insankaynaklari.com içerik ekibi
Klasik Yönetim Görüşleri
Sanayi devriminin gerçekleşmesi ile işletmelerin büyük üretim sistemlerine geçmeleri, işletme içindeki çalışan faktörünün ön plana çıkmasını sağlamıştır. Makinalaşma ile birlikte gelen hızlı büyüme işletme verimliliğini ve etkinliğini artırmak için çeşitli düşüncelerin doğmasına sebep olmuştur. Yönetim psikoloji alanında ürettiği fikirler ile ilk ismini duyuran kişi Taylor' dır. Frederick W. Taylor 1911 yılında o ana kadar yapmış olduğu çalışmalarını "İşletmelerin Bilimsel Yönetimi" adlı kitabında toplamıştır. Taylor çalışmalarının büyük bir kısmını üretim atölyelerinde ve rutin işler yapan çalışanların iş tarzlarını inceleyerek geçirmiştir. Araştırmaları sonucunda tecrübeli bir çalışanın bu tarz tekrarlanan işlerde belli bir süre sonra belirli bir yöntem geliştirebildiğini bulmuştu. Zaman içinde bu işler çalışana düşünsel çabalar gerektirmeden belli alışkanlıklar da kazandırmaktaydı. Bu yüzden Taylor ve arkadaşlarının, daha sonra "Taylorizm" ekolü ya da "Bilimsel Yönetim Yaklaşımı" olarak nitelendirilen bakış açıları daha çok teknik adam gözü ile olmuştur. Taylorizm ekolünün 3 ana prensibi vardır;
- Eğer bir iş verimli şekilde yapılmak isteniyorsa eski usuller yerine yeni yöntemler geliştirilmelidir. Zaman ve hareket önemlidir ve bir işte yapılan gereksiz çabalar kesinlikle önlenmelidir.
- Bir işin en etkin ve hızlı bir biçimde yapılabilmesi için çalışanlar motive edilmelidir. Bunun için de çalışanlara normal ücretlerinin dışında prim ve/veya ikramiyeler verilmelidir.
- Çalışanın bir işin gerektirdiği kurallara uyması için tecrübeli çalışanlar kullanılmalıdır ve aksi şekilde davranan çalışanlar ceza görmelidir.
Taylor'ın bilimsel yönetim yaklaşımının gelişmesine Gannt, Gilbert ve Emerson gibi düşünürler de katkıda bulunmuştur. Temel hatları ile yönetimde bilimsel yaklaşım gelişigüzel çalışmayı değil, bilimi, kişisellik değil yardımlaşmayı, düşük verim değil, maksimum çıktıyı amaçlar.
Taylor'ın kitabının yayınlanmasından tam 5 yıl sonra Henri Fayol adındaki bir Fransız maden mühendisi 1916 yılında "Sanayi ve Genel Faaliyetlerde Yönetim" adı altında bir kitap yayınlamıştır ve İnsan Kaynakları tarihinde "Yönetim Süreci" yaklaşımının kurucusu olmuştur. Kitap sorumluluk sahibi her yöneticinin uyması gereken belli kuralları içermekteydi. Fayol'un kitabı daha çok bir işletmeyi yönetmek ya da bir işletme biriminin başında bulunan bir yöneticinin göstermesi gereken faaliyetleri ve uyması gereken kural ve ilkeleri içermekteydi. Öte yandan Taylor'ın kitabı çalışanın uyması gereken kuralları ve bir işin gerçekleştirilmesi aşamasında en verimli bir şekilde zaman ve hareket kullanımı için gereken yöntemleri kapsamaktaydı. Özetlenecek olursa Fayol kişilerarası ilişkileri inceleyerek işletmelerin psiko-sosyal analizlerini yapmış, Taylor ise iş yaparken kullanılan araç ve makinalar arasındaki ilişkileri inceleyerek işletmelerin psiko-teknik analizlerini yapmıştır.
Fayol'un çalışmalarındaki asıl konu yönetim faaliyetleridir ve düşünüre göre ortalama bir insan tembeldir. Bu yüzden çalışanları yola getirmek için işletmelerde katı bir disiplin ve ceza sistemi uygulanmalıdır. Yöneticiler astlarına güvenmemeli ve sürekli bir kontrol mekanizması uygulamalıdırlar. Bu yüzden Fayol ve arkadaşlarının işletme içindeki insanı bir araç ve robot olarak algıladıklarından, ortaya attıkları fikirlerinin ne çalışan memnuniyeti ne de yönetim etkinliğine katkısı olmamıştır.
Klasik yönetim görüşlerinde Max Weber'in "Bürokrasi Modeli" de yer almaktadır.
Weber' e göre işletmelerde 3 tarz yönetim otoritesi mevcuttur. Bunlardan ilki, babadan oğula geçen, doğuştan kazanılan ve kişisel olan geleneksel otoritedir. İkinci otorite türü ise kahramanlık ve benzer üstün kişisel yeteneklere dayanan karizmatik otoritedir. Son otorite türü ise meşru otoritedir ve demokratik ve yasal düzenlemelerin mevcut olduğu toplumlardaki otoritedir.
Daha sonra Weber, ideal toplum düzeninin yönetim biçimi olarak Bürokrasi Modelini ortaya atmıştır. Bürokrasi modeli, bir yönetim için akılcı ve güçlü amaçlara ulaştıracak sağlam bir işletme yapısını, bu yapı içindeki görevleri yerine getirecek kimselerin kendi alanlarında uzmanlaşmalarını, kişisel arzu, hırs ve ihtiyaçlardan arınmış objektif ve akılcı bir yönetim sistemi kurulmasını ve son olarak işbaşına getirilecek yöneticilerin bilgi, yetenek ve tecribelerine göre demokratik bir seçimle görevlendirilmeleri gibi birtakım kuralları içermektedir. Ancak Weber'in modelinin aşırı ölçüde şekilciliği, görev ve sorumluluk alanlarındaki katılığı ve değişmezliği işletmelerdeki esnekliği azaltmıştır.
Neo-Klasik Yönetim Görüşleri
Düşünürler tarafından bu görüşler ortaya atılırken Elton Mayo ve arkadaşları 1924 yılında Western Electric kuruluşunun Hawthorne fabrikalarında bir dizi araştırmalar başlatmıştı. Araştırmalar tam sekiz yıl sürmüş ve 1932 yılında sonuçlandırılmıştır. İlk deney ışıklandırma üzerine idi ve ışık şiddetindeki artış ve azalmaların verimlilik üzerindeki etkileri incelendi. İkinci deney Röle Montaj Odası adı altında yapılmıştı ve amaç fiziksel yorgunluğun iş verimi üzerindeki etkilerini araştırmaktı. Çalışma saatlerindeki kısıtlamaların, dinlenme molalarının artırılmasının, araç ve malzemelerdeki değişikliğin etkileri ölçülmeye çalışılmıştır. Üçüncü deney de İkinci Role Montaj Odası adı altında yapılmıştır ve buradaki amaç İlk Röle çalışmasında önem verilmeyen teşvikli ücret sistemlerinin üretim üzerindeki artışları incelenmiştir. Dördüncü deney Mika Yarma Test Odası çalışmasıdır. Burada amaçlanan tamamı ile ücret etkenini dışarıda bırakarak molalardaki artışların ve haftalık çalışma süresinin artırılmasının verimlilik üzerindeki etkileri incelenmiştir. Beşinci deney Mülakat Programı adı altında yapılmıştır ve çalışmanın sonuçlarını derinlemesine araştırmak amacı ile işçiler görüşmelere tabi tutulmuştur. Son altıncı deney Seri Bağlama Gözlem Odası adı altında uygulanmıştır ve bu deneyin amacı grup üyelerinin davranışlarının analizlerini yapmaktı. Tüm bu deneylerin sonucunda teknik ve fiziksel koşullar kontrol edildiğinde işletme verimliliği artışının devamlı olmasının sebebi grup oluşturma ve çalışanlar arasındaki sevgi bağlarının güçlü oluşundan kaynaklandığı bulunmuştur. Mayo ve arkadaşlarının yaptığı bu incelemeler yönetimde yeni düşüncelerin doğmasına neden olmuştur.
Hawthorne Çalışmaları, işletme içindeki çalışanın diğer anlayışların aksine işletme verimliliğinin sağlanması için sürekli cezalandırılması gereken bir robot ya da makine değil, aksine kendi insiyatifini kullanabilen ve fiziksel çalışma koşullarından çok, sosyal çalışma koşullarından etkilenen birey olduğunu fikrini doğurmuştur. Bu İnsan Kaynakları alanındaki fikirlerin gelişiminde en önemli araştırmalardan birisi olmuştur.
Modern Yönetim Görüşleri
II. Dünya Savaşı yıllarından itibaren yönetim konularının ele alınışında "Sistem Yaklaşımı" olarak bilinen yeni bir yaklaşım hakim olmaya başlamıştır ve bu yeni düşünce tarzı biyolog Von Bertalanffy'nin 1920' lerde başlattığı "Genel Sistem Teorisi" nden kaynaklanmaktadır. Genel Sistem Teorisi, her türlü sisteme uygulanabilecek genel ilke ve prensipleri bulmayı ve geliştirmeyi amaçlayan disiplinlerarası matematiksel bir çalışma alanıdır. Başka bir deyişle, Biyoloji, Matematik, Fizyoloji, Ekonomi gibi bilim dallarının birleşiminden oluşan ve özellikle örgütsel gelişme konularına uygulanabilecek ilke ve teorileri geliştirmek Genel Sistem Teorisinin ilk amacı olmuştur. Böyle bir "bütüncü" görüşün yönetim konularına uygulanması ile yönetimde sistem yaklaşımı adı verilen yeni bir yaklaşım tarzı ortaya çıkmıştır.
Sistem Teorisi, tek başına yeni bir bilimsel disiplin olmaktan çok, belirli olayların, durumların ve gelişmelerin incelenmesinde kullanılan bir düşünce tarzıdır. Yaklaşım, bir sistemi
- belirli parçalardan
- bu parçalar arasında belirli ilişkiler olan
- bu parçaların aynı zamanda da dış çevre ile ilişkisi olan
bir bütün olarak tanımlar.
Belirli bir olaya sistem yaklaşımı açısından bakıldığında sorulan sorular şunlardır:
- Bu sistemin önemli parçaları neledir?
- Bu parçaları birbirine bağlayan ve birbirine uyumunu sağlayan başlıca süreçler neledir?
- Sistemin gerçekleştirmek istediği amaçlar nelerdir?
Yönetimde sistem yaklaşımını kullanmanın yararı, böyle bir yaklaşım sayesinde Yönetim Teorisinin katı yapısının dışına çıkılmıştır. Böyle bir yaklaşım işletmelere esneklik getirmiştir. Yöneticilere ise sağladıkları faydaları şunlardır:
- Yönetici görevini sadece kendi fonksiyonları açısından yorumlamaktan kurtulmuş, kendi sisteminin bağlı olduğu diğer alt-sistemler ve çevre koşullarını da göz önüne almıştır.
- Yönetici kendi sisteminin amaçlarını daha geniş bir sistemin amaçları ile ilişkilendirmeye başlamıştır.
- Yönetici, alt sistemleri değerlendirirken bu sistemlerin esas sistemlere yaptığı katkıyı belirleme olanağına kavuşmuştur.
www.insankaynaklari.com