Geri Git   İnsan Kaynakları Akademisi > iNSAN KAYNAKLARI > ÜCRET YÖNETİMİ

Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Bu Konuda Ara Görünüm Modları
  #1 (permalink)  
Eski 05-24-2006, 12:00 AM
Simge Velipaşalar Simge Velipaşalar  çevrimdışı
Super Moderator
 
Giriş: Mar 2006
Mesaj: 483
Varsayılan Ücretin Tanımı, Niteliği ve Tespiti

ÜCRETİN TANIMI, NİTELİĞİ VE TESPİTİ
Yard.Doç.Dr. Mehmet YÜCE

Uludağ Üniversitesi, İ.İ.B.F., Maliye Bölümü

Sosyal, ekonomik ve hukuksal yönden değişik biçimlerde tanımlanabilen ücret kavramı, lügatça "karşılık, mükâfat, çeyiz, mehir" gibi anlamları içermekte olup, Arapça "ecr" (çoğulu "ücur" dur) kökünden türetilmiştir. Terim olarak ücret çok değişik şekillerde tanımlanmaktadır.
İktisadi anlamda ücret, bir üretim faktörü olan emeğin üretime (fikren yada bedenen) katılması sonucu elde edilen bir gelir unsurudur. İktisatçılara göre ücret, işçiye iş gücünü kiraya vermesi karşılığında ödenen bedeldir.


Bir üretim faaliyetine bedensel veya düşünsel çaba harcayarak katkıda bulunan kişiye emeği karşılığı üretim miktarı, zaman veya başka bir kritere göre belli bir yöntemle hesaplanarak ödenen paraya ücret denir. Buna göre ücreti emeğin fiyatı olarak tanımlamak mümkündür (Atay;http://www.sitetky.com/frameset/ iky/ ikymak. Html, 20.12.2003).


Bilindiği üzere, liberal sistem içinde elde edilen gelirlerin miktarları birbirinden çok farklı olduğu gibi, bu gelirleri doğuran kaynaklar da nitelik bakımından birbirinden ayrılır. Dört üretim faktörlerinden biri olan girişimcinin, herhangi bir ticari, sınai veya tarımsal işletmenin sahibi veya ortağı olması sonucu elde ettiği gelire kâr, ikinci üretim faktörü olan doğal kaynakların getirisine rant, üçüncü üretim faktörü olan sermayenin getirisine faiz, dördüncü üretim faktörü olan emeğin getirisine ücret denir.

Görüldüğü üzere Ücret de bir gelirdir. Ancak ücret, taşıdığı bir takım özellikler dolayısıyla yukarıda değindiğimiz diğer üç gelir çeşitlerinden ayrılır. Ücret, çalışmanın karşılığıdır. Oysa, anılan diğer gelir çeşitlerinin hiçbirinin kaynağı tamamen çalışma veya emek değildir. Bu tür gelirlerin kaynağı bazı kişilerin maddi zenginlikler üzerinde sahip oldukları mülkiyet hakkıdır (Işıklı: http://www.politics.ankara.edu.tr/html /eng/ceko/isikli_ucret.html, 10. 01. 2004).


İktisat ilminde ücret hakkında bir takım teoriler ileri sürülmüştür. Bu teorileri klasik ve modern teori şeklinde iki gruba ayırtmak mümkündür (Loroğlu v.d., 2002: 105- 113).


19.yy temel ücret teorileri, Klasik Teori, Ücret Fonu Teorisi ve Artık Değer Teorisi, 20yy. teorileri ise, Marjinal Verimlilik, Pazarlık Teorisi ve Satın alma Gücü Teorisi olarak sayabiliriz


Klasik teori savunucuları olan A. Smith, D. Ricardo, J.B. Say, R. Malthus, J.S. Mill, ücret konusundaki görüşlerinde nüfus unsuru ön plana çıkarmışlardır. Özellikle "Tunç Yasası" olarak adlandırılan görüşe göre insanlığın temel sorunu, doğurganlık ile üretim kapasitesi arasındaki sorundur. Klasik iktisadın emek ve emek piyasasına ilişkin görüşleri, emek arzına dayalı ve temelde demografik etkenlere bağlı olup piyasada arz ve talebe göre belirlenir.


J.S.Mill tarafından formüle edilen Ücret Fonu Teorisine göre ortalama ücret belli bir dönemde ücretlere ayrılan fonun işçi sayısına oranıdır. Genel ücret düzeyi, yalnızca sermayenin büyümesi veya işçi sayısının azalmasıyla artabilir.


Diğer üretim faktörlerini doğanın bir lütfu olarak kabul edip, emeği milletlerin zenginliğini yaratan temel sermaye olarak gören, A. Smithe göre ücret de emeğin fiyatıdır. Ücretler artarsa bununla birlikte nüfus ta artacak ve artan nüfus ücretleri asgari geçim seviyesinin altına çekecektir.


Klasik iktisatçılara göre emek arzını emek talebine eşit olduğundan ekonomide istihdam dengesi kurulur. Emek arzını emek talebine eşitleyen reel ücret düzeyi ise tektir. Bu denge ve cari reel ücret düzeyinde çalışmak isteyen herkes çalıştığından, gayri iradi işsizlik söz konusu değildir. Klasik modelde piyasaların sürekli temizlendiği (piyasalarda fiyatların sürekli olarak arz ve talebi eşitleyen düzeyde olduğu) varsayımı gereği reel ücretin denge reel ücrete eşit olması, aslında nominal ücretin esnek olduğu, tarafların fiyat düzeyi konusunda tam bir bilgiye sahip oldukları ve denge dışı fiyattan işlem yapılmadığı (yanlış ticaretin olmadığı) varsayımlarını içerir (Unay, 2001: 357-360; Ünsal, 1999: 236-240).


Artık Değer Teorisi, işgörenin çalışma saatinin, bir kısmını işverene karşılıksız olarak aktarılması konusuna vurgu yapar. Bu teoriye göre, İşveren, aktarılan bu çalışma saatleri ile artık değeri yaratır. K. Marx bu şekliyle ifade ettiği artık değer kavramı analitik bir araç olarak sisteme dahil etmiştir. K. Marx'a göre işgücünün değeri çalışanın kendisini yeniden üretmesi, geliştirmesi ve gücünü koruması için gerekli olan objelerin toplamıdır.


Marjinal Verimlilik Teorisine göre emeğin kullanılması, işçilerin sağlayacağı üretim artış değerinin ücretlerine eşit olduğu düzeye kadar devam eder. J. Davidson tarafından ileri sürülen Pazarlık Teorisine göre ücretlerin alt ve üst sınırları vardır. Fiili ücret bu iki sınır arasında bir yerde oluşur. Taraflar arasında yapılacak pazarlığa göre fiili ücret ortaya çıkar.


Satınalma Gücü Teorisine göre ise ekonomideki üretim düzeyi ve işsizlik oranı işçilerin ücretlerine ve satın alma güçlerine bağlıdır. Eğer işçilerin ücreti ve satın alma güçleri yüksek ise, mallara ola talep de artacak, bu da üretimi artıracak. Eğer ücretler ve satın alma gücü düşerse üretim de buna uygun biçimde azalacak ve işsizlik artacaktır.


İşletmeler açısından ücret genel bir ilke olarak maliyetleri etkileyen unsurlardan birisidir. Bu nedenle işveren kendi çıkarlarını önplanda düşünerek ücretlerin arttırılmasına çoğu kez karşı çıkarak, hiç değilse belli bir düzeyde dondurulması ya da artış hızının az olması yönünde çaba harcar (Sabuncuoğlu, 1985: 198). İşletmelerin ücret yapılarının oluşumunda, emek piyasasındaki işgücü arz ve talebi ve buna bağlantılı olarak oluşan piyasadaki ücret düzeyi, ücret konusundaki yasal düzenlemeler (Örn. Asgari Ücret) gibi işletme dışı faktörlerin yanı sıra; kendi iç yapılarıyla ilintili olan çalışanların değerlendirilmesi, iş değerlendirilmesi, toplu sözleşmeler ve işletmenin ekonomik gücü gibi faktörler de etkili olmaktadır . (Sabuncuoğlu, 2000: 211-217).


Hukuki açıdan ücret, hizmet sözleşmesi çerçevesinde iş görenin yapmış olduğu iş karşılığında işveren tarafından kendisine sağlanan menfaatlerin tümüdür. Bilindiği üzere hizmet sözleşmesinde hizmet erbabı ve işveren olmak üzere iki taraf bulunur. Taraflar bu sözleşme ile karşılıklı borç altına girerler. Bu nedenle hizmet sözleşmesi iki tarafa borç yükleyen sözleşme niteliğindedir. Hizmet erbabı, ücret karşılığında fikren veya bedenen hizmet sunan kişidir. İşveren ise, hizmet erbabını işe alarak onu emir ve talimatları doğrultusunda çalıştıran gerçek yada tüzel kişidir. Kişinin hizmet sözleşmesine dayanarak istihdam edilmesi onun hizmet erbabı olması için yeterlidir (Şenyüz, 2003: 120).


T.C. Gelir Vergisi Kanunun 61. maddesi ücreti, 'işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler' şeklinde tanımlanırken, 4857 sayılı iş yasasının 32. maddesinde genel anlamıyla ücret "bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar" olarak tanımlanmıştır. T.C. İş kanunu ücret ödeme borcunu sıradan bir borç olmaktan çıkararak ona "sosyal karakter" kazandırmıştır. Yasaya göre, ücret miktarı kural olarak taraflar arasında serbestçe belirlenebilir. Ancak hiç kimse kanunen belirlenen asgari ücretin altında bir ücretle çalıştırılamaz. Ücretin verilme şekli zaman esasına (aylık, haftalık, günlük, saatlik) göre belirlenebileceği gibi, yapılan işin miktarına göre, müşterilerden tahsis edilen bahşiş üzerinden yüzde vermek şeklinde de belirlenebilir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda ücretin tanımına açıkça yer verilmemiş olmasına karşın "Ücret Adaletinin Sağlanması" başlığı altında 55. Maddede "ücret emeğin karşılığıdır" şeklinde bir açıklamaya yer vermiştir. Maddenin devamında, "devlet çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır. Asgari ücretin tespitinde çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumu da göz önünde bulundurulur" açıklamalarına yer verilerek, ücretin tespiti tamamen piyasa arz - talep koşullarına bırakılmayacağını belirtilmektedir.

T.C. Vergi Hukuku'na göre, herhangi bir ödemenin, ücret olarak kabulü ve ücretin tabi olduğu esaslara göre vergilendirilmesi için, aşağıda sayılan unsurları içermesi gerekmektedir. Bunlar:


-İşverene tabi olmak,
-Belirli bir işyerine bağlı olarak çalışmak,
-Ödemenin hizmet karşılığı olması,
-Ödemenin para, ayın veya sadece para ile yapılması

http://www.akademikbakis.org

__________________
Simge Velipaşalar
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Saat 04:44 AM.


Powered by vBulletin Version 3.0.7
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by 3.0.0