Bir İnsan Kaynakları Yöneticisinin İtirafları
MELİH ARAT
Sanırım bu görüşme tekniği işi biraz yaş. Şeye benziyor, kızla oğlan birbirlerini beğenir ve çıkmaya başlarlar ve özlerini saklayarak bir illüzyon yaratırlar. İkisi de olmadıkları insanları oynarlar
Adım Osman Fincancıoğlu. Tekstil endüstrisinde nispeten büyük bir kuruluşun yedi yıldır insan kaynakları yöneticiliğini yapıyorum. Önceden unvanım personel yöneticisiydi ve aynı işi yapıyordum. O zaman da insanları işe alıyorduk, eğitiyorduk, geliştiriyorduk, maaşlarını ödüyorduk, organizasyon yapısı konusunda da görüş bildiriyorduk. Ha şimdi bir de kariyer yönetimi eklendi, ama o da bana sorarsanız biraz.... Eleman sirkülasyon hızı o kadar yüksek ki Türkiye’de... Bir eleman sizde üç yıl durursa iyi. Sirkülasyonu yıllık değil, üç yıllık beş yıllık hesapladığınızda yükselme ihtimali olanların %80’inin üç-dört yılda değiştiğini görüyorsunuz. Geriye kalan kişiler de zaten tutunan ve aidiyeti gelişenler; eğer pozisyon açılırsa ya da yeni bir proje için yapılanma varsa terfisini, terfiden kaynaklanan ücret artışını ve sosyal olanaklarını alıyor. Eeee... bu önceden de böyleydi, şimdi bir de kariyer planlama yapıyoruz, dostlar alışverişte görsün. Maaşları hep patron onaylardı, ama yine de biz önerirdik, hala da öyle... Şimdi adına personel yönetimi deyin ya da insan kaynakları, bu süreçte özellikle işe adam alma konusundaki gerçek düşüncelerimi söylemek istiyorum.
İşe Adam Alma
İşe adam alma deyince ilk akla gelen şeylerden birisi iş görüşmeleridir. Ben eskiden, işe başvuran kişinin özgeçmişini, başvuru formunu okurken normal bir şekilde konuşur, işi anlatır, kişinin de bu işe uygun olup olmadığını anlamak için sorular sorardım. Benim için rutin bir işti, iş görüşmesi, yapılması gerekli yüzlerce işten bir tanesi. 1995’lerde iş görüşmesi yaparken bir şey dikkatimi çekti, özellikle uzman seviyesinde eleman alacağımız zaman, iyi eğitimli, biraz daha nitelikli başvuranların iş görüşmesi sonunda, yüzlerinde belli belirsiz bir hayal kırıklığı ifadesi var. Bir tanesine cesaret edip sordum: "Ne oldu" diye. O bana iş görüşmesi için yüzlerce soru tipine hazırlandığını, benimse bunların hiçbirini sormadığım için kendini gösteremediğini itiraf etti. O zaman anladım ki, iş görüşmelerinde kullanılan özel teknikler var. Birkaç kursa giderek ve bir iki kitap da okuyarak kendimi geliştirmeye çalıştım bu konuda. Şimdi gelen kişilere öğrendiğim tekniklerden yararlanarak sorular soruyorum. İyi hazırlanmış olanlar iyi cevaplar veriyorlar. Bunların bir kısmını işe aldık ama pek de yararlanmadık. Sanırım bu görüşme tekniği işi biraz yaş. Şeye benziyor, kızla oğlan birbirlerini beğenir ve çıkmaya başlarlar ve özlerini saklayarak bir illüzyon yaratırlar. İkisi de olmadıkları insanları oynarlar. İş görüşmeleri de aynen buna döndü, bazen karşımdaki kişiyle kendimi flört eder gibi hissediyorum. Her şey o kadar yapmacık ki...O, gerçekte olmadığı çok yetenekli, deneyimli profesyonel kişiyi oynuyor, ben de mükemmel ve de uzman insan kaynakları yöneticisini oynuyorum. Sonuç? Evlilik gibi, oğlanı ya da kızı işe alırsak onunla birlikte biz de hüsrana uğruyoruz. Her zaman değil tabi...
Kafa Avcıları
Bu işe adam alma işi yüktür de bir taraftan. Birçok adayla görüşmek, onları hissetmek ve doğru kişiyi seçmek zor ve zaman alan bir iştir. Şimdi bu işe adam alma işini bir kafa avcısına (İngilizce head hunter bu deyimi seviyorum çünkü bunlara da kızıyorum içten içe) havale ettik. Şimdi yüzlerce kişiyle görüşmek yerine elenmiş üç beş kişiyle görüşüyoruz. Geçenlerde bir pozisyon açıldı. Bu pozisyon için de çok uygun, eski işyerinden çok iyi tanıdığım bir arkadaşım vardı. Torpil yapıldı denmesin diye doğrudan işe almadık. Süreci çalıştırdık. Pozisyon için danışmanlık şirketi ilan verdi. Ben eski mesai arkadaşıma da haber verdim başvurması için. Kafa avcısı, adayları eledi, bize gönderdi. Sonuç? Gönderdiği adayların hiçbiri uygun olmadığı gibi, benim arkadaşımı eleyip görüşmeye bile göndermemişlerdi. O zaman anladım ki, bu insan kaynakları seçme yerleştirme şirketleri de, size iyi elemanlar da buluyorlar, sizi iş yükünden kurtarıyorlar ama pek çok kıymetli insan da arada ıskalanıp gidiyor. Tabii, genellememek lazım, bu bizim çalıştığımız kafa avcısı... Diğerleri böyle olmak zorunda değil. Bir de çok yeniler, tecrübeleri yok. En eskisi yedi-sekiz yaşında.
İlanlar
BİZİM meslektaşlar da matrak, eleman ilanlarında öyle özellikler veriyorlar ki, sanki şirketlerine eleman almayacaklar da NASA’ya astronot alacaklar. Türkiye’de nitelikli insan konusunda o zenginlik olsaydı, Türkiye şimdi böyle mi olurdu? O aradığımız aşırı nitelikli insanlar var olsalar talep edecekleri ücreti verebilmek bir kenara, istedikleri çalışma ortamını sunabilir miyiz diye düşünüyorum. Sonunda hepimiz Türkiye ortalamasının biraz üstüne razı oluyoruz. Tabii elbette iyi yetişmiş insanlar da var Türkiye’de, onlarda başvurdukları şirketlere razı olmuşlar, maalesef çoğu da çalıştıkları şirketlerde bunalıma girmiş, hayal kırıklığı içindeler.
Ya bizim şirket
TABİİ eleman alımı, bugün ve gelecekle ilgili bir konu. Eleman alımında gösterdiğiniz titizlik, beceri ve başarı şirketinizin geleceğini ilgilendiriyor. Eleman bugün ve gelecekteki ihtiyaçları karşılamak için alınır. Yani gelecekte neler istenecek, kim neleri verecek, biz onlardan nasıl farklılaşacağız ve bu farklılaşma için nasıl insanlara ihtiyacımız var? Bu soruları sorup cevap vermeden bana şöyle adam lazım, böyle adam lazım diyorlar... Ben de alıyorum, söyleyin şimdi ne önemi kalıyor insan kaynakları seçme ve yerleştirmenin. Yarın uçağa ihtiyacınız olacaksa pilot alalım, dağcı değil. Ben de neler düşünüyorum... Türkiye’de şirketlerin batmadan ayakta kalması yeterli bir vizyon aslında...
http://www.milliyet.com.tr/