Geçtiğimiz sayıda, iş dünyasında son zamanlarda üzerinde en çok konuşulan yeni moda kavramlardan biri olan “Takım olma” üzerinde durmuş ve gerçek bir takım üyesi olabilmek için öncelikle bireysel hedeflere ulaşabilmenin gereğini vurgulamıştım. Bireysel hedeflerine ulaşamamış, tam anlamıyla bağımsız olamamış bir kişinin toplum veya aile üyesi olarak “Karşılıklı bağımlı” hale gelemeyeceğini Dr. Stephen R. Covey’in kitabından yaptığım alıntı ile açıklamış ve aynı benzetimin (Analojinin) şirket çalışanları ve hatta şirketin kendisi için bile geçerli olabileceğini belirtmiştim. Bu yazıda ise, çalışanlarının bireysel bağımsızlıklarını kazanması yolunda herhangi bir adım atmadan, yani doğrudan, adeta “Bypass yaparak”, “Kolay yoldan” bir “Takım ruhu” oluşturulabileceğini sanan şirketlerin bu yoldaki başarısızlıkları üzerinde duracağım.
Peki, “Bağımsızlık” denen şeyin, “Takım olma" ile ilgisi nedir?
Sorunun cevabı son derece basittir:
Çalışanların henüz tam anlamıyla birer "Birey" olamadığı kuruluşlarda verilen eğitim, seminer veya "Outdoor" etkinliklerinde insanlara belli bir davranış biçimi (Takım ruhu) empoze edilmiş ve katılımcıların ertesi günden itibaren bir "Takım" olmaya başlayacağı varsayılmıştır.
Başka bir deyimle çalışanların
Bireysel hedefleri bulunmadığı
"Olmayan bireysel hedeflerin, olmayan stratejik doğrultusunda" ne yapacaklarını bilemedikleri
Performanslarının "Keyfe keder", "Kafaya göre" veya en iyi ihtimalle sadece "Yetkinlik bazlı" olarak değerlendirildiği
ilkel işyerlerinde henüz "Bağımlılık" aşamasında olan, yani bir türlü "Bağımsızlık"larını kazanamamış insanlardan oluşan bir "Sürü"nün, tek bir eğitim veya konferans ile "Karşılıklı bağımlı" olacağı ve “Takım ruhu”nu taşıyacağı düşünülmüştür. Yani, bireysel hedefleri olmayan, hangi yöne gideceğini bilmeyen bir sürü insana "Takım hedefleri"nden sözedilmiş, "Ortak amaçlar doğrultusunda aynı yöne kürek çekmeleri" gerektiği vurgulanmıştır.
Bunun sonucunda da, eğitimlerin ciddi bir bölümünde; iki gün öncesine kadar şirkette kuyusunu kazdığı kişilerin "Güvenini kazanarak" (!) "Takım üyesi" olmaya hazır (!) olan ve nihayet, günün yorgunluğunu kaldığı otelin barında hafif bir içki ile attıktan sonra "Sosyal" konulara eğilip geceyi nasıl geçireceğini planlayan yöneticilerin, ofise döner dönmez ilk iş olarak yine birbirlerinin kuyusunu kazmaya devam ettiği gözlemlenmiştir.
Şimdi sorularla başbaşa kalalım:
Kendi başlarına ne yapacaklarını bilmeyen insanlara "Haydi, bugünden itibaren takım oldunuz. Şimdi beraber hareket edin bakalım!" demenin bir mantığı var mıdır?
Kişilerin bağımsız olduğu, yani, kendi hedeflerini ve yapacakları işleri çok iyi bildiği kurumsal ortamlarda bile binbir zorlukla hayata geçirilebilen ve ciddi tepkilere neden olan "Takım ruhu", ilkel şirketlerde nasıl başarılı bir şekilde hayata geçirilebilir?
Bireysel olarak ne yapacaklarını bilmeyen ve bu durumdan herhangi bir rahatsızlık duymayan insanlardan oluşan "Sürü"nün "Takım ruhu"ndan anladığı, zaten olmayan sorumluluk ve iş tanımlarının iyice gevşetilmesi mi demektir?
İyice gevşeyen bir iş ortamında şirketin ayakta durup çalışanlarına her ay düzenli olarak maaş ödemeye devam etmesi nasıl mümkün olacaktır?
Ve hatta, bazı toplumların ciddi şekilde sorgulaması gereken birtakım konularla, kendimizi biraz daha zorlayalım:
Ekonomik olarak ailesine hayat boyu bağımlı olacağı, yani, sonuçta babasının işyerini devralacağı daha doğduğu günden belli olan,
Aydın bir ailenin çocuğu olmasına karşın bebekliğinden itibaren yemekleri annesi tarafından adeta zorla ağzına tıkılan,
4-5 yaşına gelmesine rağmen annesi tarafından kemeri bağlanan, fermuarı çekilen, düğmesi iliklenen ve yuvadan aldığı karnede “Gelişimi mükemmel, ancak kendi kemerini kendisi bağlayamıyor, kendi düğmesini kendisi ilikleyemiyor” yazan,
Lise veya üniversite çağına geldiğinde, Batı Avrupalı veya Amerikalı gibi giyinmesine, onların kullandığı arabaları ve cep telefonunu istemesine rağmen, bunlara sahip olmak için çalışmak yerine ailesinden para isteyen,
Gideceği okul ve edineceği meslekten, evleneceği kadının özelliklerine kadar her türlü tercihi ailesi tarafından yapılan
bir kişinin, hangi bireysel tercihlerinde hangi düzeyde bağımsız olabileceğini düşünebiliriz ki, bu kişiden “Karşılıklı bağımlı” yani, bir “Toplum üyesi” veya “Aile reisi” olmasını bekleyebilelim?