1.1. Giriş
Yönetim yönetmek fiilinin isimleşmiş halidir. Adından anlaşılacağı gibi yönetim bir işi, bir bireyi yönetmek anlamına gelmektedir.
Halk dilinde yönetim birilerinin birilerini yönetmesi anlamına gelmektedir. Burada kastedilen olay bir insanın başka bir insana bağımlı olmasıdır.
Halbuki kurumsal anlamda yönetim kurumların yönetilmesi anlamına gelmektedir. İnsanlar rutin işlerinde bağımsız daha komplike işlerde bir üst yönetime bağlıdır. Buradaki bağımlılık halk metodolojisinden biraz farklıdır. Halk dilindeki yönetim eylemi insanın hayattaki her işinde bağımlı olmasını ifade etmektedir. Halbuki kurumsal yönetimde sadece iş hususunda o da bazı konularda bağımlılık gösterilmektedir.
Kurumların yönetim şekli ülkeden ülkeye kurumdan kuruma değişmektedir. Bununla birlikte genel özellikler aşağı yukarı aynı bulunmaktadır.
Kurumlardaki klasik yönetimin arkasındaki varsayım işlerin bir ahenk içerisinden idare edilmesidir. Halbuki modern anlamda yönetim hem işlerin idare edilmesi hem de verimliliğin artırılmasını amaçlamaktadır.
Yönetim bu şekli ile hem idari bir özellik hem de uzun vadeli bir yatırım şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu çalışmada yönetim şekillerine değinilecek daha sonra yönetimin tarihsel gelişimi incelenecek hangi yönetim şeklinin kurumlara katma değer sağlayabileceği üzerinde durulacaktır.
1.2. Yönetim Şekilleri
Yönetim şekillerini üç kısımda inceleyebiliriz; Otoriter, yarı-otoriter ve demokratik yönetim şekli.
1.2.1. Otoriter Yönetim Şekli
Bu yönetim şekli belirli katı kurallar ve disiplinler çerçevesinde üst yönetimin alt yönetim üzerinde etkin olduğu ve kararların üstten alta doğru bir emir zinciri ile alındığı bir yönetim şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu yönetim şeklinde en üst düzey yönetimce kararlar alınır ve bu kararlar bir emir niteliğinde alt birimler tarafından uygulanır. Alt seviyedeki yönetim karar alma merci değil bu kuralları uygulama ve bu uygulamayı denetlemek ile yükümlüdür.
Otoriter yönetim şekli en eski yönetim şekli olarak ortaya çıkmıştır. Zaman ve şartlara göre en uygun sistem olarak tanımlanabilir.
Bu yönetim şekli bir noktada otoriter liderlik türünün bir fonksiyonudur. Bu liderlik tipi eski çağlarda savaş durumları nedeni ile ve belirli bir işi yaptırmanın ancak otoriter bir yapıile gerçekleşeceği gerçeğinden hareketle alt birimlere karşı otoriter bir yönetim şekli sunmasına sebep olmuştur. O zamanlar otorite boşluğu bir anlamda yönetim zaafiyeti olarak nitelendirildiğinden yönetim yapısı otoriter bir yapıda kurulmuştur.
Yönetim zaafiyeti iş suistimallerine ve başkaldırmağa kadar varabilecek bir boyutta idi. Bu noktada halkın eğitim seviyesinin düşük oluşu ve bu tür değerlendirmeler otoriter yapının o zaman şartları içerisinde uygun bir yönetim şekli olduğu inancını kuvvetlendirmektedir.
Kurumların oluşmağa başladığı yıllar ilk ülkelerin kurulmaları ile aynıdır. O yıllarda halkın genelinin eğitim seviyesinin düşük oluşu, realist düşünceye sahip olamamaları inanların doğru kararlar vermesini engelliyordu. Dolayısı ile üst yönetimler alt seviyedeki insanların karar vermesi yerine kendileri tarafından daha reel olarak düşünüldüğüne verilen kararların alt yönetimler tarafından uygulanmasını daha uygun görüyorlardı.
Kurumların oluşabilmesi için birden fazla işin yürütüldüğü bir yapının oluşması gerekmektedir. O zamanlarda ticari kurumlar olmadığı ve serbest piyasa ekonomisinin gelişmediği bu toplumlarda ancak bir kurumun oluşması komplike devlet işlerinin oluştuğu bir yapıya bağlıdır. Bu komplike yapı ancak devletlerin kurulması ile gerçekleştirilebileceğinden dünyada kurumların ilk olarak ortaya çıkması devletlerin kurulmasına rastlamaktadır.
İlk devletlerin kurulduğu yıllarda devlette askeri bir yapı bulunmaktadır. Çünkü devletin asıl işi bir yerleri fethetmek ve vergi geliri elde etmektir. Dolayısı ile ana bir kurum askeriye bulunmaktadır. Burada otorite boşluğu yönetim zaafiyetine yol açmaktadır. Bu düşünce yapısı ve inanışlar setliği emrettiğinden ve halkın demokratik yönetimi sindirme noktasında zayıf oluşu devletlerin halkı yönetiminde de sert kurallar uygulamasına sebep olmuştur.
Bu yönetim yapısı alt seviyedeki yönetimin rasyonel fikirler ortaya çıkaramaması ile birleşince devlette ve kurumlarda otoriter bir yönetim yapısının ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Diğer yandan, insanların profesyonel düşünce yapısına sahip olmamaları suistimalleri artırıyordu. Dolayısı ile üst yönetimler karar verme ve uygulamada otoriter davranmak zorunda idiler. Dolayısı ile zamanın şartları için otoriter yönetim doğru bir yönetim şeklidir.
Profesyonelliğin bir özelliği bir işi benimsemektir. Bunun için belirli bir eğitim düzeyi, belirli bir rasyonelite, realist düşünce ve gayret lazımdır. Dolayısı ile profesyonelliğin bir sonucu hareketlerin ve reaksiyonların duygusal olmaması gereğidir.
Bu yapıya sahip olunabilmesinin ana şartlarından birisi yakın çevreden en azından bir süre uzak kalınmasıdır. O zamanlarda insanların birbirlerinden ayrı kalmamaları ve değişik bir çevrede bulunmamaları bu insanların hayatlarında duygusal olarak davranmalarını gerektirmektedir. Dolayısı ile bu davranış şekli bir profesyonellik içermemektedir.
Bu eksiklik belirli davranışlara duygusal reaksiyonlar verilmesine neden olmaktadır. Dolayısı ile özellikle kritik kararlarda insanlararası bu reaksiyonların ortadan kalkması gerekmektedir. Bunun en kestirme yolu kararların profesyoneller tarafından alınması ve diğer insanlar tarafından uygulanmasıdır.Bu noktada otoriter bir yönetim doğru bir yönetimdir.
1700’lere kadar süren bu yönetim şekli bu yüzyıldan sonra otoriter olmakla birlikte otoriterliğin biraz hafiflediği görülmektedir. Bu yıllarda eğitim seviyesinin artması, insanların göreceli olarak daha fazla realist düşünceye sahip olmaları bu yönetim şeklinde biraz yumuşama şekli ortaya koymuştur.
1700’lü yıllar savaşların yoğunluğunun azaldığı ve ticaretin geliştiği yıllardır. Dolayısı ile halkın gelirinin arttığı devletin vergi gelirlerinin arttığı devletin modern anlamda işlevlerini yerine getirdiği ve eğitim seviyesinin yükseldiği yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bütün bu gelişmeler devlette ve halkta göreceli olarak düşünce liberalleşmesinin başladığı yıllardır. Bütün bu faktörler insanlarda yeni düşüncelere sıcak bakıldığı yıllardır. Ayrıca, bu yıllarda devletler arasında özellikle insanların eğitim konusunda bir alışverişin başladığı yıllardır. Dolayısı ile tüm bu faktörler kurumların başarısı için yeni fikirlerin incelemeğe alındığı yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca, bu zamanlarda insanların özellikle kurumlarda daha rasyonel olarak düşünebildikleri yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Dolayısı ile bu yıllarda otoriter yönetim yapısı devam etmekle birlikte otoritenin hafiflediği ve alt yönetimlerin de kısmen görüşlünün alındığı yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Otoriter yönetimde en üst yönetim seviyesinden en alt yönetim seviyesine kadar bütün yönetimlerdeki alt yönetici grupları üst yönetici grubunun dediğini yapmak zorunda idi. Halbuki 1700’lerden sonra yöneticiler arasındaki bu diyalog biraz daha yumuşama sürecine girmiş bulunmaktadır. Bu zamanlar üst yöneticinin karar mekanizmasında az da olsa alt yöneticinin aktif rol aldığı yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır.
1700’lü yıllara kadar devletlerin ana gelir kaynağı savaştan kazanıldığı takdirde alınan vergiler idi. Bu nedenle devlet işlerinin büyük bölümü askeriye ile ilgili olan işlerden oluşuyordu. Devlet yönetimi de asker kökenli kişilerden oluşmakta idi. Dolayısı ile asker kökenli yönetim burada da söz sahibi idi. Diğer yandan devlet yönetimi kendilerine darbe yapabilecek tek güç olan askeriyeye ve devlet içerisindeki uzantılara karşı sert bir yönetim uygulanması zorunluluğu bulunmakta idi. Bu iki sebep bu dönemde yönetimin otoriter bir şekilde uygulanmasına sebep olmuştur.
1700’ lü yıllar ve sonrası savaşların yoğunluğunun azaldığı yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısı ile bu yıllarda devlet modern anlamdaki işlerine dönmeğe başlamış, yatırım ve eğitim işlerine ağırlık vermiştir. Bu zamanlarda devletin vergi gelirinin ticaretten yurtiçinden sağlanması devlet mekanizmasının askeriye yoğun olarak değil başka alanlarda da uzmanlaşmış kişilerin istihdam etmesine olanak vermiştir. Dolayısı ile eğitim seviyesi yüksek tıp,diplomasi,ekonomi,mühendislik gibi konularda eğitim görmüş kişiler istihdam edilmeğe başlanmıştır. Dolayısı ile devlet kurumlarında otoriter yönetim yapısı daha esnek hale gelmiştir.
Ana kurumlaşmanın devlette olduğu bu dönemde belirli konularda devletin üst düzey yönetimi alt düzey yönetimlerden az da olsa fikir almalarına olanak vermiştir.
1.2.2. Yarı-otoriter Yönetim Şekli
Yarı-otoriter yönetim şekli de belirli ( Otoriter yönetim yapısına göre daha esnek)kurallar ve disiplinler çerçevesinde alt yönetimin üst yönetim karar mekanizmasına biraz daha yoğun olarak katıldığı bir yönetim şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu yönetim şeklini savaşlardan uzak kalan primitif toplumlarda daha fazla görmekteyiz. Bu toplumlarda belirli bir devlet yapısının olmayışı kabile sisteminin burada egemen olmasına sebep olmaktadır. Dolayısı ile belirli kararlar alındığında kabile üyeleri bir araya gelmekte ve fikirlerini ortaya koyabilmektedirler. Bununla birlikte, buralarda ihtiyar heyeti üyelerinin son kararı vermeleri fikir alışverişinin yarı-otoriter bir yapıda gerçekleşmesine sebep olmaktadır.
Aynı şekilde ataerkil ailelerde erkeğin dominant bir unsur olması eşinin fikirlerinin belirli konularda alınması ve son sözün evin erkeği tarafından söylenmesi yarı-otoriter bir yönetim yapısının roplumun en basit kurumuna yansıma şeklidir.
1900’ lü yıllar ve sonrası yarı-otoriter yönetim şeklinin kurumlarda kendisini gösterdiği yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu yıllarda savaşlar neredeyse ortadan kalkmış ve eğitimin arttığı yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. Devletler direkt olarak savaş işlerinden ziyade ekonomi eğitim ve siyaset ağırlıklı bir yönetim izlemektedir. Dolayısı ile devlet kurumlarında bürokratik yapı daha modern hale gelmekte ve iş bölümü oluşmaktadır. Dolayısı ile yönetimler üst yönetimler ile bir araya gelmekte ve bazı konularda uzmanlardan görüşler alınmaktadır. Bununla birlikte karar merci yine siyasi iktidar ve ilgili bakandır. Bu noktada kurumlarda yarı-otoriter bir yönetim yapısı görülmektedir.
Diğer yandan, bu yıllar ticari işletmelerin sermaye birikimlerinin arttığı ve kurumsal bir yapıya doğru kaydıkları yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yıllarda,ticari işletmelerin eğitimli ve yetenekli insanları işlere alması ve bu insanların fikrinden yararlanması yoluna gitmesi ticari kurumlarda yarı-otoriter yapının daha esnek olmasına yol açmaktadır. Dolayısı ile, bu kurumlarda hantal bir bürokratik yapı yoktur.
Eğitim seviyesinin yükselmesi, en azından kurumların bulunduğu illerde gelir seviyesinin artması ve bunların insanların zihninde daha liberal düşünce yapısı taşımasına olanak vermesi daha demokratik bir yönetim yapısının çıkmasına olanak vermiştir.
Bu yıllar insanların başarılı olmalarının ardındaki sebep olarak rasyonel ve yeni fikirlerin olduğu şeklindeki fikirlerin daha da ivme kazandığı yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun ardındaki en önemli faktör toplumlarda gelir, eğitim seviyesinin yükselmesi, realist düşüncenin yaygınlaşmasıdır. Bütün bunlar insanlarda liberal düşüncenin oluşmasını sağlamaktadır. Bu da yeni fikirlere açıklığı sağlamaktadır. Dolayısı ile, en azından üst yönetimlerde yönetim yapısı daha demokratik hale gelmektedir.
Bu yıllarda, insanların daha realist düşünceye sahip olmaları ve kurumlarda göreceli alt seviye yönetimlerdeki insanların rasyonel fikirler ortaya koyduğu düşüncesinin üst düzey yönetimce anlaşılması karar süreçlerinde daha alt seviyedeki yöneticilerin kısıtlıda olsa rol almalarına olanak vermiştir.
1.2.3. Demokratik Yönetim Şekli
Demokratik yönetim şekli daha alt düzey yönetimlerin üst düzey yönetime karar verme sürecinde tam olarak katıldığı bir yönetim şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu noktada eğitim seviyesinin artması demokratik yönetimlerin oluşturulmasında çok önemli rol oynamaktadır. Özellikle eğitimin üniversite ve daha yüksek seviyelere çıkması insanların bir yandan bilgi birikiminin artmasına bir yandan da daha realist düşünceye sahip olmalarına olanak vermektedir. Üniversitelerdeki demokratik ortam insanların belirli konularda fikirlerini belirtmesine ve katılımcılığı artırmasına olanak vermektedir. Bu alışkanlık ve kalifiyelik kurumlarda üniversite eğitimli insanların işe yerleştirilmeleri akabinde zamanla bir davranış biçimi haline gelmekte ve yönetimlerde demokratik bir tavrın sergilenmesine olanak vermektedir.
Bu davranış biçimi şuan yarı-otoriter-demokratik yapıdaki yönetimin daha demokratik hale gelmesine ve yönetimler arasında bilgi alışverişinin sağlanmasına olanak vermektedir. Bu da kurumsal verimliliği artırıcı bir rol oynamaktadır.
1990’ lı yıllar demokratik yönetim şeklinin tüm kurumlarda az çok kendisini gösterdiği yönetim şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu demokratikleşmenin arkasında hiç kuşkusuz kurumlarda eğitim seviyesinin artmasının büyük rolü bulunmaktadır. Eğitim seviyesinin yükselmesi ve özellikle ticari kurumlardaki maddi gelişme kurumlardaki yönetimlerde demokratikleşmenin önünü açan en önemli faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu gelişme kurumlarda yapılan bazı düzenlemelerden de anlaşılabilir. Örneğin personel bölümü yerine insan kaynakları bölümü,personel, işçi yerine çalışan profesyonel, işadamı gibi isim düzenlemelerine gitmeleri çalışanları bir insan olarak görmek şeklindeki metodolojisinin gelişmesi demokratikleşmenin birer ipuçları şeklindedir.
Bu yönetim şeklinde kurallar ve disiplinler daha rasyonel hale getirilmiş bulunmaktadır. Dolayısı ile çok sıkı kurallar ve disiplinle işlememektedir.
İnsanların eğitim seviyesinin yükselmesi kuralların ve uygulamaların daha esnek hele gelmesine olanak vermektedir.Genel olarak üniversitelerin insanlara sağladığı katkılardan birisi de daha fazla iş disiplini ve kuralcılıktır. Dolayısı ile bu olgular kurumlarda belirli bir disiplinin devam etmesine olanak vermektedir. Sadece kurumlar bu disiplini kontrol edecek mekanizmalar kurmaktadırlar.
Ayrıca, kurumlarda eğitim seviyesinin yükselmesi yıllardır süregelen ve rasyonelliği kalmamış bazı rijit kuralların devam etmesine izin vermemektedir. Dolayısı ile, şu an en azından eğitimli gençler için yokluğu iş disiplinini bozacak hareketler dışında diğer rasyonel olmayan kurallar terkedilmektedir.
Bu yönetim şeklinin ortaya çıkmasının ardındaki en büyük faktör eğitim seviyesinin yükselmesi, realist düşüncenin yaygınlaşması ve verimliliği artırmak yönündeki düşüncelerdir.
Özellikle zamanımızda gelir ve eğitim seviyesinin yükselmesi kurumlarda yönetim yapısının demokratikleşmesi noktasında adımlar atılmasına olanak vermektedir. Bu bütün kurumlarda geçerli bulunmaktadır.
Bununla birlikte özellikle ticari kurumlarda artan rekabetten dolayı yeni fikirlerin hayata geçirilmesi düşüncesi doğmaktadır.Bunun en kestirme yolu kurumlarda çalışan bireylerden fikirler alınması şeklindedir. Bu kurumlarda göreceli olarak realist düşünceye sahip insanların daha fazla oluşu ortaya yeni ancak rasyonel fikirler koymalarına olanak vermektedir. Bu fikirler kurumların verimliliğini artıran olgular olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer yandan, ticaretin de bilimsel olarak ele alınışı bu verimlilikten yararlanmak gerçeğini desteklemektedir. Bunu gerçekleştirmenin en basit yolu alt yönetimlerin üst yönetimlere karar sürecinde katılması ve üst yönetimin kararlaştırılan fikirleri hayat geçirmesidir. Dolayısı ile bu noktada demokratik yönetim kurumların verimliliğini her alanda artırıcı fikirlerin ortaya çıkmasına olanak vermektedir.
http://www.bilgiyonetimi.org