Geri Git   İnsan Kaynakları Akademisi > YÖNETİM - ORGANİZASYON > YÖNETİM DÜŞÜNCESİNİN EVRİMİ

Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Bu Konuda Ara Görünüm Modları
  #1 (permalink)  
Eski 07-28-2006, 04:09 PM
Simge Velipaşalar Simge Velipaşalar  çevrimdışı
Super Moderator
 
Giriş: Mar 2006
Mesaj: 483
Varsayılan Yönetim

1.1. Giriş

Yönetim yönetmek fiilinin isimleşmiş halidir. Adından anlaşılacağı gibi yönetim bir işi, bir bireyi yönetmek anlamına gelmektedir.

Halk dilinde yönetim birilerinin birilerini yönetmesi anlamına gelmektedir. Burada kastedilen olay bir insanın başka bir insana bağımlı olmasıdır.

Halbuki kurumsal anlamda yönetim kurumların yönetilmesi anlamına gelmektedir. İnsanlar rutin işlerinde bağımsız daha komplike işlerde bir üst yönetime bağlıdır. Buradaki bağımlılık halk metodolojisinden biraz farklıdır. Halk dilindeki yönetim eylemi insanın hayattaki her işinde bağımlı olmasını ifade etmektedir. Halbuki kurumsal yönetimde sadece iş hususunda o da bazı konularda bağımlılık gösterilmektedir.

Kurumların yönetim şekli ülkeden ülkeye kurumdan kuruma değişmektedir. Bununla birlikte genel özellikler aşağı yukarı aynı bulunmaktadır.

Kurumlardaki klasik yönetimin arkasındaki varsayım işlerin bir ahenk içerisinden idare edilmesidir. Halbuki modern anlamda yönetim hem işlerin idare edilmesi hem de verimliliğin artırılmasını amaçlamaktadır.

Yönetim bu şekli ile hem idari bir özellik hem de uzun vadeli bir yatırım şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu çalışmada yönetim şekillerine değinilecek daha sonra yönetimin tarihsel gelişimi incelenecek hangi yönetim şeklinin kurumlara katma değer sağlayabileceği üzerinde durulacaktır.

1.2. Yönetim Şekilleri

Yönetim şekillerini üç kısımda inceleyebiliriz; Otoriter, yarı-otoriter ve demokratik yönetim şekli.

1.2.1. Otoriter Yönetim Şekli

Bu yönetim şekli belirli katı kurallar ve disiplinler çerçevesinde üst yönetimin alt yönetim üzerinde etkin olduğu ve kararların üstten alta doğru bir emir zinciri ile alındığı bir yönetim şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu yönetim şeklinde en üst düzey yönetimce kararlar alınır ve bu kararlar bir emir niteliğinde alt birimler tarafından uygulanır. Alt seviyedeki yönetim karar alma merci değil bu kuralları uygulama ve bu uygulamayı denetlemek ile yükümlüdür.

Otoriter yönetim şekli en eski yönetim şekli olarak ortaya çıkmıştır. Zaman ve şartlara göre en uygun sistem olarak tanımlanabilir.

Bu yönetim şekli bir noktada otoriter liderlik türünün bir fonksiyonudur. Bu liderlik tipi eski çağlarda savaş durumları nedeni ile ve belirli bir işi yaptırmanın ancak otoriter bir yapıile gerçekleşeceği gerçeğinden hareketle alt birimlere karşı otoriter bir yönetim şekli sunmasına sebep olmuştur. O zamanlar otorite boşluğu bir anlamda yönetim zaafiyeti olarak nitelendirildiğinden yönetim yapısı otoriter bir yapıda kurulmuştur.

Yönetim zaafiyeti iş suistimallerine ve başkaldırmağa kadar varabilecek bir boyutta idi. Bu noktada halkın eğitim seviyesinin düşük oluşu ve bu tür değerlendirmeler otoriter yapının o zaman şartları içerisinde uygun bir yönetim şekli olduğu inancını kuvvetlendirmektedir.

Kurumların oluşmağa başladığı yıllar ilk ülkelerin kurulmaları ile aynıdır. O yıllarda halkın genelinin eğitim seviyesinin düşük oluşu, realist düşünceye sahip olamamaları inanların doğru kararlar vermesini engelliyordu. Dolayısı ile üst yönetimler alt seviyedeki insanların karar vermesi yerine kendileri tarafından daha reel olarak düşünüldüğüne verilen kararların alt yönetimler tarafından uygulanmasını daha uygun görüyorlardı.

Kurumların oluşabilmesi için birden fazla işin yürütüldüğü bir yapının oluşması gerekmektedir. O zamanlarda ticari kurumlar olmadığı ve serbest piyasa ekonomisinin gelişmediği bu toplumlarda ancak bir kurumun oluşması komplike devlet işlerinin oluştuğu bir yapıya bağlıdır. Bu komplike yapı ancak devletlerin kurulması ile gerçekleştirilebileceğinden dünyada kurumların ilk olarak ortaya çıkması devletlerin kurulmasına rastlamaktadır.

İlk devletlerin kurulduğu yıllarda devlette askeri bir yapı bulunmaktadır. Çünkü devletin asıl işi bir yerleri fethetmek ve vergi geliri elde etmektir. Dolayısı ile ana bir kurum askeriye bulunmaktadır. Burada otorite boşluğu yönetim zaafiyetine yol açmaktadır. Bu düşünce yapısı ve inanışlar setliği emrettiğinden ve halkın demokratik yönetimi sindirme noktasında zayıf oluşu devletlerin halkı yönetiminde de sert kurallar uygulamasına sebep olmuştur.

Bu yönetim yapısı alt seviyedeki yönetimin rasyonel fikirler ortaya çıkaramaması ile birleşince devlette ve kurumlarda otoriter bir yönetim yapısının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Diğer yandan, insanların profesyonel düşünce yapısına sahip olmamaları suistimalleri artırıyordu. Dolayısı ile üst yönetimler karar verme ve uygulamada otoriter davranmak zorunda idiler. Dolayısı ile zamanın şartları için otoriter yönetim doğru bir yönetim şeklidir.

Profesyonelliğin bir özelliği bir işi benimsemektir. Bunun için belirli bir eğitim düzeyi, belirli bir rasyonelite, realist düşünce ve gayret lazımdır. Dolayısı ile profesyonelliğin bir sonucu hareketlerin ve reaksiyonların duygusal olmaması gereğidir.

Bu yapıya sahip olunabilmesinin ana şartlarından birisi yakın çevreden en azından bir süre uzak kalınmasıdır. O zamanlarda insanların birbirlerinden ayrı kalmamaları ve değişik bir çevrede bulunmamaları bu insanların hayatlarında duygusal olarak davranmalarını gerektirmektedir. Dolayısı ile bu davranış şekli bir profesyonellik içermemektedir.

Bu eksiklik belirli davranışlara duygusal reaksiyonlar verilmesine neden olmaktadır. Dolayısı ile özellikle kritik kararlarda insanlararası bu reaksiyonların ortadan kalkması gerekmektedir. Bunun en kestirme yolu kararların profesyoneller tarafından alınması ve diğer insanlar tarafından uygulanmasıdır.Bu noktada otoriter bir yönetim doğru bir yönetimdir.

1700’lere kadar süren bu yönetim şekli bu yüzyıldan sonra otoriter olmakla birlikte otoriterliğin biraz hafiflediği görülmektedir. Bu yıllarda eğitim seviyesinin artması, insanların göreceli olarak daha fazla realist düşünceye sahip olmaları bu yönetim şeklinde biraz yumuşama şekli ortaya koymuştur.

1700’lü yıllar savaşların yoğunluğunun azaldığı ve ticaretin geliştiği yıllardır. Dolayısı ile halkın gelirinin arttığı devletin vergi gelirlerinin arttığı devletin modern anlamda işlevlerini yerine getirdiği ve eğitim seviyesinin yükseldiği yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bütün bu gelişmeler devlette ve halkta göreceli olarak düşünce liberalleşmesinin başladığı yıllardır. Bütün bu faktörler insanlarda yeni düşüncelere sıcak bakıldığı yıllardır. Ayrıca, bu yıllarda devletler arasında özellikle insanların eğitim konusunda bir alışverişin başladığı yıllardır. Dolayısı ile tüm bu faktörler kurumların başarısı için yeni fikirlerin incelemeğe alındığı yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca, bu zamanlarda insanların özellikle kurumlarda daha rasyonel olarak düşünebildikleri yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dolayısı ile bu yıllarda otoriter yönetim yapısı devam etmekle birlikte otoritenin hafiflediği ve alt yönetimlerin de kısmen görüşlünün alındığı yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Otoriter yönetimde en üst yönetim seviyesinden en alt yönetim seviyesine kadar bütün yönetimlerdeki alt yönetici grupları üst yönetici grubunun dediğini yapmak zorunda idi. Halbuki 1700’lerden sonra yöneticiler arasındaki bu diyalog biraz daha yumuşama sürecine girmiş bulunmaktadır. Bu zamanlar üst yöneticinin karar mekanizmasında az da olsa alt yöneticinin aktif rol aldığı yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır.

1700’lü yıllara kadar devletlerin ana gelir kaynağı savaştan kazanıldığı takdirde alınan vergiler idi. Bu nedenle devlet işlerinin büyük bölümü askeriye ile ilgili olan işlerden oluşuyordu. Devlet yönetimi de asker kökenli kişilerden oluşmakta idi. Dolayısı ile asker kökenli yönetim burada da söz sahibi idi. Diğer yandan devlet yönetimi kendilerine darbe yapabilecek tek güç olan askeriyeye ve devlet içerisindeki uzantılara karşı sert bir yönetim uygulanması zorunluluğu bulunmakta idi. Bu iki sebep bu dönemde yönetimin otoriter bir şekilde uygulanmasına sebep olmuştur.

1700’ lü yıllar ve sonrası savaşların yoğunluğunun azaldığı yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısı ile bu yıllarda devlet modern anlamdaki işlerine dönmeğe başlamış, yatırım ve eğitim işlerine ağırlık vermiştir. Bu zamanlarda devletin vergi gelirinin ticaretten yurtiçinden sağlanması devlet mekanizmasının askeriye yoğun olarak değil başka alanlarda da uzmanlaşmış kişilerin istihdam etmesine olanak vermiştir. Dolayısı ile eğitim seviyesi yüksek tıp,diplomasi,ekonomi,mühendislik gibi konularda eğitim görmüş kişiler istihdam edilmeğe başlanmıştır. Dolayısı ile devlet kurumlarında otoriter yönetim yapısı daha esnek hale gelmiştir.

Ana kurumlaşmanın devlette olduğu bu dönemde belirli konularda devletin üst düzey yönetimi alt düzey yönetimlerden az da olsa fikir almalarına olanak vermiştir.

1.2.2. Yarı-otoriter Yönetim Şekli

Yarı-otoriter yönetim şekli de belirli ( Otoriter yönetim yapısına göre daha esnek)kurallar ve disiplinler çerçevesinde alt yönetimin üst yönetim karar mekanizmasına biraz daha yoğun olarak katıldığı bir yönetim şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu yönetim şeklini savaşlardan uzak kalan primitif toplumlarda daha fazla görmekteyiz. Bu toplumlarda belirli bir devlet yapısının olmayışı kabile sisteminin burada egemen olmasına sebep olmaktadır. Dolayısı ile belirli kararlar alındığında kabile üyeleri bir araya gelmekte ve fikirlerini ortaya koyabilmektedirler. Bununla birlikte, buralarda ihtiyar heyeti üyelerinin son kararı vermeleri fikir alışverişinin yarı-otoriter bir yapıda gerçekleşmesine sebep olmaktadır.

Aynı şekilde ataerkil ailelerde erkeğin dominant bir unsur olması eşinin fikirlerinin belirli konularda alınması ve son sözün evin erkeği tarafından söylenmesi yarı-otoriter bir yönetim yapısının roplumun en basit kurumuna yansıma şeklidir.

1900’ lü yıllar ve sonrası yarı-otoriter yönetim şeklinin kurumlarda kendisini gösterdiği yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu yıllarda savaşlar neredeyse ortadan kalkmış ve eğitimin arttığı yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. Devletler direkt olarak savaş işlerinden ziyade ekonomi eğitim ve siyaset ağırlıklı bir yönetim izlemektedir. Dolayısı ile devlet kurumlarında bürokratik yapı daha modern hale gelmekte ve iş bölümü oluşmaktadır. Dolayısı ile yönetimler üst yönetimler ile bir araya gelmekte ve bazı konularda uzmanlardan görüşler alınmaktadır. Bununla birlikte karar merci yine siyasi iktidar ve ilgili bakandır. Bu noktada kurumlarda yarı-otoriter bir yönetim yapısı görülmektedir.

Diğer yandan, bu yıllar ticari işletmelerin sermaye birikimlerinin arttığı ve kurumsal bir yapıya doğru kaydıkları yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yıllarda,ticari işletmelerin eğitimli ve yetenekli insanları işlere alması ve bu insanların fikrinden yararlanması yoluna gitmesi ticari kurumlarda yarı-otoriter yapının daha esnek olmasına yol açmaktadır. Dolayısı ile, bu kurumlarda hantal bir bürokratik yapı yoktur.

Eğitim seviyesinin yükselmesi, en azından kurumların bulunduğu illerde gelir seviyesinin artması ve bunların insanların zihninde daha liberal düşünce yapısı taşımasına olanak vermesi daha demokratik bir yönetim yapısının çıkmasına olanak vermiştir.

Bu yıllar insanların başarılı olmalarının ardındaki sebep olarak rasyonel ve yeni fikirlerin olduğu şeklindeki fikirlerin daha da ivme kazandığı yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun ardındaki en önemli faktör toplumlarda gelir, eğitim seviyesinin yükselmesi, realist düşüncenin yaygınlaşmasıdır. Bütün bunlar insanlarda liberal düşüncenin oluşmasını sağlamaktadır. Bu da yeni fikirlere açıklığı sağlamaktadır. Dolayısı ile, en azından üst yönetimlerde yönetim yapısı daha demokratik hale gelmektedir.

Bu yıllarda, insanların daha realist düşünceye sahip olmaları ve kurumlarda göreceli alt seviye yönetimlerdeki insanların rasyonel fikirler ortaya koyduğu düşüncesinin üst düzey yönetimce anlaşılması karar süreçlerinde daha alt seviyedeki yöneticilerin kısıtlıda olsa rol almalarına olanak vermiştir.

1.2.3. Demokratik Yönetim Şekli

Demokratik yönetim şekli daha alt düzey yönetimlerin üst düzey yönetime karar verme sürecinde tam olarak katıldığı bir yönetim şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu noktada eğitim seviyesinin artması demokratik yönetimlerin oluşturulmasında çok önemli rol oynamaktadır. Özellikle eğitimin üniversite ve daha yüksek seviyelere çıkması insanların bir yandan bilgi birikiminin artmasına bir yandan da daha realist düşünceye sahip olmalarına olanak vermektedir. Üniversitelerdeki demokratik ortam insanların belirli konularda fikirlerini belirtmesine ve katılımcılığı artırmasına olanak vermektedir. Bu alışkanlık ve kalifiyelik kurumlarda üniversite eğitimli insanların işe yerleştirilmeleri akabinde zamanla bir davranış biçimi haline gelmekte ve yönetimlerde demokratik bir tavrın sergilenmesine olanak vermektedir.

Bu davranış biçimi şuan yarı-otoriter-demokratik yapıdaki yönetimin daha demokratik hale gelmesine ve yönetimler arasında bilgi alışverişinin sağlanmasına olanak vermektedir. Bu da kurumsal verimliliği artırıcı bir rol oynamaktadır.

1990’ lı yıllar demokratik yönetim şeklinin tüm kurumlarda az çok kendisini gösterdiği yönetim şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu demokratikleşmenin arkasında hiç kuşkusuz kurumlarda eğitim seviyesinin artmasının büyük rolü bulunmaktadır. Eğitim seviyesinin yükselmesi ve özellikle ticari kurumlardaki maddi gelişme kurumlardaki yönetimlerde demokratikleşmenin önünü açan en önemli faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu gelişme kurumlarda yapılan bazı düzenlemelerden de anlaşılabilir. Örneğin personel bölümü yerine insan kaynakları bölümü,personel, işçi yerine çalışan profesyonel, işadamı gibi isim düzenlemelerine gitmeleri çalışanları bir insan olarak görmek şeklindeki metodolojisinin gelişmesi demokratikleşmenin birer ipuçları şeklindedir.

Bu yönetim şeklinde kurallar ve disiplinler daha rasyonel hale getirilmiş bulunmaktadır. Dolayısı ile çok sıkı kurallar ve disiplinle işlememektedir.

İnsanların eğitim seviyesinin yükselmesi kuralların ve uygulamaların daha esnek hele gelmesine olanak vermektedir.Genel olarak üniversitelerin insanlara sağladığı katkılardan birisi de daha fazla iş disiplini ve kuralcılıktır. Dolayısı ile bu olgular kurumlarda belirli bir disiplinin devam etmesine olanak vermektedir. Sadece kurumlar bu disiplini kontrol edecek mekanizmalar kurmaktadırlar.

Ayrıca, kurumlarda eğitim seviyesinin yükselmesi yıllardır süregelen ve rasyonelliği kalmamış bazı rijit kuralların devam etmesine izin vermemektedir. Dolayısı ile, şu an en azından eğitimli gençler için yokluğu iş disiplinini bozacak hareketler dışında diğer rasyonel olmayan kurallar terkedilmektedir.

Bu yönetim şeklinin ortaya çıkmasının ardındaki en büyük faktör eğitim seviyesinin yükselmesi, realist düşüncenin yaygınlaşması ve verimliliği artırmak yönündeki düşüncelerdir.

Özellikle zamanımızda gelir ve eğitim seviyesinin yükselmesi kurumlarda yönetim yapısının demokratikleşmesi noktasında adımlar atılmasına olanak vermektedir. Bu bütün kurumlarda geçerli bulunmaktadır.

Bununla birlikte özellikle ticari kurumlarda artan rekabetten dolayı yeni fikirlerin hayata geçirilmesi düşüncesi doğmaktadır.Bunun en kestirme yolu kurumlarda çalışan bireylerden fikirler alınması şeklindedir. Bu kurumlarda göreceli olarak realist düşünceye sahip insanların daha fazla oluşu ortaya yeni ancak rasyonel fikirler koymalarına olanak vermektedir. Bu fikirler kurumların verimliliğini artıran olgular olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer yandan, ticaretin de bilimsel olarak ele alınışı bu verimlilikten yararlanmak gerçeğini desteklemektedir. Bunu gerçekleştirmenin en basit yolu alt yönetimlerin üst yönetimlere karar sürecinde katılması ve üst yönetimin kararlaştırılan fikirleri hayat geçirmesidir. Dolayısı ile bu noktada demokratik yönetim kurumların verimliliğini her alanda artırıcı fikirlerin ortaya çıkmasına olanak vermektedir.


http://www.bilgiyonetimi.org

__________________
Simge Velipaşalar
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
  #2 (permalink)  
Eski 07-28-2006, 04:09 PM
Simge Velipaşalar Simge Velipaşalar  çevrimdışı
Super Moderator
 
Giriş: Mar 2006
Mesaj: 483
Varsayılan

1.3. Kurumsal Siyasi ve Ticari Yönetimde Yönetim Şekillerinin kendisini gösterdiği Yıllar

Siyasi yönetim devlet ile alakalı olan işlerde bulunan karar merci olarak tanımlanmaktadır. Yönetim şekli bulunulan ülke ve şartlara göre değişmektedir.

Örneğin serbest piyasa ekonomisinin geliştiği yerlerde demokratik bir yönetim şekli izlenirken, savaşla uğraşan bir siyasi yönetim otoriter bir yönetim şekli izlemektedir.

Bununla birlikte genel olarak siyasi yönetim primitif toplumlarda yarı-otoriter bir yapı göstermektedir. Demokrasisi tam gelişememiş ülkelerde siyasi yönetim yarı-otoriter otoriter bir yapı içerisinde bulunmaktadır. Demokrasisi ve serbest piyasa ekonomisinin geliştiği ülkelerde siyasi yönetim yarı-otoriter demokratik bir yapıda gelişmektedir.

Primitif toplumlardan kasıt kabile sisteminin bulunmasıdır. Bu toplumlarda normal hayatta bir kabile lideri ve ihtiyar heyeti bulunmaktadır. Burada belirli konularda herkes kararını bildirmekte ve son söz ihtiyar heyeti ile kabile başkanında bulunmaktadır.

Aynı şekilde demokrasinin tam olarak gelişmediği ülkelerde bu alışkanlık kendisini kurumlarda da göstermektedir. Üst yönetim alt yönetimin bazı konularda fikirlerine başvurmakta bununla birlikte bu alışveriş bir bürokratik yapı çerçevesinde gelişmektedir.

Siyasi yönetim primitif çağlarda yarı-otoriter bir yapı göstermektedir. 1700’lerden sonra yarı-otoriter-otoriter bir çerçevede gelişmekte, 1900’lerden sonra yarı-otoriter bir yapı içerisinde gelişmektedir. 2000’li yıllar sonrası bu yapı yarı-otoriter demokratik bir yapı içerisinde gelişecektir.

Kabile hayatından devlet hayatına geçiş ve savaşların ortaya çıkması ve askeri devletlein yönetim metodolojisi yönetim şeklini otoriter bir yapıya sokmuştur. Bununla birlikte 1700’lerde savaşların azalması, eğitim seviyesinin yükselmesi bu yapıyı yarıotoriter-otoriter bir yapıya sokmuştur. 1900’lerde devletlerin ana işinin modern devlet yönetimi olması ve bu anlayış, eğitim seviyesinin daha da artması ve kurumlarda eğitimli insanların rol alması ve yeni düşüncelerden kısmen de olsa yararlanma isteği yönetim şeklini yarı-otoriter bir yapıya sokmuştur.

2000’li yıllarda eğitim seviyesinin olağanüstü artması ve düşüncelerde rasyonelliğin meydana gelmesi, demokratik ortamların gelişmesi kurumlarda yönetim yapısının yarı-otoriter-demokratik yapıda gelişeceğini ortaya koymaktadır.

Özellikle, bu yıllarda rekabetin artması ve yeni, rasyonel fikirlere ihtiyaç duyulması, ticari kurumlarda demokratikleşmenin daha da artacağı sonucunu ortaya koymaktadır.

Ticari kurumlar belirli bir parasal menfaati gerçekleştirmek amacı ile kurulmuş kurumlar olarak tanımlanabilmektedir. Bu kurumlar belirli bir menfaati gerçekleştirmek için kurulmuş olduğundan siyasi kuruma göre daha az bürokratik yapıya sahip bulunmaktadır. Bu yönü ile siyasi kurumlara göre daha liberal bir yönetim yapısı sergilemektedir.

Ticari kurumlarda devlet kurumlarına göre daha az bürokratik yapı görülmektedir. Devlet kurumlarında ki alt ve üst yönetimler arasında iletişim daha resmi iken ticari kurumlarda bu iletişim daha formaldir. Bunun ardındaki faktör bilgi paylaşımı ihtiyacının ticari kurumlarda devlet kurumlarından daha sık olarak görülmesidir.

Bu kurumlardaki yönetim şekli 1970’li yıllara kadar otoriter bir yapı 1970-1999 arası yarı-otoriter bir yapı ve 2000’li yıllarda yarı-otoriter-demokratik bir yapı şeklinde kendini göstermektedir. 2000’ li yıllarda bu yapının demokratik bir yapıya bürüneceği muhakkaktır.

Ticari kurumların oluşması çok eski tarihlere dayanmamaktadır. İşletmelerin kurumsallaşması en geç 1800’lere kadar gitmektedir. Dolayısı ile kurumsal yönetim bir anlamda yönetim şeklini zamanın devlet kurumlarından almıştır. Bu otoriter yapı 1970’lere kadar devam etmiştir. Rekabetin 2000’li yıllara nazaran daha az oluşu işletmelerin ürettikleri malları kolayca satabilmeleri fikir üretecek değil birici yapacak insanlara ihtiyaç duymasına sebep olmuştur. Dolayısı ile bu zamana kadar kurumsal yönetim yap mantığı ile hareket etmiştir.

Bununla birlikte, eğitim seviyesinin artması yönetimlerde kısmen demokratikleşmeyi sağlamıştır.1970 ve 1999 yılları bu özelliği taşımaktadır. 2000’li yıllar gelir seviyesinin arttığı bunun akabinde rekabetinde arttığı yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. Rekabetin kızışması işletmelerin her alanda verimlilikte artışları sağlamanın yollarını bulmağa itmiştir. Bu da ancak en az maliyetli olan kurumsal fikirlerin ortaya çıkarılabilmesi ile mümkün olabilmektedir. Dolayısı ile bu zorunluluk yeni fikirlerin ortaya çıkmasına olanak verecek demokratik bir yönetim yapısının geliştirilmesi ile mümkün olabilmektedir. Bunun farkına varan işletmeler bu doğrultuda adımlar atmağa ve yönetim yapısını demokratikleştirmeğe yönelik adımların içerisinde bulunmaya başlamışlardır.

Devlete bağlı kurumlarda ise yönetim şekli 1980’lere kadar otoriter, 1980-2000 yılları arasında otoriter-yarı-otoriter 2000 ‘li yıllarda ise yarı otoriter bir yapı göstermektedir. 2000’li yıllarda bu yapının yarı-otoriter- demokratik bir yapıda genişlemesi beklenmektedir. 2000’li yıllardaki yönetim şeklinin ticari kurumlara göre daha otoriter olması bu kurumlardaki bürokrasinin daha fazla olmasından ileri gelmektedir.

Devlete bağlı kurumlarda süregelen bir işin tekrarı söz konusudur. Dolayısı ile eğitim seviyesinin düşük olduğu 1980 öncesi otoriter bir yönetim yapısı, eğitim seviyesinin artması paralelinde daha sonraları yarı-otoriter bir yapı ortaya çıkmıştır. Eğitim seviyesinin artması ve ticari kurumlardan esinlenen verimlilik artışının sağlanması isteği bu kurumların yönetimlerinde demokratikleşmesine olanak verecektir. Bununla birlikte, rekabetin olmayışı ve göreceli hantal bürokratik yapı yönetim şeklinin yarı-otorite-demokratik bir ortamda gelişeceği gerçeğini ortaya koymaktadır.

1.3.1. Kurumsal yönetimde hangi yönetim şekli daha etkindir?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir, bir kurumdaki yönetim şekli o kurumdaki insanların düşünce, eğitim ve demokratik seviyesine bağlıdır. Şayet bu üç öge düşükse o kurumda demokratik bir yönetim işlememektedir. Çünkü suistimaller ve rasyonel olmayan fikir kargaşası kurumun gelişmesini önlemektedir.

Eğer bir kurumda çalışan bireyler bu üç ögeyi hazmetmiş kişiler ise demokratik bir yönetim sistemi işleyebilir. Ancak çalışan bireyler bu üç ögeden yoksunsa demokratik yönetim işlemeyebilir.

Bu noktada, bir kurumda bu üç öge hazmedilmemiş ise demokratik bir ortam kurulabilir. Ancak bir şartla, denetimlerin sıkı olması ve çalışan bireylerin sözleşmeli olarak çalışması. Ancak bu şekilde demokratik bir yönetimim sağladığı kurum aleyhine olan bazı dezavantajlar(otorite boşluğu, çalışmalardan kaytarmalar) ortadan kaldırılabilir.

Bununla birlikte kurumlarda demokratikleşmenin daha artacağı muhakkaktır. Bunun ardındaki en önemli faktör eğitim seviyesinin yükselmesi, realist düşüncenin yaygınlaşması ve refah seviyesinin yükselmesidir(Bu etkenler insanlardaki fikir liberalleşmesine olanak verecektir).

Gerçekte tercih edilen, en iyi yönetim şekli demokrasidir. Bununla birlikte, bir kurumda demokratik yönetimin sağlıklı işlemesine olanak verecek faktörlerin bulunması gerekmektedir. Şayet bu faktörler yoksa alt yönetim seviyesinden üst yönetim seviyesine rasyonel fikirlerin gelmesi zorlaşır ve suistimaller artar. Bu durum bir kurum için sağlıklı bir durum değildir.

Demokratikleşmenin kurumlara sunduğu avantajları sağlayacak bir iş ortamı yoksa demokratikleşme bir kurum için tehlikeli sonuçlar doğurabilir.Bu olay küçük bir çocuğa 1milyar Tl verip ne yaparsan yap demekle aynı olaydır. Demokratikleşmenin kuruma faydasının ne olacağının farkında olamayan insanlar için demokratikleşme yönetim zaafiyeti ve suistimaldir. Dolayısı ile, demokratikleşmeden önce kurumun buna hazır olup olmadığının bilinmesi gerekmektedir.

Demokratik yönetim şeklinin kurumlara sağladığı en önemli katma değer kurumsal verimliliğin artırılmasıdır. Verimdeki artış demokratik bir yönetimde rasyonel ve yaratıcı fikirlerin ortaya çıkmasından ve bunların uygulamağa dönüşmesinden başka bir şey değildir.

Bu noktada üst yönetimde bulunan yöneticilerin karar verme veya danışma süreçlerinde demokratik olmaları gerekmektedir. Aksi halde üst yönetimlerin alt yönetimlerle sembolik olarak bu süreçlerde bir araya gelmeleri yeni ve rasyonel fikirlerin ortaya çıkmasını engelleyebilir.

Diğer yandan üst düzey yöneticilerin mutlak surette realist düşünceye sahip olmaları gerekmektedir. Aksi halde ortaya çıkan rasyonel ve yeni fikirlerin uygulanması noktasında bir isteksizlik olabilir. Bu da kurumun verimliliğinin azalmasına yol açıcı bir rol oynayabilir.

Kurumlarda demokratikleşmenin sağlanmasında eğitim seviyesinin yükselmesinin büyük payı bulunmaktadır. Bununla birlikte, özellikle ticari kurumlarda alt ve üst yönetimlerdeki üst yönetime yönelik kariyersel menfaat ilişkisi demokratikleşmenin tam olarak gerçekleşmesine olanak vermemektedir. Bundan dolayı insan kaynaklarının kalifiye eleman alma yönündeki hareketlerinin yanı sıra yönetimlerden bağımsız olarak terfi olayını üstlenmesi gerekmektedir.

Kurumsal şirketlerde en önemli sorun yeni fikirlerin açığa vurulması zorluğudur. Kurumların ana özelliklerinden birisi kurumun devamlılığının sağlanmasıdır. Dolayısı ile olağan olmayan yeni fikirlerin hayata geçirilmesi noktasında kurum yöneticileri isteksizdir. Buradaki ana psikoloji yeni fikirlerin risk getirebileceğidir. Dolayısı ile yöneticiler bu konuda katı olabilmektedirler.

Diğer yandan kurumlardaki terfilerde üst yönetimlerin etkisi olduğundan alt yönetimde bulunanlar kariyerlerinde bir sapma olacağı ya da işten atılabileceği düşüncesi ile bu fikirleri üt yönetimlere iletemeyebilirler.Alt ve üst yönetimlerdeki bu iki yanlı çekince yeni ve rasyonel fikirlerin ortaya çıkmasını önleyebilir.

Bu noktada artan rekabetten dolayı kurum bu fikirlerin ortaya çıkmamasından ötürü verimlilik kaybına ve reel olarak zarara uğrayabilir.

Bundan dolayı, Üst ve alt yönetimler arasındaki bu menfaatsel ilişkiyi, bu zorluğu aşmada en etkin rol oynayabilecek ve bu engelleri ortadan kaldırabilecek ve yeni rasyonel fikirlerin rahatça tartışılabildiği yada iletilebildiği bir demokratik ortam kurma noktasında insan kaynakları bölümünün bağımsız olması gerekmektedir. Dolayısı ile kurumların performanslarının artması ve bağımsız insan kaynakları departmanı oluşturulması arasında aynı yönlü ve pozitif bir ilişki bulunmaktadır.

Bu noktada, yıllık kurumun ihtiyacına göre performans kriterleri yapılmalı ve performanslar izlenmeli üst yönetimlerin tavsiyeleri de göz önünde bulundurularak bağımsız olarak bireylerin kariyer çizgileri oturtulmalıdır.

Böyle bir davranış, yönetimi daha da demokratikleştirecek ve yeni rasyonel fikirlerin ortaya çıkması olanaklı hale gelecektir. Dolayısı ile kurumların verimliliği artacaktır. Bu noktada insan kaynaklarının bağımsız olması kurumların yönetimlerinde daha demokratik hale gelmelerine olanak verecektir.

http://www.bilgiyonetimi.org

__________________
Simge Velipaşalar
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Saat 02:54 PM.


Powered by vBulletin Version 3.0.7
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by 3.0.0