İç ve Dış Dünyanızın Etkileşimi
Profesyonel Yönetici ve Danışman Fuat Yalçın, iç ve dış dünyasının etkileşimi konusunda ilgi çekici bir makale kaleme aldı.
Yeni bir güne başlıyorsunuz, sizin için ne güzellikler var olduğunu düşünüyorsunuz? Kim bilir sizi ne tatlı sürprizler beklemektedir? Havanın açık veya kapalı olması ne fark eder? Gün evrensel görevlerinden birine daha başlamak üzere yola çıkmış. Siz olmadan bu yeni gün dünyayı nasıl kucaklayabilir ki?
Giyinip yola çıkıyorsunuz. Hazır ol ben geliyorum günlerin en güzeli! Benim katkılarımla önce çevrem sonra işyerim sonra arkadaşlarım, sonra şirketim, sonra ailem ve ülkem ve dünya başka bir renk kazanacak. Ne kadar mutlusunuz! Sonra ufak tepelere doğru yol alıyorsunuz, belki oradan daha yükseklere de çıkabilirsiniz. “Ey yeni gelen gün sen beni hak ediyor musun?” O elinden geleni yapmalı tabii ki. Öte yandan ben engin bir mutluluğu, iç huzurunu, hep yanımda taşıdığım gülümsememle harmanlayıp tırmanıyorum. Hem içimde hem dışımda var olan ve beni çerçeveleyen ve kapsayan ama hem de içeren, tüm dünyam taşıyor ve birlikte yükseliyoruz. Var mı benim önüme çıkacak bir engel? Var mı benimle yarışacak bir yiğit? Babası olan yiğit de olabilir. Hepiniz gelin bana zaten bütün engeller yenilmek ve üstünden geçilmek için değil midir? Öyle olmasaydı onlara engel denir miydi? Benim tümlüğümün kaynağı olan iç gücüm her engeli yenebilir.
Birden karşıdan gelen biri size bir omuz atıyor. Ve evet o ....’n teki ama onlardan o kadar çok var ki...
Sonra içinizdeki kötümser ses yavaş yavaş iğnesini derinizin içine yaklaştırıyor.
Onun yalnız iğnesi değil şırıngadan gelen sıvısı da yolun arkasında sırasını bekliyor.
Daha geçen hafta ne olur yemeğe çıkalım diye yalvarıyordu o, ama şimdi yüzüne bakmıyor. Bulmuştur yine kendine bir dost. Hepsi böyle değil mi başları dertte iken kapı kapı dolaşır yakınırlar. Biraz nefes alacak duruma geldiklerinde bay yüksekten uçan kesilirler başımıza.
Koridor aralığında yakalayıp patronu çekiştiren .....’ e ne demeli? O da patronun yanından ayrılmıyor şimdilerde. Hatta çantasını bile taşıdığı söyleniyor.
Patron da niye sever böylelerini? Anlamaz mı bunların içten pazarlıklı olduklarını? Hesabi tutumları o kadar ortada iken okuyamaz mı yüzlerinden iki yüzlülüklerini?
Eh ötekilere zaten bir şey demek mümkün değil. Onlar zaten bir klik. Okul kliği. Birbirlerine yapışmışlar hep koruyorlar. Grup toplantılarında ekürilerin ağırlığı var. Ne de olsa dayanışma var. Ama aralarına kimseyi almazlar.
Kızlar takımına ise hiç yaklaşılmaz. Hep süslüdür onlar. Makyajları kokuları hep fark edilir. Vallahi bilir onlar ne yapacaklarını. Dış işlere de hep onunla gider büyük müdürler. Randevuları nasıl da koparırlar? İçerde ise havalarından geçilmez. Yüksek topuklar sanki giydikleri ayakkabı değil taşıdıkları bir unvandır.
Kırmızı giydiğinde için geçmemiş miydi geçen gün? Ben patron olsam yapar mıyım bunları. Yapmam, yapmam.
Patron nasıl patron ama? Sanki kendi şirketi. Kardeşim koskoca holdinge bağlıyız ama burada onun kuralları işliyor. Bu nasıl iş? Başka şirketlerde de böyle midir bu?
Yok mudur bir başka yönetim şekli?
Ne yönetimi oğlum? Görmedin mi masasını arkasındaki yazıyı:
Burada demokrasi vardır, herkes her istediğini söyler ama yalnız benim dediğim uygulanır.
Peki bize ne öğrettiler okullarda?
Öte yandan işler, o işlerle nasıl başa çıkılacak? Her gün bir önceki günden daha fazla. Arttıkça artıyor. Adam istersin sanki Çince konuşuyormuşsun gibi bakarlar.
Eh bari çocuklara arada bir extra bir şeyler verelim, adamlar gece gündüz çalışıyorlar. Fedakarlık. Ne kadar da güzel izah edilir. Bu sözü ağzına aldı mı bir müdür mübarek dil ustası kesilir ama ciddi bir rapor gerekti mi “Sen daha iyi dile getirirsin.” “Senin yazın çok güçlüdür sen beş dakikada yazıver şunu" derler.
Müşteri şikayetleri arttıkça neyi nasıl yapacağımızı şaşırırız ama yankı bulmaz sesimiz. O güzel sloganlar duvarlarda asılı kalır, ya da yıllık toplantılarda, basın bültenlerinde açıklanan söylemleri kim hayata geçirecek?
Biz böyle mi çalışmalıyız? Adımıza yakışır mı bunlar. Ya kendi şahsiyetime?
Ben yapamıyorum artık arkadaş. Dayanamıyorum kardeşim.
Durun, lütfen durun. Tam burada durun daha fazla kötümser düşünce gelmesin aklınıza. Savurun havalara, rüzgarlara havale edin onları. Her birinin içinde doğruluk payı olsa da onlara inanmayın. Çünkü onlar size hizmet etmiyorlar. Size hizmet etmeyen hizmetkarınızı ne yaparsınız? İşten kovarsınız değil mi? Eh o zaman size hizmet etmeyen düşünceleri niye hala işte tutuyorsunuz?
Bunları sizlere tek bir şeyi anlatmak için söylüyorum. İster içinizden gelen ses olsun ister dıştan birileri söylesin veya gerçek olayların yukarda anlatıldığı gibi olduğunu veya bunlara benzer şeylerle birlikte yaşadığınızı düşünüyorsanız, korkmayın. Evet korkacak, üzülecek ve endişe edecek bir şey yok. İki nedenden dolayı :
1. Bu yaşadıklarınızı herkes başka bir şekilde veya formatta veya ağırlıkta yaşıyor. Yani bunlar yalnız sizin başınıza gelmiyor. “Bunun bana ne faydası var?" demeyin, bunun anlamı bu yaşantıların iş hayatının ta kendisi olmasıdır.
2. İnsanoğlu tıpkı doğadaki diğer varlıklar gibi zorluklarla başa çıkarak güçlenir. Tıpkı ekinlerin sert kışa ,yakıcı güneşe veya yağmurlara ihtiyacı olduğu kadar gerek duyması gibi.
İş hayatında gördüklerinize yaşadıklarınıza iki değişik şekilde bakabilirsiniz. Birincisi birilerinin size bir komplo kurduğu ve sizin kötülüğünüzü isteyen kimselerin sizi devirmeye, engellemeye en azından geciktirmeye çalıştıklarını düşünebilirsiniz. Paranoya sınırına gelmeden bile bir “onlar” sendromuna düşebilirsiniz.
Nedense her şirkette çalışan bir “onlar” grubu vardır. İşte bu meçhul veya belirli kişiler kendi emellerine ulaşmak için, şirket çıkarlarını sizin kadar düşünemedikleri için, bazı eylemlere kalkışmaktadırlar. Ve bu eylemler sizi ciddi derecede rahatsız etmektedir.
İkinci bakış açısı ise şöyle olabilir. Evet birileri size bir komplo kurmuştur. Ama bu komplo sizin başarıya, daha güçlü, daha olgun, yetişkin bir şekilde varmanıza neden olacak şekilde yönlenmiştir. Bu komployu kimin düzenlediği sizin ilgi alanınızda değildir. Yalnız her şey sizin başarılar dolu hedefinize varmanız için olmaktadır.
Olan her şey sizin iyiliğiniz için olmaktadır,yapılanlar sizin güçlenmeniz içindir. Güçlenince, sizi zirveye çıkaracak kanatlar takılmış olacaktır ama bugün o kanatların kuvvetlenmesi için zorlu rüzgarlara dayanması gerekmektedir.
Bakış açısının seçimi için biraz yalnız kalmanız gerek. Düşünce dünyanıza dalıp sizi yöneten paradigmalarınızı fark edince kendiniz için doğru olanı seçeceğinize eminim. Ben size yalnız bir ufak hatırlatmada bulunabilirim. İsterseniz aşağıda koyu olarak basılan sözleri kendi el yazınızla yazın ve her gün görebileceğiniz bir yere, örneğin çalışma masanıza koyun. Herhangi bir olaya tepki göstermeden önce bu yazıyı bir kez okuyun ve biraz düşünün. Sonra ne yapacağınıza karar verin. Yeni tepkiniz hayırlı olsun:
İleride başınıza gelecek olanlar, bugün başınıza gelenlere bağlı olmayıp ,bugün başınıza gelenlere nasıl tepki gösterdiğinize ve bugün ne yaptığınıza bağlıdır. Ne yaptığınız ise olaylara nasıl baktığınıza yani nasıl düşündüğünüze bağlıdır.
Seçim sizin.
Bir çok yönetim ve kişisel gelişim kitabı okumuş ve kurslara katılmış olabilirsiniz. Buralarda duyduğunuz, okuduğunuz öneriler veya diğer yönetim ve kişisel gelişim kitaplarından öğrendikleriniz mutlaka size yardımcı ve destek olacaktır. Bu eserleri büyük bir dikkatle okuduğunuza eminim. Ancak her şeyden önce dikkat etmeniz gereken ve çok önemli olan iki nokta vardır. Bütün öneriler, benim söylediklerim de dahil olmak üzere genel geçerlere yakındır. Söylenenler ,yazılanlar deneyimlere araştırmalara dayanmaktadır. Siz de dahil olmak üzere bütün çalışanlar tüm yaşadıklarını yazmalıdırlar. Bir yandan bu sizin bu dünyaya bırakacağınız en önemli miras olacaktır. Öte yandan ise yazdıklarınız, yaşadıklarınız başkalarına esin kaynağı olabilir. Siz de bir başka kişinin hayatını olumlu yönde geliştirebilirsiniz. Bundan sizin haberiniz olup olmaması hiç önemli değildir. Siz zaten içinde yaşadığınız toplum, ülke ve dünya için, bir çıkar elde etmeyi birincil olarak düşünmeden yazdığınız veya ilettiğiniz için misyonunuzun önemli bir adımını yerine getirmiş olacaksınız.
Bütün bu gerçekler ışığında gözden kaçmaması gereken ve dikkat edilmesi zorunlu olan birinci nokta, anlatılanların geniş spektrumlu antibiyotikler gibi olmasıdır. Yani size fayda sağlaması muhtemeldir ama sizin özelinize fayda sağlayacak daha başka çözümler, yollar, yaklaşımlar olabilir. Bunları bulmak için kapı kapı doktor aramak zorunda değilsiniz. Zaten arasanız da bunu bulmanın bir antibiogram yaptırmak kadar kolay olduğunu düşünmeyin. Eh belki birilerinin belki ehil bir KOÇ’un size yardımı dokunabilir ama o da size hangi ilacı almanız gerektiğini söylemeyecek, sizin kendi ilacınızı bulmanıza yardımcı olacaktır. “Peki nereden bulacağım ben bu doğru yolu ?” diyorsanız, yanıt çok uzakta değil.
Yanıt sizde, sizin içinizde.
Zor olan belki bu, dünyanın başka bir yerinde olsa gidip bulursunuz,parayla satılıyor olsa bir şeyler yapıp, bulup buluşturup gerekli paraya ulaşır çözümü satın alırsınız, yerin dibine gizlenmiş olsa define avcıları gibi onu bulacak bir gereç mutlaka edinir ve ona ulaşırsınız. Ama kendi içinizdeki bir şeyi nasıl bulup çıkaracaksınız?
Kimilerinin sağduyu dediği kimilerinin insanın iç pusulasının gösterdiği gerçek kuzey dediği veya Herakletius’un yıllar önce söylediği, anlatmaya çalıştığı ama çağdaşlarının (Sokrates dahil) zor anladığı kavramlardan biri olan “logos” olabilir bu iç kaynak. Burada biraz durup düşünün .
Nasıl bulacaksınız? Belki kimileri için çok zor değildir bu.
İkincisi hemen geliyor.
Evet, ikinci en önemli nokta, yapılan önerilerden, okuduklarınızdan öğrendiklerinizin, sizin doğal olarak yapmış olduğunuz alışkanlık ve davranış biçimine dönüşmesidir. Yani karşımdaki ile uyum sağlayacağım diye garip taklitler yapmaya kalkarsanız bu hemen anlaşılır ve gülünç hatta aşağılanacak duruma düşersiniz. Köpeği taklit eden eşek hikayesini hatırlayınız. Beden dili önemli diye yapay davranışlarda bulunursanız üstünüze bol gelen elbisenin sarkması gibi yakışıksız bir konuma düşebilirsiniz. Gülümseyerek karşımdakini etkileyeyim diye sahte gülücükler kondurursanız yüzünüze, inanın bu davranış anlaşılır ve kimse size tahammül etmez. Kendinize güven elbisesi ise hiçbir şeye benzemez, saatin on iki olması gerekmez, büyü bozulur ve çırılçıplak kalırsınız eğer kendinize güven içinizden gelmiyor , doğal olarak sergilenmiyor, sahte biçimde gösterilmek isteniyorsa. Sık sık sözel olarak birileri kendi dürüstlüğünden, doğruluğundan söz ediyorsa ama davranış ve kararlarıyla bunu gösteremiyorsa ona kim inanır?
Öğretilen bütün teknikler dersler ve öğretiler bize, bizim bünyemize uymalı ve iç sesimizin ,sağduyumuzun onayından geçip doğal davranış haline dönüşmeli ve hayata geçirilmeli. Ancak o zaman istediklerimiz , hedeflerimiz ulaşılabilir olur.
Doğal olmak, davranışlarımızı önce kendi iç benliğimizin süzgecinden geçirmek bizi birlikte yaşadığımız insanların nezdinde inanılır ve güvenilir kılacaktır
Fuat Yalçın, ,Makine Yüksek Mühendisi,
Profesyonel Yönetici, Danışman
www.fuatyalcin.com