdır. Mesela pek çok mühendis mühendislik yapmıyor! Keza hukuk fakültesini bitirenlerin de çoğu avukat ya da hakim olmuyor. O halde akla şu soru geliyor:

"Eğer eğitimini aldığım alanda çalışamayacaksam aldığım eğitimin faydası ne?"

Aslında eğitimin kişiye kazandırdıklarının başında "formasyon" gelir. Bir konuyu analiz etme, sebep-sonuç ilişkisi kurabilme, yeni bir konuyu öğrenebilme yeteneği eğitimin temel amacıdır. Ama elbette hekimlik, turizm işletmeciliği, bilgisayar programcılığı gibi somut mesleki bilgiler de kazanılır.
Belli bir bölümden mezun olan kişilerin önünde gerçekte pek çok seçenek vardır. Yukarıda sözünü ettiğimiz biyoloji öğretmenliğini bitiren kişiyi düşünelim. Bu kişi öğretmen olabileceği gibi, bir ilaç firmasında müşteri temsilcisi, bir kimyasal madde üreten firmada laboratuar teknisyeni, tarım ve hayvancılık alanında denetim uzmanı ya da mesleki yayın kuruluşunda yazarlık yapabilir. Ve bunların her biri almış olduğu eğitimle ilgilidir. Ama aynı kişi, eğitimi ile doğrudan ilgisi olmayan alanlarda da çalışabilir. Mesela bir gazetede muhabirlik, bir ticari kuruluşta satış veya planlama elemanı ya da bir havayolunda hostes de olabilir. Gerçekçi olmak gerekirse, kişiler çok genç yaşta okul tercihi yapıyorlar ya da esas tercihleri olmasa da sırf yüksek öğrenim görmek için bir sıralama sonucu belli bir bölüme girebiliyorlar. Geç de olsa kişinin esas ilgi duyduğu alana yönelmesi en doğrusu!

Meslek hayatında başarılı olmanın yollarını ikiye ayırmak mümkün.

Birincisi, kendini yetiştirmek ile ilgili. Kariyerinde zirveye çıkmış, hatta dünya çapında uzman sayılan kişilerin yaşamlarını incelediğimizde, hepsinin ortak yönünün gelişmeye bağlı olduğunu görüyoruz. Elbette zekâ, yetenek, basiret gibi birçok etkenin de rol aldığı söylenebilir.

Ama hiçbir başarı öyküsü yok ki gayret, enerji ve gelişmeye dayalı olmasın.

Öte yandan, ortalama zeka ve yetenek sahibi olduğu halde gayreti sayesinde tepe noktalara çıkan insanlara da rastlamak mümkün. "Bilgi güçtür!" sloganı boşuna söylenmemiş. Eğitimini yaşam boyu sürdüren, okuyan ve düşünen insan mutlaka bir yerlere geliyor.

Tabii, ikinci bir yol da var; Torpil! Eş-dost, akrabalık bağından tutun da, kulüp ve dernek dostluğuna kadar uzanan bir yelpaze içinde gelişen ilişkiler sayesinde bir yerlere gelmek mümkün. Sadece ülkemizde değil, hemen her yerde, ama özellikle de az gelişmiş toplumlarda bu yol oldukça geçerli.

Bu iki yolun temelde ayrıldığı nokta şu:
Saygınlık.
İkinci yolu seçenler hiçbir zaman dürüst, çalışkan insanların gözünde ve toplumda saygınlık kazanamazlar. İkinci bir nokta ise:
Risk.
Er ya da geç, bu şekilde bir yerlere gelen ama içi boş olan kişi günün birinde açığa çıkıyor, saklanamıyor...

İster meslek yaşamında, ister başka bir alanda olsun, başarının vazgeçilmez üç unsuru var:

Hayal etmek
Odaklanmak
Ve inat derecesinde sebat etmek!
Hepinize başarılar dileriz...

Prof. Dr. İbrahim Kavrakoğlu

__________________
Taha Yasin Türker
İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi
İnsan Kaynakları Yönetimi Programı
Yüksek Lisans Öğrencisi
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Saat 10:41 PM.


Powered by vBulletin Version 3.0.7
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by 3.0.0