Unilever ve Mercedes-Benz anlatıyor...
Unilever & Doğal Hayatı Koruma Derneği: Yaşayan Göller Projesi
Unilever'in kurumsal sosyal sorumluluk anlayışı, Doğal Hayatı Koruma Derneği ile iş birliği içerisinde sürdürdüğü "Yaşayan Göller Projesi", projelerinin kuruma ve çalışanlara kattığı değerler konusunda; Unilever Kurumsal İlişkiler'den Ebru Şenel Erim bilgi verdi.
Ebru Şenel Erim
Unilever Kurumsal İlişkiler
Geleceğini güvence altına alma bilincini taşıyan toplumlar, iyi bir vatandaş olmayı yalnız bireylerden değil, şirketlerden de bekliyor. Dolayısıyla çağımızda, şirketler de bu sosyal sorumlulukları üstlenmek zorundalar.
Sadece iyi ve kaliteli üretmek yetmiyor; üretirken kaynakları korumak ve sürdürülebilir kılmak da gerekiyor. Şirketlerin başarısı, artık yalnız ticari kriterlerle değil, sosyal sorumluluk kavramıyla, yani topluma ne oranda katkı sağladıklarıyla da ölçülüyor.
Tüketiciler de yalnızca tükettikleri ürün ile ilgilenmiyor. Aynı zamanda, onu üreten şirketin, toplumsal yaşama karşı sorumluluğunu ne kadar yerine getirdiğine de dikkat ediyor. Bu yüzden artık şirketlerin, faaliyetlerini çok iyi gözden geçirmeleri, çevrelerini nasıl etkilediklerini tespit etmelerinin yanı sıra, ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişimine katkıda bulunacak projeler de geliştirmesi gerekiyor.
Unilever'in kurumsal sosyal sorumluluk anlayışı...
Biz, kurumsal sosyal sorumluluk anlayışımızın temeline, sürdürülebilirlik ilkesini koyuyoruz. Sürdürülebilirlik; kaynakların, gelecek nesillere azalmadan, tam tersine çoğalarak, geliştirilerek aktarılması anlamına geliyor. Bu doğrultuda sosyal sorumluluk projeleri geliştiren Unilever, bu alandaki tüm faaliyetlerini, sürdürülebilirlik esasına dayalı ve toplumsal gelişime katkı amacına yönelik yürütüyor.
Ekonomik anlamının yanı sıra, aynı zamanda etik yönü de bulunan sürdürülebilirliği, Unilever, en önde gelen sorumluluklarından biri olarak kabul ettiği gibi, kurumsal davranış ilkelerinden biri olarak da görüyor.
Bu sorumluluğunu yerine getirirken, her alanda olduğu gibi, başarının, belirli konulara odaklanmaktan geçtiği inancıyla Unilever dünyada, “sürdürülebilir gelecek girişimleri” olarak adlandırdığımız üç alana odaklanıyor;
1. Sürdürülebilir Balıkçılık
2. Sürdürülebilir Tarım
3. Sürdürülebilir Temiz Su
Bu girişimlerin, ilke olarak seçtiğimiz, operasyonların çevresel etkilerini en aza indirme; çevreye duyarlı ürünler üretme ve çevre korumaya yönelik çabalara gönüllü katkıda bulunma uygulamalarımızdan, çok daha kapsamlı projeler, hatta sürdürülebilir kalkınma girişimleri olduğunu da belirtmek gerekiyor.
Unilever, dünya genelinde, sosyal sorumluluk projelerine büyük bütçeler ayırıyor. Mesela, Unilever’in 2000 yılında dünyada toplumsal katkı projelerine ayırdığı pay 50 milyon dolar civarındadır. (Bu rakkamların uluslararası ortalamanın üstünde olduğunu belirtmenin yararı var.)
Kamu yararını ve ülke ekonomisine katkıda bulunmayı amaçlayan projelere destek vermek, Unilever için, bir nevi, toplumdan aldığını topluma geri vermek anlamını da taşıyor.
Yaşayan Göller Projesi
Unilever su kaynaklarıyla ilgili olarak GNF (Global Nature Fund) tarafından yürütülen "Yaşayan Göller / Living-lakes" programına destek veriyor. Yaşayan Göller Projesi, GNF ile birlikte dünya üstünde yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunan göllere yardım elini uzatmak için başlatılan bir proje. Yaşayan Göller Projesi sulak alanların, tatlısu kaynaklarının ve bu bölgelerde sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesi için dünya çapında faaliyet gösteren bir girişimdir. Bu girişime dahil edilen göllerin mevcut durumlarına uygun, koruma projeleri veya yönetim planları oluşturuluyor.
Bir zamanlar pek çok canlı türünün yaşadığı ve bugün birçok tehditle karşı karşıya kaldığı için yok olma tehlikesi yaşayan ‘Uluabat Gölü’nün Entegre Yönetim Projesi’, de bu projelerden birini oluşturuyor. Proje, Uluabat Gölü’nde sürdürülebilir ve akılcı kullanım ile ekosistem zenginliklerinin korunmasını, geliştirilmesini ve planlı kalkınmasını hedefliyor. Yaşayan Göller Projesi'ne 2000 yılında Uluabat Gölü de dahil edildi. Uluabat Gölü'nün projeye dahil olma süreci, Unilever Türkiye'nin bu gölün korunmasına yönelik çalışmalara destek verme kararıyla başladı.
Unilever Türkiye'nin bu kararında; projede sadece çevrenin korunması değil, bölge insanına ve geleceğine yatırımın hedeflenmesi de etkili oldu. Bu, bölge halkının geçim kaynaklarının canlandırılması ve Unilever'in sürdürülebilirlik ilkesine uygun bir çalışma anlamına geliyordu.
Çalışanların Katılımı
Bu projeler boyunca dikkat ettiğimiz bir diğer nokta da, çalışanların katılımı. Unilever olarak destekleyeceğimiz projelere profesyonel yaklaşıyoruz ama sonuçta şirketler insanlardan oluşuyor.
Kişisel katılım ve inanç sağlayamadığımız, kendimizi birer gönüllü gibi hissetmediğimiz bir çalışmada, amacımıza ulaşabileceğimizi düşünmüyoruz. En başta yönetim olarak sahip çıktığımız projeler için, Unilever çalışanlarının kişisel katkılarının sağlanmasını hedefliyoruz. Bunun, bizleri topluma yaklaştıracağına, toplumun ihtiyaçlarını daha iyi anlamamızı sağlayacağına inanıyoruz.
Mercedes-Benz & AÇEV: "Anne Destek" ve "Baba Destek" Programları
Mehmet Emin GÜNEY - Mercedes-Benz İnsan Kaynakları - Eğitim Kısım Müdürü
Anne Çocuk Eğitim Vakfı - Mercedes Benz Türk A.Ş. işbirliği 1999 – 2000 yıllarından bu yana başarıyla sürdürülmektedir.
AÇEV’in bir fuarda kurduğu tanıtım standlarından birini ziyaret eden İnsan Kaynakları Müdürü’müz Salih Ertör vakıf hakkında bilgi alırken , özellikle “Baba Destek” programı ile ilgilenmiş ve Türkiye’de benzeri olmayan bu çalışmanın şirket çalışanlarına yönelik uygulanmasının yararlı olabileceğini düşünmüştür. Böylelikle planlanan ilk “Baba Destek” programı çalışanlar tarafından büyük ilgi görmüş ve 1999-2000 yıllarında 56 baba eğitimlerini başarıyla tamamlamışlardır.
Babaların çocuklarının yetişmesinde daha aktif rol üstlenmelerini amaçlayan program çalışanlarımızın yoğun talebi üzerine 2002-2003 yıllarında, yenilenmiş içeriği ve genişletilmiş kapsamıyla, tekrar düzenlenmiştir. Bunun yanısıra, çocuk eğitimi ve gelişimi konusunda anneleri bilinçlendirmek suretiyle çocukların bakımında ve yetiştirilmesinde daha etkin ve olumlu rol oynamalarını amaçlayan “Anne Destek” programı da bayan çalışanların katılımına açılmış ve bu yıl 22 anne ile 36 baba başarı sertifikalarını Mercedes- Benz Türk A.Ş. ve AÇEV yetkililerinden, basın mensuplarının da katılımıyla gerçekleştirilen görkemli bir törenle, teslim almışlardır.
Bu uygulamalar; hem bir sosyal toplum kuruluşu ve özel sektör işbirliği örneği olması, hem de bir işyerinin işçilerini mesleki eğitimin dışında güçlendirmeye ve desteklemeye örnek olması açılarından Türkiye’de bir ilke imza atma özelliğini taşımaktadır. Mercedes-Benz Türk A.Ş.'nin toplumsal duyarlılığı, annelere ve babalara zamanlarının çoğunu geçirdikleri işyerinde ulaşma çabasına ve amacına destek olmuştur.
Uygulamalardan çıkan diğer bir sonuç da program yapı ve içeriklerinin annenin veya babanın çocuğuyla ilişkisinde desteklemenin yanısıra, çevresindeki diğer kişilerle kuracağı ilişkilerde de katılımcıya fayda sağladığıdır. Bu da işyerindeki iletişimin güçlendirilmesi ve sağlıklı bir iş ortamının oluşması anlamına gelmektedir.
Bu programlar, firmaların sosyal sorumluluk kavramı doğrultusunda toplumun gelişimine katkıda bulunmak görevini gerçekleştirmede Mercedes Benz Türk A.Ş.’nin onlarca faaliyetlerinden birini örneklemektedir.
www.insankaynaklari.com