Prof.Dr.Kuvvet LORDOĞLU
Radikal Gazetesi / 30/01/2003
Küreselleşme sürecinde sermayenin hareket olanakları artıyor. Buna karşın işgücü hareketliliği sanıldığı gibi hızlanmıyor. Çalışma dahil tüm sosyal ve iktisadi haklar dünya üzerinde zayıflıyor
*****************
İnsan hakları çerçevesinde ele alınan ve bireylerin iktisadi ve sosyal hakları arasında düşünülen çalışma hakkı, artık günümüzde çeşitli kılıflar altında nerede ise inkâr edilir bir duruma getirilmektedir.
Özellikle küreselleşme süreci içinde işgücünün hareketliliği, öyle sanıldığı gibi bir hız kazanmamıştır. Tam aksine işsizlik nedeni ile işgücünün, bırakın sınır aşırı dolaşımı, kendi ülkesinde bile oldukça sınırlı bir hareket olanağı göze çarpmaktadır.
Bu durumun zıddı bir biçimde, sermaye hareketlerinin ülkelerarası dolaşım olanakları adeta suyun akışkanlığı gibi kendi mecrasına her zaman uygun bir yol açabilmekte. Sermaye hareketleri konusunda yeryüzündeki bütün sınırların adeta yok olduğuna tanık olmaktayız. Çalışanların hareketi önünde ise çeşitli engeller bulunmaktadır.
Açlık tehdidi
Çalışma hakkı başta olmak üzere birçok iktisadi ve sosyal hakkın çeşitli engellerle karşılaştığı bugün, bu hakların kullanılmasını savunmak durumunda kalmaktayız. Çeşitli uluslararası metinlerde tanımlanan bu haklar serbest piyasa ekonomisi söylemi altında gün geçtikçe daha fazla gasp edilmektedir.
Fazla çalışma, ücretsiz çalıştırma, çocuk emeği kullanmak ve bunlar gibi daha birçok hak ihlalinin ana gerekçesi işsizlik olarak karşımıza çıkarılmakta. İşsiz ve gelirsiz kalan bireyin çaresizliği bir de yabancı ülkenin koşulları ile düşünülürse durum daha vahim bir hale gelmektedir.
Yaşam hakkı
Ne pahasına olursa olsun iş bulmaya çalışan kaçak durumdaki yabancının önüne konulan 'yaşam hakkı'nın açlık tehdidi altında bir sinizme dönüşmektedir.
Günümüzde artık iktisadi ve sosyal haklar bağlamında çalışma ve iş bulma hakkının ulusdevlet anlayışı içinde yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. İnsan haklarının evrensel tarihi içindeki gelişimi ortaya çıkan aşınmalardan dolayı yeni tanımlamalara ihtiyaç duyurmaktadır.
Vatansızlık
İşsizlik ve gelir azlığına bağlı zorunlu göçler hukuken olmasa bile zorla yeni çalışma biçimlerini 'vatansızlık' statüsü altında gelinen ülkeye fiilen uygulatmaktadır. İşte bu bağlamda çalışma hakkı, ücret hakkı, sosyal güvenlik hakkı, ücretli izin hakkı gibi köken olarak çalışmaya dayalı hakların vatandaşlık perspektifinden çıkarılıp evrensel özellikleri ile yeniden tanımlanma ihtiyacı gözükmektedir.
Burada haklar 'ulus-devlet' çerçevesinden çok daha geniş bir anlama oturtulmalıdır. Ancak bu şekilde sermayenin hareket hızına uyum gösterebilen kısmen düzenli ve çalışanları da dikkate alan bir işgücü piyasası olanaklarına kavuşmak mümkün olabilir.
Ulus-devlet anlayışı içinde çalışma hakkına bağlı istismarların önlenebilmesinin, benzer ikincil hakların eşitliği ölçüsünde mümkün olabileceği açıktır.
Öznesi çalışan insan olan her türlü hakkın elde edilmesinde siyasi mücadelelerin rollerini yadsımak mümkün değildir. Ancak bu hakların elde edilmesini sadece sendikaların ve örgütlü yapıların işlevleri arasında kabul etmek ve bir anlamda bu kurumlara ihale etmek olarak da düşünülmemelidir.
Açlık sınırı altında yaşayan, toplumdan dışlanan, herhangi bir işi bulunmayan (bulamayan) birçok marjinal grubu iktisadi ve sosyal haklar bağlamında düşündüğümüzde formel işçilik sınıflamasının ve bu gruplara ait örgütlenmenin yetersiz kaldığı ve giderek de kalacağı anlaşılmaktadır. Gün geçtikçe açlık sınırı altında yaşayanların arttığı bir dünyada yoksulluk ve bağlı sorunlarının çözümünün sadece sendikalara bağlı olarak düşünmenin yetersizliği ortadadır. Ayrıca bu sorunu eşitsizlik ve sömürü temeline dayalı olarak tanımlamak ve bunun sisteme bağlı uzun vadeli çözümleri yanı sıra kısa vadeli sorunu hafifletici önlemleri de birlikte düşünmek zorunlu hale gelmektedir.
Hiç hakkı olmayanlar
Bugüne kadar sosyal güvencenin belirli bir çalışma hakkına bağlı olarak düşünülmesinin getirdiği zihni refleks, bu hakka çeşitli nedenlerle hiç sahip olmamış olanları güvence alanları dışında bırakmaktadır. Güvence altında olabilmek çalışma hakkına bir dönemde olsa sahip olmayı veya belirli sınırlar içinde kalmayı kabul etme ile çerçevelenmiştir. Özellikle coğrafi sınırlar dışında gelir peşinde koşan çeşitli göçmen grupların özgün durumları asla dikkate alınmamaktadır.
Açlık sınırı altında yaşayan her yoksula vatandaş olup olmamasına bağlı olmaksızın, asgari aylık bir geçim parasının sağlanması, insanların hayatta kalmasını sağlamanın yanı sıra sadece ahlaki alanda ve belirli referanslar altında düşünülen konuyu insani bir kamusal hak olarak algılanmasına yol açacaktır. Çoğu kez bu tür bir sosyal yardıma muhtaç olanlar açısından yardımların tamamen geçici, tesadüfi, kısaca söyler-sek, keyfi olması, kişilerin benlik saygılarını zedeleyebilmekte, onların onur larını kırmaktadır. Oysa kamusal bir hak tanımı altında bir sosyal güvencenin yardıma muhtaç olanlar açısından zedeleyici bir yanı olmayacaktır.
Not: Bu metin kısmen 5. İnsan Hakları Konferansı'nda İktisadi ve Sosyal Haklar Çalışma Grubu tarafından hazırlanan ortak çalışmaya dayanmaktadır.
www.isguc.org